Aile ve kültür nereye gidiyor?

/
26 dakikada okunur

Instagram, Twitter, TikTok denildiğinde akla gelen en genel tablo sosyal medya. Sosyal medyanın hayatımıza birçok noktadan yansımaları oldu. Onlardan önemli bir noktada aile üzerine oluşturduğu etki. Oradanda oluşturduğu kültüre bir etkisi var. Biz de bu etraflı konuyu akademisyen Prof. Dr. Filiz Aydoğan Boschelle, psikolog Serap Buharalı şair Kadir Tepe ve yazar Sami Uluğ ile konuştuk.

Değişime, gözlerimizle şahit olmakla beraber bu değişimden hepimiz hızlı bir şekilde etkileniyoruz. İnternet, hayatımızı çepeçevre sarmaktadır. Hatta bu konuda çoktan sardı ifadesini kullanmak daha doğru olacaktır.  İnternetin gelişimi ile kültür başta olmak üzere tüm sosyal yapılar bir kabuk hatta öz değişimine girmiştir. İnternet ile hayatımıza giren sosyal medya, hayatı yaşama biçimimizi, kültürümüzü derinden sarsan bir etki yaratmıştır. İnsanların sosyal medyada kurduğu sanal dünyaları, gerçek dünyalarını bir dönüşüme uğratırken aile yaşamı da bir değişim geçirmiştir. Bu değişimin, olumsuz mu olumlu mu olacağını gelecek bizlere gösterecektir. Biz bu değişim ve getirisini bir anlama çabasına girişmekteyiz sadece. 

Aile bireylerinin sosyal dünya içinde vakit geçirmeye başlamasıyla bireyler bu dünyanın büyüsüne kapılarak bağımlılık aşamasına geçmiştir. Dünyada bulamadığı tatmin duygusunu, sosyal medyanın likelerinda aramaktadır. Aile bireylerinde artan bu bağımlılık bir yandan aile bağını zayıflatırken, diğer yandan aile üyelerinin birbirine karşı yabancılaşmasına sebep olmuştur. Çocukların metaya dönüştürülüp bir pazarlama ürünü haline getirilmesi pedofili garabetine alan açarken ebeveynlerin bilgisizliği konunun çıkmaza girmesine sebep olmuştur. Ebeveynlerin, sosyal medya dünyasına ve algoritmasına yabancı olması ne çocuklarını koruyabilmesine ne de kendilerini koruyabilmesine neden oluyor. Sosyal medyanın hayatımızdaki egemenliğinin artmasıyla birçok soru meydana geliyor. Aile ve kültür sanat ilişkisi bağlamında bizlerde sorularımızı akademisyen Prof. Dr. Filiz Aydoğan Boschelle, psikolog Serap Buharalı, şair Kadir Tepe ve yazar Sami Uluğ’a yönelttik.

Sosyal medyada aile yok

Prof. Dr. Filiz Aydoğan (Akademisyen): 2000’lerden önceki dönemlerde gazete, radyo ve televizyon evlerin, ailelerin oturma odasına girmişti. Yani sosyal medyayı doğuran gelişmelerden önce, aileler iş dışındaki zamanlarında bu araçlarla vakit geçiriyorlardı. Medya konusunda eleştirel görüşe sahip yazarlar, televizyonu  oturma odasında yemek için toplanan aile bireylerini yabancılaştıran, birbirinin yüzüne bakmak yerine televizyona bakan, atomize edici bir iletişim aracı olarak değerlendiriyordu. İnternetin ortaya çıkışı ve akabindeki teknolojik gelişmeler ve sosyal medya ise, maalesef aileyi içinde barındıran bir olgu değildir. Çünkü sosyal medyayı yaratan teknoloji, artık fiziksel olarak bir araya gelmeye gerek duymaz. Artık sosyal medyayı doğuran yeni iletişim teknolojileri sayesinde, aktivizm, tüketim, edebiyat, eğlence, eğitim, sanat dijital ortama taşınmıştır. Yapılan her etkinlik izole bir biçimde yapılmaktadır. Başka deyişle, artık, oturma odasında bir araya gelmeye de gerek yoktur. Çünkü bu araçlar her yere taşınabilmektedir. İnternet aile bireylerini tek başına, kendi odasına hapsetmektedir. 5-6 yaş altı çocuklar bile bu teknolojilerle karşılaşmakta, aile bireyleri ise birbirlerini dinlemek için bile cep telefonlarından başlarını kaldırmamaktadır. Yani aile hayatı, belki bu teknolojiler ve sosyal medya nedeniyle, giderek ortadan kalkmaktadır.  

Gençler sosyal medyasında ebeveynlerini istemiyor

Sosyal medyada aile pek yok. Çocuklar sosyal medyada ebeveynlerini takip etmeyi, ya da onlar tarafından takip edilmeyi pek istemiyorlar. Sosyal medya hem çok büyük kitlelere ulaşmayı sağlayan ulaşımı geniş bir araç, hem de bizim özel ilgilerimize, zevklerimize göre kurgulayacağımız bir alan. Bu nedenle, gençler bu alanları, ebeveynlerine pek açmak istemiyor. Oysa, sosyal medya ortamı, ticari, ahlaki, zorbalık, cinsellik gibi konularda aldatmaya çok açık bir medya. Yani burada insanlar, sahte kimliklerle ailelerin gençlerini, çocuklarını kandırabilir ve kötüye kullanabilir. İşte tam da bu nedenle, özellikle 18 yaşın altındaki gençlerin medya kullanımı konusunda, dikkatli çalışmalar yapılmalı: dijital okuryazarlık dersleri, atölyeleri ve anne babalara eğitimi içeren dijital ebeveynlik atölyeleri hazırlanmalı. Ülkemiz aile yapısı ve genç nüfusu açısından özen gösterilmesi gereken, değerleri olan bir ülke. Bunun için yetkili kurumların mutlaka önlem alması gerekiyor.

Kurgulanan aile 

Metaverse, 3D sanal aleminde insanların dijital avatarlarıyla çalışabilecekleri, oyun oynayabilecekleri, sosyalleşebilecekleri bir mecradır. Facebook, WhatsApp, Instagram gibi bir çok sosyal medya mecrasının CEO’su olan Mark Zuckerberg’e ait. Meta şirketine bağlı olan metaverse ailelerin evlerinde bir araya gelerek birlikte etkinlikte bulunduğu, serbest zamanlarını ve serbest zaman etkinliklerini etkilemektedir. Yani, metaverse gibi teknik yenilikler fiziksel dünyadaki, fiziksel mekanlardaki serbest zamanların, etkinliklerinin yerini dijital alanlar, dijital varoluşlara bırakabilir. Hatırlayacağınız gibi, pandemi ile birlikte, pek çok kişi için eğlenmenin, sosyalleşmenin, eğitimin yeri dijital dünya olmuştu. Üstelik, bu dönemde dijital dünyada geçirilen zamanlar şirket toplantıları, dersler, doğum günü kutlamaları, sanal konserler, oyun oynama, diziler vs ile çok daha artmıştı. Metaverse gibi sanal aktiviteler, gerçek ve gerçek olmayan arasındaki ayrımı bulanıklaştırır ve gerçek olmayan gerçeğin yerine geçebilir. Bu durumda, kendimiz olmak yerine, bu teknoloji şirketleri ve onların sahiplerince hazırlanan, kurgulanan bir aile, toplum, birey olmaya indirgenmiş oluruz.

Çağın ebeveyni olmak lazım

Serap Buharalı (Psikolog): Azı karar çoğu zarar diye bir atasözümüz var. Şu anda sosyal medyayı hiç kullanmayan kişiler var mı? Evet, var. Sosyal medyayı işi gereği ya da aktüaliteyi takip etmek için çeşitli sebeplerle takip eden kişiler var mı? Evet, var. Orada ünlü olmak, influencer olmak, fenomen olmak için ya da belirli bir gelir sağlamak için kullanan var mı? Evet, var. İş için kullanan var mı? Evet var. Sosyal medya dediğimiz zaman, sosyal medya birçok şeye hizmet veriyor. Yani birçok açıdan birçok şeye hizmet veriyor. O yüzden de iyi tarafları olduğu gibi zararlı tarafları da var mı? Evet. Peki bu aileyi nasıl etkiliyor? Burada bilinçli bir sosyal medya kullanımı, okuryazarlığı var mı, işte bu çok önemli. Bilinçli bir aile, bilinçli bir şekilde sosyal medya okuryazarlığı konusunda bir edinimi varsa bu konuda bir -aile büyükleri için söylüyorum, aile ile ilgilenenler, ebeveynler için söylüyorum- bilgisi varsa bunu çocuklarına da zaten belli bir şekilde öğretiyor. Öğretmeli de. Kendisi bu konuda nasıl, bunu çok iyi bilmek lazım. İkincisi aile eğer kullanmıyorsa ki bazı ebeveyner kullanmıyor. İnternet aleminde neler döndüğünden, oradaki tehlikelerden haberi yok ve bu konuda bilgisi zayıf. Öyle bir durumda ise tabii ki çocuklarından bihaber olacak ya da çocukların ne yapıp ettiğinden çok etkin olarak bilemeyecek ve yönlendiremeyecektir. O yüzden de her ebeveyn, çağının ebeveyni olmalı. Çağın ebeveyni olmak ne demek? Süreç içerisinde çocukların birebir karşılaştığı durumlarla ilgili sanal ortamlarla alakalı bilgi sahibi olmak zorunda! Çünkü biz meleziz. İşte bunlar arasında, intibak edebilmek ve kendinden sonra gelen nesli de doğru şekilde yönlendirebilmek  için muhakkak ki sosyal medya okuryazarlığı olmak zorunda! Bunun artısını eksisini neler olabileceğini bilmek zorunda! O yüzden de aile bu konuda belirli bir disiplini olmalı. Yani o disiplin içerisinde kendisi de savrulmayacak kadar olgun ve dirayetli ve temkinli de olmalı. Çünkü sanalın bir büyüsü var. Bu sanalın büyüsünü de kendisi kapılmamak gerekiyor. 

Yüz yüze iletişimi azalıyor

Yüz yüze iletişimin azalmasına izin veren aile bireyleridir. Oradaki bir bağımlılığa sebebiyet verecek şekilde bir duruma sebebiyet veriyorsa ki karbonhidratı da her gün tükettiğinizde, şekeri de çokça tükettiğinizde siz bir şeker bağımlısı ve karbonhidrat bağımlısı da olabilirsiniz. O yüzden de hani tekrar en baştaki cümleyi tekrar sonunda söylüyorum. “Azı karar çoğu zarar.” şeklinde bir denge kurmak lazım.  Her şeyde olduğu gibi burada da bir denge konusudur. Eğer tabii ki burada da dengeyi kaybedersek o sanal dünyanın, o fantastik dünyanın içerisinde kendimizi rahatlatırsak o dünyada kendimizi hazırlarız. Çünkü sosyal medyada bir zorluk çekmiyorsunuz. Kendinizi istediğiniz gibi gösteriyorsunuz. Like alıp takipçi artırdıkça dopamin hormonu artırıyorsunuz. Dopamin bildiğiniz gibi başarı hormonudur. Sanal bir başarı aktivitesi kazanmış olduğunuz için beyin bunu anlamıyor ve dopamin de salgılıyor ve siz gitgide sosyal medyanın içerisinde daha çok şey yapıyorsunuz. Durumdan dolayı o yüzden de burada kendimizi kontrol etmek ve çocuklarımızı kontrol etmek ve bunu da belirli bir şekilde sağlıklı şekilde kullanıp ama  süresini ve zamanını da çok iyi bir şekilde dengeleyerek yaptığımızda yüz yüze iletişimde etkilenmez ayrıca da isteyende sosyal medyada aile içerisinde kişilerde sosyal medya içerisinde sağlıklı bir şekilde kalabilir.

Hayatımıza dair sorular sormamız gerekiyor

Bu kişinin kendisine kontrol etmesiyle oraya bir bağımlılık aşamasına getirmeden ve çocuklarıyla bir bağımlılık aşamasına tutunmadan çünkü gerçek hayatta çok sıkıldığınız bir şey vardır ki bir fantezi dünyası içerisine giriyorsunuz. Ruhsal anlamda bir boşluk vardır ki onun içerisinde kaybolup gidiyorsunuz. O yüzden buraya da çok dikkat etmek lazım. Benim nerem boş, nerem eksik gerçek dünyada neyi yaşayamıyorum da orası benim neyimi tatmin ediyor. Hayatımda nereyi doldurmaya çalışıyorum gibi soruları kendimize sormamız gerekir belki de.

