10 adımda çocuğa göre edebiyat

5 dakikada okunur

2) Çocuk edebiyatı tasnifinden söz etmemek mümkün mü?
Çocuk yazını, edebiyat binasının dışarıya açılan penceresi yahut bir giriş kapısı değil, onun bizatihi kendisiyse, bu kendiliğin içerdiği birtakım farklılıkları bünyesinde barındırması olası değil midir? Bir yapbozu gözümüzün önüne getirelim… er parça, bütünü var edip onun oluşumuna katkı sağlarken, kendi içinde de bir varlık gösterir. Her birinin içerdiği kendi anlamı, rengi, biçimi, ifade ettiği bir resmi vardır. Bütüne dahildir, bütünün kendisidir; ancak bir yanıyla da ayrıdır, kendi olmaklığındadır.
Çocuk yazının kendiliğini kabullenmemek,sınıflandırılabilirliğini reddetmekte tepeden inmeci bir anlayışın payı hiç mi yok? İçeriden bir bakış, bunun kendine has bir bütün olduğunu kabulde zorlanmayacaktır çünkü. Aksini düşündüğümüzde; öykünün, romanın, denemenin, şiirintürsel varlığını ve kendi içinde sınıflandırılabilirliğinide yadsımamız gerekmez mi? Türler arasındaki bütün o geçirgenlikleri, çerçevelerinin belirsizliğini hesaba katarak soruyorum: Her form yine de kendi içinde, kendine has yazısız kuralları olan bir bütünler silsilesine sahip değil midir?
Bugün, çocuk edebiyatı tasnifi, genel kanon tarafından kabul edilse de geçmişte buna yönelik tartışmalar yaşandı. Cemal Süreya çocuk edebiyatı tasnifini reddederek, “Edebiyat vardır. Çocuklar da ondan kendilerine göre koparabildiklerini alırlar. Çocuğu küçümseme yatıyor ‘çocuk edebiyatı’ sözünde. Bırakalım, çocuk da yüzmeyi (okuma yazma) öğrendikten sonra, bizim denizimize girsin,” dedikten sonra şöyle devam eder, “Çocuk henüz ‘ekmek’ diyemiyor da, ‘epe diyorsa, ona kalkıp ‘epe’ diye söz etmeyelim ekmekten. O zaman ‘epe’den ekmeğe gelişim süreci uzar ya da hiç değilse, biz uzamasını istiyoruz demektir.”Cemal Süreya’nın çocuk edebiyatından söz ederken anladığı şey aslında “çocuklaşmaktır.”Ancak bugün, çocuk yazınının, çocuk okurun gerçeğine eğilme ve ona uygun eser verme yönünde bir yol izlediği, en azından bu çabanın içinde olduğu bilinen bir gerçek. Burada, “çocuklaşmanın” ötesinde bir şeyden söz ediyorum.Bugünün çocuğunu, onun ilgi ve ihtiyaçlarını doğru yorumladığımızda; çocuk okurun zekasını, edebi ve sanatsal görgüsünü hafife almayan, yenilikçi, metnin inşasına okuru da dahil eden gerçek edebiyat metinleriyle karşılaşmamız mümkündür. Aksi halde değil.
Şöyle nihayete erdirelim: Edebi ve sanatkarane hassasiyetlerin tümüne sahip olması bakımından çocuk yazını, edebiyatın bir dalıdır; öte yandan deneyim yönünden bizden daha kısıtlı yaşanmışlığa sahip çocuğa ve çocuk gerçekliğine uygun eser verme gayreti bakımından diğer edebi eserlerden ayrılır. Kendi normları, kendi düşünme ve ifade etme biçimi olan yadsınamaz bir yazın haritasına sahiptir.Halen ara ara rastladığım çocuk edebiyatı tasnifinin doğru olup olmadığına yönelik anlamsız tartışmaları bir yana bırakarak çocuk gerçekliğini dikkatle izlemeye ve yazılanların bu gerçekliği kavrayıp kavramadığı üzerine düşünmeye ihtiyacımız var. Hatta bunun tam sırası!

Önceki Yazı

Sinemanın sana ihtiyacı var

Sonraki Yazı

Sanatta ‘eylül’ bereketi

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde