Bakma, Görme ve Kültürel Hegemonya

5 dakikada okunur

Tarih boyunca, sanatçıların üretiminde temel ilke doğaya sadık kalarak onu taklit etmekti.Ressam, objeyi incelemiş, ona temas etmiş ve yeterince kavradığını düşündüğünde  bir yüzey üzerine çizmiş. Bu dünyanın her yerinde böyle olmuş. Yöntem benzerliklerine rağmen,  eserlerdeki farklılıklar şaşırtıcıdır. Çinli bir ressam ile İngiliz bir ressamın ağacı yorumlama ve aktarmada farklılığı, bu konuya kafa yormayı zorunlu kıldı. Bu nasıl olabiliyor? Neredeyse bütün çinlilerin ağaçları aynı. Aynı durum ingilizler için de geçerli. Mısırlı ressamlar için de aynı şeyi kolaylıkla görebiliyoruz. O halde bakmak ve görmek fiziksel bir olay olmaktan öte kültürel ve ruhsal-tinsel midir? Gerçekte bu farklı bakış açılarına saygı duyulur mu? Sanatta gerçeği ve doğruyu kim tayin eder? Ekonomik ve siyasal güç odakları bu duruma ne diyecektir?

Sanat tarihi, aynı zamanda bir kültür tarihi olduğuna göre, sanat eserlerine baktığımızda, o eserlerde, ilgili toplumun ayak izlerini görmemiz gerekmez mi? Bir toplum aslında hiç olmadığı bir şey olur mu?

Kendi tarihi boyunca gözlem ve deneyi temel ilke edinmiş Avrupa kültürü nasıl olmuş da yirminci yüzyılın başında, tarih boyunca küçümsediği ve insan saymamak için ansiklopediye”vahşi” kavramını koyarak, karşısına; “yarı insan, yarı hayvan” olarak not düştüğü halkların sanatını “modern sanat” olarak dünyaya sunmuştur?

Avrupadaki akademik eğitimin sonucu olarak ortaya çıkan anlayış aniden nasıl olmuş da birden primitif sanatları en yukarı koymuş? Picasso’nun yaptığını binlerce yıldır yapan toplumların sanatçıları, pazarlarda köle olarak satılırken onları taklit eden Picasso nasıl dahi ilan edilmiş?

Bakma ve görme sanatla sınırlı kalıp kültürel ve siyasal alana nüfuz etmiş mi?

Bu sorulardan sonra ana konumuz olan “bakma ve görmedeki farklılıkların temel nedeni”ne dönelim.Biçimlerin ve olayların algılanma süreci öğrenilmiş ve yaşanmışlıklara belirleniyor. Mısırlı bir ressam için bir ağaç sadece sembol olduğu için şablon çizimle ifade edilir ve ağaç resmi çizerken ağaca bakma ihtiyacı hissetmez. Ağaç bir konunun hizmetkârıdır sadece. Aynı ağaç, Avrupalı bir ressamın ana konusu haline gelebiliyor fakat aynı konuyla bir ortadoğulu resim yaptığında küçümsemiyor. Fransa’da empresyonister dahi muamelesi görürken, doğudakiler küçümsenebiliyor. Aynı durum oryantalizm için de geçerlidir. Oryantal bir konuyu Ingres ele aldığında yapılan resim büyük bir sanat  eseri olabiliyor lakin doğulu bir ressam aynı konuyu ele aldığında “oryantalist bu” denilebilir. Tıpkı Fikret Mualla’nın Fransa’da resim yaparken ona söylendiği gibi” On a fait ça, Fikret! Tu fais autre chose”-“Biz bunları yaptık Fikret! Sen başka bir şey yap.”

Önceki Yazı

Düşünmek Çileli Bir İş

Sonraki Yazı

Doğumunun 150. Yılında Tanburî Cemil Bey ve Sanat Felsefesi

Son Yazılar

Çölde Doğan Şiir

Kalıntıları bugün de hayatiyetini sürdüren İttihat ve Terakki’nin tek bir hedefi vardı: Ne olursa olsun, Abdülhamid