Çağımızda hikaye anlatılmıyor, şiir dinlenmiyor

Kadir Tepe (Şair): Artık masal anlatıp hikâye veya şiir dinleyebileceğimiz bir çağda yaşamıyoruz. Alaycı bir dille ifade ediyorum bunu. Argo, uygunsuz içerikler, laubali tavırlar, bayağı şakalar, kabadayılık ve nicesi bu devrin ön plana çıkan (popülist) var oluş biçimleridir. Bu nedenle, “Reels” olarak adlandırdığımız sosyal medyadaki –hızlı– ulaşım aracı, “masal anlatma” veya “şiir söyleme” eylemlerine fark atan bir oluşum. Toplumun, yani ailelerin bu basit, bayağı, popülist zevkleri büyük bir ilgiyle karşılaması “Gelecek nesillerin ruhunu ve etik değerini yerle yeksan etmesinde vuku bulur.” diye de yeniliyorum. Aileler, piksellerden oluşur o hâle geldi çünkü. Dev ekranlar, HD-4K kaliteler, shop-lar, fake-ler… Böylelikle, şu lafzı dimağımızda taşıyarak dile getirebiliriz: “Her yer ekran!”

Açıkçası, Türk şiirinin teknolojik devinimlerden etkilenmediği kanısındayım. Nasıl dünya döndükçe bütün doğallığını eteklerinden döküyorsa Türk şiiri de her geçen gün yapaylaşıp verimini minimum seviyeye indiriyor. Tabii, bu durumu günümüz Türk şiiri için dile getiriyorum. Aslında mevzu bahis ifade, yine günümüz insanının tek boyutluluğuyla ilgili: Barınma, yeme-içme, tuvalet gibi ihtiyaçlarını giderip yapaylığa mahal olan o insan biçimi… Tek boyutlu! Böylelikle de şair, geneli kapsayan bu insan biçimine karşı üretimini şekillendiriyor. “Daha kolay, daha fazla nasıl okunup ilgi görebilirim. X’te, Instagram’da vs. daha çok nasıl -like- alabilirim?” sorusu şairin zihinsel reaksiyonunda yer buluyor ve bahsi geçen şairler, Türk şiirinin teknolojik motifleri şeklinde zuhur edip (esas) Türk şiirinde yer edinemiyor. Şahsen ben bu tür plastik çiçekleri, çağımızın teknolojik verimi açısından değerlendirip müteşair lafzı yerine “Yapay Şair, Grafiker Şair, Video-Montaj Şair vb.” başlığı adı altında barındırıyorum. Mezkûr teknolojik figürlerin yerlerini halk tarafında bulduğunu, ilgi gördüğünü biliyor lakin Türk şiirinde varlıklarını koruyabileceklerini katiyen düşünmüyorum. Tek boyutlu tiyatrocunun tek boyutlu oyunu yani… Ne de olsa bu tiplemeler, bir geçiş evresidir ve her dönemde de farklı oluşumlarla bu tarz turnusol durumlar elbette olmuştur, olacaktır da. Son zamanlarda Türk şairinin şiir yazdığının değil de daha çok kavgaya adam topladığının fikrindeyim. Şiirin sakinleştirici/romantik “şey” olduğunu değil, azmettirici güce sahip bir silah şeklinde ifade bulduğunu akıl edinip zaman zaman da bu çıkarsamayı tartıyorum. Bir nevi öfke görevi hâlinde yenileyebiliriz. Yapay şairin aksine Türk şairi, namluyu önce kendine doğrultmalıdır: “Namluyu Önce Kendine”. Yani şair, ilk önce kendi benliğini eleştirmelidir. Fakat bu çağda artık cesurlar kazanmıyor, casuslar yer-yurt kapıyor. Bu sebeple de şahsen Türk şairi, istikametini benliğini eleştirdiği vakit bulacaktır, bulabilir. Mevzu bahis ifadeler bizi kısaca, öz nokta olarak şu hususa sürükleyecektir: Türk şairi kaygı güdüp şiir evrenini o kaygıya göre şekillendirmemelidir. Türk Şiiri’nin en büyük sorununun da bu husus olduğunu sürekli zikrederim: Kaygı. Medyaya dair bütün cevaplar burada gizli. Şiir, şair vs. sadece bir imge. İnsan, ateşe taparmış üşüdüğünde. Esasen “beşer” boyutu biraz da mevcut hususlarla ilgilidir diye bir çıkarıma sahibim ve mevcut durumlar dahilinde: “Dünya dönsün de insan doğallığını asla eteklerinden dökmesin.” derim.

 

Masalları kapının önüne koyduk

Sami Uluğ (Yazar): Son zamanlarda bazı dergilerin dosya konusu yaptığı bazı şairlerin de belki deneysel olarak belki de kalıcı olarak  – bunu zaman gösterecek- örnekler sunduğu görsel şiirler okuyoruz. Okuyoruz, diyorum ama görüyoruz da. Görsel şiirde tasarlanmış bir şeklin içerisine yerleştirilmiş manayı sadece okumak yeterli olmayacaktır. O, kendisinin görülmesini de isteyecektir. Çağdaş Türk edebiyatında görsel şiirin ilk örneklerine Nazım Hikmet, Can Yücel ve İlhan Berk’in şiirlerinde rastlamak mümkün. Nazım Hikmet’in “Makinalaşmak” şiiri hatta İsmet Özel’in “Kısa Pantolon Paslı Çakı Dizde Kabuk Bağlamış Yara” şiiri ilk aklıma gelenlerdir. İsmini andığım şairlerin görsel şiir olarak değerlendirdiğimiz şiirlerinde şiir, soyut bir nesne olarak vücut bulmuş olmasa da Türk şiir geleneği kalıplarını zorlayan bir formda kendini göstermiştir. Görsel şiir; ritim, kafiye, sözdizimi gibi geleneksel şiirin temel unsurları dikkate almaz. Onun yerine şiire bütüncül bakarak yaklaşıp dize, sözcük, hece ve harflerden somut bir şiir ortaya koymaya çalışır. Bunda başarılı olduğu müddetçe görsel şiirden bahsedebiliriz. Görsel şiirin zenginleşmesinde ve yaygınlaşmasında sosyal medyanın etkisini yadsıyamayız. Artık ortaya konulan eserler sosyal medya üzerinden görselleşiyor. Bu görsellik aynı zamanda kendi dilini de oluşturuyor. Şiir dilinin değişmesi, geleneksel şiir dilinin anlaşılır manasından uzaklaşarak okurun, yeni biçim ve içerikle karşılaşmasına dolayısıyla şiiri yorumlama ve anlama güçlüğü çekmesine yol açıyor. Güç anlaşılır olsa da görsel şiir çağın ruhuyla uyum içerisindedir. Çünkü çağ, görsel beğeni çağı! Okur sayın değil takipçi sayın önemlidir! Sosyal medyanın görsellik üzerine kurulu olması, şiirin geleceğini olumlu etkiler diyebilirim ve fakat şairler üzerindeki etkisi konusunda bu kadar iyimser değilim!

Evler reels izleme merkezleri

Masal anlatımı, bana göre doksanlı yılların sonunda rafa kaldırıldı ve bir daha da o raftan indirilmeyecektir. Hayal dünyamızı teknolojik gelişmeler üzerine kurdukça masallar da gerçek dünyamızdan çıkıp gittiler. Daha doğrusu biz kapının önüne koyduk. Günümüzde sadece çocukların değil ebeveynlerin de birer reels bağımlısı -hem üretim hem de tüketim olarak- haline gelmeleri korkarım ki masal anlatmamayla kalmayıp aile içerisinde sohbet etmeme, dert dinlememe ve sorulan sorulara cevap vermeme gibi ailevi ve hatta insani özelliklerimizi de unutturacak bizlere. Artık evlerin her bir odası reels izleme merkezleri haline gelmiş durumda. Herkes bireysel mutluluğunun peşinde. Herkesin derdi bireysel. Artık sanal masallar hepimiz mutlu ediyor. Birilerinin -üstelik hiç tanımadığımız- bizi beğenmesi bizi masal kahramanı yapmayacaktır ama sanal kahramanlığın kapılarını aralayacaktır. Öyleyse odaların tüm kapılarını kapatın!

Önceki Yazı

Kulağıma hoş gelmeyen müzikleri dinliyorum

Sonraki Yazı

Müftüoğlu Ahmed Hikmet Bey

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham