“Açlık Oyunları” yıllar sonra geri döndü

11 dakikada okunur

Yazar Suzanne Collins 2008 yılında Açlık Oyunları’nı yayınladı ve gençlik distopya türü için adeta yeni bir dönem başladı. Birer yıl ara ile çıkan 3 kitaplık seri en çok okunanlar listesinde uzun yıllar yer aldı. 2012 yılında Francis Lawrence tarafından filme uyarlanan kitap, gişede büyük başarı yakalayınca devamı da gecikmedi. Seri, çıktığı dönem özellikle genç yetişkinler tarafından çok sevildi. Öyle ki, sinemada art arda benzer senaryolar, farklı isimler görür olduk. Bunların hepsinde bariz Açlık Oyunları tadı vardı ama hiçbiri onun tahtını sarsamadı. Açlık Oyunları’nı bu kadar başarılı kılan, gençlik kurgusu deyip geçemeyeceğimiz sağlam hikâyesiydi aslında. İlk defa 11 yaşımda izleyip büyülendiğim bu kurguyu, bugün 22 yaşımda büyük bir hevesle yeniden izliyorsam bunun arkasında Suzanne Collins’in güçlü kaleminden çıkan politik temelli isyan öyküsü yatıyor. Açlık Oyunları için Z kuşağının Cesur Yeni Dünya’sı demek iddialı kaçsa da yanlış olmayacaktır. Üstelik liderliğini bir kadının üstlendiği başkaldırı planı, daha önce pek rastlamadığımız örneklerden. Çıktığı zamandan bu yana büyük hayranlık beslediğim ve adeta onunla büyüdüğüm seri, yıllar sonra yeni bir uyarlama ile beyaz perdeye döndü. 

Üçlemenin son kitabından 10 sene sonra Suzanne Collins Kuşların ve Yılanların Şarkısı’nı okuyucularla buluşturdu. Bu sefer serinin kötü adamı Başkan Coriolanus Snow’u başrol seçerek farklı bir yol izledi. Hikâye, Açlık Oyunları’ndan tam 64 yıl öncesini kapsıyor. Son kitapta maziden gelen göndermeler, esas kurgu ile anlamlı bir bütünlük oluşturuyor. Hazin sonunu bildiğimiz Snow’un gençlik dönemine tanık olmak geçmişe dair yeni kapılar açarken yer yer duygusal bir deneyim yaşatıyor. Kitap yayımlandığı tarihten itibaren sinemaya çevrim dedikodularıyla gündemdeyken Francis Lawrence 3 yıl sonra kitaba büyük oranda sadık bir filmle çıkageldi. 2010’larda Açlık Oyunları’yla başlayıp zamanla popülaritesini kaybeden gençlik distopya janrı böylece tekrar canlandı. Bu akım, sinemada yeniden karşılık bulacak mı zamanla göreceğiz fakat filmin ilk hafta beklenenin üzerinde gişe yapması olumlu bir gelişme olarak yorumlanabilir. 

Filmin oyuncu kadrosunda; Tom Blyth, Rachel Zegler, Hunter Schafer gibi yeni ve genç isimlerin yanı sıra oldukça tecrübeli sanatçılardan Viola Davis ve Peter Dinklage yer alıyor. Film, üçleme ile kıyaslandığında fantastik yönü ağır basıyor. C. Snow’un gençlikten çıkıp olgunlaştığı döneme, bol müzik ve karikatürize karakterler eşlik ediyor. Bu da oyunculara büyük performanslar için alan açıyor. İçe kapanık, gururlu imaj çizen C. Snow’a can veren Tom Blyth dışındaki oyuncular parlak, gösterişli tipler canlandırıyor. Rachel Zegler, şarkıcı Lucy Gray rolünde pek çok kez sahne alıyor. Kitapta da sık geçen baladlar hikâye ile dengeli, hoş bir harmoni oluşturuyor ve filmi müzikal türüne yaklaştırıyor. Ek olarak filmin tüm meselesini, sözlerine ince ince işleyen bir soundtrack’i var. Olivia Rodridgo’dan You Can’t Catch Me Now sinemada duyduğunuz an içinize işliyor.

Kuşların ve Yılanların Şarkısı, Capitol zaferinin 10. yılına ışık tutuyor. Panem devletinin çatısı altında; mıntıkalar, Capitol’e isyan etmiş. Savaş her iki taraf için de zorlu geçmiş, insanlar açlık ve büyük kayıplarla mücadele ederken Capitol, mıntıkaların isyanını başarılı bir şekilde bastırmıştır. Capitol halkı hızla zenginleşirken, diğerleri ters istikamette yol alır. Devrimin öncüsü sayılan 13. Mıntıka haritadan silinir, kalanlar ise tahakküm altında yaşam sürer. Mıntıkalara tek ceza bununla da kalmaz. Her yıl 24 çocuk, Açlık Oyunları adı altında haraç olarak seçilir ve ölümüne mücadeleye zorlanır. Başkaldırmanın bedeli, canlarıyla ödenen bir gelenek halini alır. 

Yeni bir soluk

Zamanla iki kesimin de ilgisini kaybeden Açlık Oyunları’na 10. senesinde yeni bir soluk getirilir. Her haraca Capitol’den genç birer mentör atanır, oyunlara hazırlık sürecine seyirciler de dâhil edilir. Haraçların motivasyonu hayatta kalmak iken mentörlerinki başarılı bir kariyer beklentileridir. Snow’lar ülkenin önde gelen ailelerinden olmasına rağmen savaş ile mal varlıkları da yavaş yavaş tükenmiştir. Coriolanus Snow erken yaşta sadece anne babasını değil servetlerini de kaybeder. Çaresizliğin beslediği kazanma hırsı, onu ve haracını güçlü bir takım haline getirir. 12. Mıntıkadan gelen Lucy Gray ile Coriolanus Snow arasında başlayan mutualist birliktelik kısa zaman içinde yüksek tansiyonlu bir çizgiye ulaşır. İlişkinin nerede aşk nerede çıkar odaklı olduğu hep belirsiz ve soru işaretidir.

Kuşların ve Yılanların Şarkısı ile Capitol tarihine yakından tanık olunca Açlık Oyunları serisi, Alaycıkuş efsanesinden çıkıp C. Snow’un trajedisine dönüşüyor adeta. Kitapta ilahi bakış ile karakterin her detayına hâkim olup karanlık zihnine girebiliyoruz. Bu denli bilinç akışının filme yansıması oldukça zor. Özellikle karakter özelinde büyük dünyalar anlatan bir öykünün, film uyarlamasından bunu beklemek haksızlık olur. Bu sebeple Snow, kitapta yakından gözlemlediğimiz gerçek bir kötü adamken filmde finale doğru adım adım açılan bir giz olarak tasarlanmış. Annesi iyiliği, babası kötü tarafı temsil ediyor ve biz onun annesiyle vedalaşıp babasına dönüşümünü görüyoruz. Filmde beyazdan siyaha, gri ve tahmin edilemez bir yol izliyor fakat kitapta çok daha karanlık. Beyaz perdede sık görmediğimiz bir form; anti-kahraman hikâyeleri. Çünkü karakter motivasyonu, çok daha hayati ve riskli. Filmin inandırıcılığını doğrudan etkiliyor. Yanlış kurulduğunda başarısız olurken aşırıya kaçtığında etik tartışmaları beraberinde getiriyor. Bu açıdan bakıldığında Snow’un portresi dengeli ve ideal biçimlenmiş, filmin karaktere olan mesafesi iyi ayarlanmış. Yapılan tercihler, hem kitap hayranlarını hem de henüz okumamış izleyicileri memnun edecek cinsten. Varlığı ne kadar yıkıcı olursa olsun Snow seyirciye her daim açık kapı bırakıyor. O, finalde tren yolculuğunu tamamlayıp hedefine ulaşırken biz de yeni düşüncelere doğru yol alıyoruz.

 

Önceki Yazı

Sinemada “Hayat” gündemde Demirkubuz ve NBC 

Sonraki Yazı

İstanbul’da yine yeniden bir kültür sanat yılı 

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine