Adım başı “kültür sanat”

10 dakikada okunur

28 Mayıs’ta başlayan Beyoğlu Kültür Yolu Festivali hız kesmeden devam ediyor. Genel bir çatı altında müzik, fotoğraf, tiyatro, resim, yemek, edebiyat şeklinde birçok bölüme ayrılıyor festival. Herkesin kendisine göre olanı bulması için bir yol oluşturuyor. On beş güne yayılan festival Beyoğlu ve çevresine bir renklilik, hareket ve heyecan kattı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın organizasyonuyla düzenlenen festivalin birçok paydaşı bulunuyor. Her paydaş kendi alanında öne çıkan, farklılığını ortaya koyan etkinliklere imza atıyor. Hepsini takip etmek mümkün olmadığından herkes kendi dünyasına, beğenilerine göre bir rota oluşturuyor. Benim Kültür Yolu Festivali’ni takip ederken oluşturduğum rotada konserler ve sergiler bir adım öne çıktı. O zaman gelin rotamda öne çıkanlara bir bakalım.

Müziğin Beyoğlu hali

İş çıkışı uğradığım Taksim’den Şişhane Meydanına doğru yürüdüm. Ceylan Ertem’in konseri olduğunu görünce dinlenmek amacıyla oturdum. Bir iki parça dinler ve eve revan olurum diye düşündüm. Lakin konser başladığında değişen atmosferle sonuna kadar kaldım. Aşık Mahzuni Şerif’den Sezen Aksu’ya söylenen her şarkı ile bir ferahladığımı hissettim. Şarkıları hep bir ağızdan söylemek ve bütün sorunlarımızı dertlerimizi arkada bırakmak çok güzeldi. Yaşadığım güzel tecrübe sonrası Sattas’ın ve Yüksek Sadakat’in konserlerinede gittim. Her birinde aynı coşkuyu ve rahatlamayı başka şekillerde yaşadım. Müziğin birleştirici gücünü de hissettim. Kapanışı ise Tunuslu udi Dhafer Youssef konseri ile Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) yapacağım. Kendisi ve müziğiyle tanışmamın pek bir öncesi yok. Ama hayatta bazı fırsatlar geldi mi ne olursa olsun kaçırmamak diye düşünürüm. Youssef’in geleceğini duyduğumda da bu düşünceyle hareket ettim ve konsere gitmeye karar verdim. Gidebildiklerimin yanında gidemediğim ama adından çokça söz ettiren konserlerde de aklım kaldı. Açılış konserlerinden Mazhar Alanson,  piyanist János Balázs’ın unutulmaz konseri veya Fazıl Say’ın AKM’deki ilk konseri sıralanabilir. Liste uzar gider. Müziğin temel bileşen olarak yer aldığı festivalin Galata Mevlevihanesi’nde yer alan Asitane Meşkleri’de kaçırdıklarımın arasındadır. 

“Rumi’nin Rüyaları” gerçek oldu

Uluslararası arenada dijital sanatla adından söz ettiren Refik Anadol’un Beyoğlu Kültür Yolu için Konya Belediyesi ile hazırladığı “Rumi Dreams” enstalasyonu görücüye çıktı. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan’ın festivali anlatırken kullandığı somut ve somut olmayan miras düşüncesinin modern, zamanın ruhuna uygun bir uygulaması biz sanatseverlerle buluştu. 6.5 dakikalık enstalasyonda Hz. Mevlana’nın dizeleri yapay zeka aracılığıyla görsel bir şölene dönüşüyor. Görsel şölen sanatsal anlamda bir ilgi çekicilik barındırırken aynı zamanda insanı bir yolculuğa çıkarıyor. Çıkılan yolculukta Rumi’nin dizeleri akla geliyor. Deneyimlediğiniz şölenin kendisi ise sizden uzağa doğru gidiyor ve sizi sarmalıyor. 12 Haziran’da bitecek serginin sonraki serüvenleri nasıl olacak hep birlikte göreceğiz.

“Ayağımdaki Diken”

Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın kendi hayatından yola çıkarak oluşturduğu “Ayağımdaki Diken” sergisi, gezdiğim sergiler arasında planlaması, organizasyonuyla tatmin edendi. İlk olarak 2017’de Baskı Müzesi’nde açılan sergi festival kapsamında İstanbul’a geldi. Sergiler arasında uzun solukları olan “Ayağımdaki Diken” sergisi 28 Temmuz’a kadar ziyaret edilebilir. Göç, yurt, arayış kavramları üzerine çalışan Koçan’ın sergide hem enstalasyonlara hem de baskı üzerine yaptığı çalışmaları yer alıyor. AKM Sergi salonunda bulunan sergiyi gezmek hem kolay hem rahat. Yer olarak da ulaşılabilir olması sergi keyfini arttıran bir unsur oluyor. 

Şehrin hafızasının derinliklerine 

İstanbul’un fotoğrafçısı Ara Güler’in arşivinden ilk kez bir araya getirilerek oluşturulan “Kıyının Hafızası” sergisi Galataport İstanbul içerisinde yer alan  Paket Postanesi’nde yer alıyor. Sergi tarihi binanın üst katında yerleştirme tarzında konumlanıyor.  Boğaz ve kıyılarıyla özdeşleşen gün batımının çeşitli görünümleri bizleri karşılıyor. Arkalı önlü yerleştirmeler pembeden maviye, maviden mor tonuna doğru gidiyor. Sergiyle ilgili olumsuz bir nokta ise daha geniş bir alana yayılması beklenirken, postanenin küçük bir kısmında kalması. Aslında bu yerleştirmede sanatın taliplisinin her türlü onu bulacağı düşüncesine işaret ediyor. Telefonların her şeyi ve  herkesi anında çektiğimiz zamanlarda bize ileriye kalacak olan fotoğrafın hangisi olduğunu hatırlatıyor. 

Bir gizemin peşinde

Yerleşik hayata geçişin ilk izlerini taşıyan Göbeklitepe’den yola çıkarak insanlığın ve medeniyetin kökenine bir yolculuk sunan bir sergiyle karşı karşıya kalıyoruz. Şanlıurfa’dan getirilen taşlarla yapılan replikasyonlar bizi tarihin içinde doğru götürüyor. Videolar ve baskılı tasarımlarda Göbeklitepe’nin gizemi kendini gösteriyor. 

Adı sıklıkla çeşitli tartışmaların odağında olan Beyoğlu, etkinlikler kapsamında baktığımda başka bir çehredeydi. Çehresinde bir arayış vardı. İnsanlar, gençler yolunu yordamını arıyordu belki de. Belki de sadece ınstagram paylaşımı. Ama her türlü insanlar orada olmaya devam ediyor. Festivalin hitap ettiği gençlerin çerçevesi çok genişti. Farklı kesimlerden gençlerin bir arada olması, geleceğimiz adına umut verici olduğunu düşünüyorum. Kültür sanatın birleştirici, bir noktada tarafsız yanının burada kendisini göstermesi de bir başarıdır. Başarı sayısal olarak algılandığı için belki yanlış bir kelime olabilir. İşarettir dersek çizilen rotayıda anlatmış olabiliriz.

 

Yazar: Rabia Bulut

Önceki Yazı

Yaza merhaba derken okuma listelerimizi de ihmal etmeyelim

Sonraki Yazı

En hayırsever zarafet abideleri

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de