Hepimiz Birer Göçeriz Aslında

13 dakikada okunur

Zeynep SANCAR

“Göç herkesin yaşadığı ve hatta yaşayabileceği bir olay. Son yıllarda medya dezenformasyonu, politik rant için konunun pek çok açıdan odağını ve gerçekliğini yitiren bir zeminde tartışılması göç kavramını ve bizim göç/göçmenle olan ilişkimizi zedeledi. Kitapta birden çok göç hikâyesi var çünkü göç etme durumu bir gerçeklik ve her gün herkesin yaşadığı bir olay aslında.”

Evden Uzakta “Göç, mücadele, hayat” alt başlığı ile göçün nasıl bir gerçeklik barındırdığını ve bir zümreye öfke duymadan önce bu gerçekliğin yakıcılığı ve herkese aslında eşit oluşunu göstermek isteyen bir öykü derlemesi. Betül Ok Şehitoğlu ve Ahmet Melih Karauğuz’un hazırladığı kitapta özellikle 90 kuşağı yazarların yaşanmış hikâyelerden yola çıkarak öyküleştirdiği metinler yer alıyor. Kitabın editörlerinden Ahmet Melih Karauğuz ile Evden Uzakta’nın nasıl ortaya çıktığını ve neyi amaçladığını konuştuk.

Öteden beri edebiyatın konularından biri olan göç bugün edebiyatçıların dünyasında ve eserlerinde ne kadar yer buluyor?
Göç olgusu sizin de dediğiniz gibi her dönemin ana konularından birini oluşturuyor. Savaşlar, kıtlıklar, siyasi baskılar, daha iyi şartlarda yaşama arzusu ve daha pek çok göçe sebep konu insanlık tarihinde yer buluyor. Bugün de aynı durumlara şahit oluyoruz. Ancak bugünkü şahit olduğumuz durum geçmişten biraz daha farklı. Daha politikleşmiş, iktisadi anlamda daha farklı dinamikleri olan, güncel siyasette bir koz olarak kullanılan ve tüm dünyayı etkisi altına alan bir göç dalgası var. Öbür yandan uluslararası siyasetin yönünü ve durumunu da derinden etkileyen bir olgu bugün. Bu kadar etkileyici bir olay maalesef güncel edebiyatımızda çok az yer buluyor diyebiliriz. Her gün gündelik hayatımıza dâhil olan göç ve göçmen meselesi üzerinde tartışılması gereken bir gerçeklik. Hiçbirimiz ötekini anlamak istemiyoruz belki de. Yurtlarından ayrılan göçmen gerçeğini henüz kabullenemediğimiz için bu meseleye gündelik ve geçecek bir durum olarak bakıyoruz. Birçok sebebi olabilir ama ortadaki durum bu konunun oldukça az işlendiği bence.

Evden Uzakta’da çok farklı coğrafyalardan göç hikâyeleri var. Neden böyle bir seçki tercih ettiniz?
Genel bir önyargı oluştu son yıllarda. Göçmen/mülteci deyince aklımıza direkt Suriyeli vatandaşlar geliyor. Oysa göç herkesin yaşadığı ve hatta yaşayabileceği bir olay. Son yıllarda medya dezenformasyonu, politik rant için konunun pek çok açıdan odağını ve gerçekliğini yitiren bir zeminde tartışılması göç kavramını ve bizim göç/göçmenle olan ilişkimizi zedeledi. Kitapta birden çok göç hikâyesi var çünkü göç etme durumu bir gerçeklik ve her gün herkesin yaşadığı bir olay aslında. İran Hoy’dan ülkemize gelenler, Iraklı Türkmenler, Afganistan’dan ülkemize göçenler, Afrikalılar ve elbette bizler… Bizlerin göç hikâyeleri son on yılda hafızamızdan silindi. Biraz bunları yeniden hatırlamak biraz da göçün nasıl bir gerçeklik barındırdığını ve bir zümreye öfke duymadan önce bu gerçekliğin yakıcılığı ve herkese aslında eşit oluşunu göstermek istedik. Bunun için böyle geniş çerçevede göç öyküleri derlemesi yapmaya çalıştık. Kitabı özgün kılan, gerçek hayat hikâyelerinden oluşuyor olması.

Göç ve göçmenlik önyargıların çok güçlü ve etkin olduğu bir alan. Bu anlamda edebiyat ve sanat bu önyargıların kırılmasında etkili olabilir mi?
Sanat ve edebiyat tek başına güzel yapmaya belki yetmez ama güzel olması için en büyük araçlardan biri bize göre. Bugün bizler göç olgusunu rakamlar etrafında okuyoruz. İstatistiklere bakışımız şekilleniyor oysa tüm sayısal ifadeler aslında gerçekle bizi muhatap kılmaktan, gerçeğin acıtıcı ve ibret verici yönünü görmemizden uzak değerler. Baudrillard’ın yıllar önce tartıştığı simülasyon ve simülark kavramı bugün, istatistikler aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Oysa muhatap olduğumuz her bir sayısal ifadenin bize benzer hikâyeleri, acıları var. Edebiyat ve sanat bizi bu hikâyelere direkt muhatap kılıyor. Muhatap kılarken de onları hissetmemizi, zihnimizde tartışmamızı, bir şekilde acıları anlamaya çalışmamızı sağlıyor. Bu bağlamda sanatın bizlerle “öteki” arasında bağ kuran bir işlevi var diye düşünüyorum. Bu alandaki sanatsal çalışmaların sayısının artması meseleyi manipülatif bir düzlemden daha tartışılabilir ve anlaşılabilir bir yere çekecektir. Düşmanlıklarımızın da dostluklarımızın da daha anlamlı ve değerli oluşu(değerli oluşu diyelim) sanat aracılığıyla oluşabilir.

Ev ve aidiyet duygusu sizin için ne ifade ediyor? Bu anlamda mekânsal göç mü yoksa duygusal anlamda göç mü bir edebiyatçı olarak size göre daha sarsıcı?
Ev insanın dönebileceği, korunaklı bir alandır. Hem sosyolojik hem de psikolojik anlamda eve sahip olmak insanı birçok zarardan koruduğu gibi insanın varoluşuna da ciddi bir katkı sunar. Aslında burada her ikisi de sarsıcı olaylar. Mekânsal göç sizi siz yapan anlardan, yerlerden kopmanız ve bir anlamda köksüzleşmeniz demekken, duygusal göç sizin ruhsuzlaşmanıza sebep oluyor. Sizi siz yapan yerlere, oradayken yabancılaşmanıza yol açan duygusal göç adeta bir hayalete dönmenize sebep oluyor. Bedenen oradasınız ama ruhen yoksunuz. Her iki göç de insan için benzer oranlarda yıkıcı ve sarsıcı. Ama ben elbette duygusal göçten daha çok etkilenirim. Çünkü mekânsal göç yine bir şekilde içine dönebilmenin umudunu saklarken duygusal göç bütün varlığı anlamsız kılan, sizi bir yabancı ve yurtsuz hale getiren bir durum yaratıyor.

Kimlerin hikâyeleri var bu kitapta? Bu isimleri neye göre belirlediniz? Özellikle bu kitap için mi yazdılar yoksa daha önce yazılmış hikâyeler miydi?
Kitapta, belli başlı istisnalar hariç, genelde 90 doğumlu yazarların öyküleri var. Bunun bilinçli bir sebebi var elbette. Göç olgusunu yaşamamış, göçtükleri ülkelerde bir yabancı olarak doğmuş çocuklarla, 90 kuşağı ilk önce muhatap olacak. Memuriyetinde, iş yaptığı alanlarda, komşu olarak, çocuğunun sıra arkadaşı olarak. Bu sebeple doksan kuşağının bu öyküleri yazmasını istedik. Yazarak “öteki” olana daha yakından bakmasını arzuladık. Bu sayede göçmenlerin acılarına, yalnızlıklarına, ıstıraplarına ve elbette mutluluklarına, çabalarına, kavgalarına birinci elden şahit olacaklar ve bu da zaman içinde olumsuz algının kırılmasında bir fayda sağlayabilecek. Bu kitapta ülkemize göçen hemen her milletten insanların hikâyeleri var. Suriyeliler, Afganlar, Türkmenler, Afrikalılar ve daha nicesi. Bir öykü hariç kitaptaki tüm hikâyeler bu kitap için yazıldı ve her biri gerçek vakalara dayanan, yaşanmış olayların yazarların zihin ve ruh dünyalarında yeniden damıtarak yorumladıkları hikâyeler. Yaşamadığımız mülteci olma duygusu yerine, yaşayan insanların gerçek hikâyelerine dokunarak daha sahici bir şeyler yazılabileceğini düşündük ve bundan dolayı uzun bir çalışmayla sahadan gerçek vaka hikâyeleri topladık ve projeye katılmak isteyen yazarlara bu vakaları göndererek onlardan birer hikâye aldık.

Önceki Yazı

Saray Tiyatrosu’ndan Tuvalete

Sonraki Yazı

Zamanın Durduğu Yer: Safranbolu

Son Yazılar

Çölde Doğan Şiir

Kalıntıları bugün de hayatiyetini sürdüren İttihat ve Terakki’nin tek bir hedefi vardı: Ne olursa olsun, Abdülhamid