Alev Alatlı’dan  Günay Rodoplu’ya 

6 dakikada okunur

    “Ölürse ten ölür/ Canlar ölesi değil” (Yunus Emre)

Alev Alatlı’yı kaybettik demeye dilim varmıyor. Hem zihnim de itiraz ediyor  buna. Zira birinin ölümü, dünya zamanında onu hatırlayan son kişinin  de ölümüyle gerçekleşir ancak. Bir yazarın kıyameti ise eserlerinin unutuluşa terk edilişiyle… Oysa Alev Alatlı gibi ülkesinin kaderini dert edinen mütefekkir ve münevver  yazarlar, zaten yazdıklarıyla, söyledikleriyle yaşamaya devam edeceklerdir kuşkusuz.

Hani tanımadan tanıştığınız kişiler vardır ya sevgili okur; onları sözcüklerin kılavuzluğunda tanırsınız önce. Konfüçyüs “Kelimelerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.” derken çok haklıdır.  İşte Alev Alatlı,  kelimelerinin gücünde iradesinin gücünü keşfettiğim, daha doğrusu Günay Rodoplu karakteri üzerinden,  henüz otuzlarıma hazırlanırken, tanımadan    tanıştığım o bilge yazarlardan biri oldu.

Tecrübe edenler  bilir, kadınlar için otuzlu yaşlar zordur. Yirmilerin uçarılığı gitmiş, kırkların oturmuşluğu henüz kapınıza uğramamıştır. Saçlarda tek tük beyazlar, göz kenarlarında tek tük çizgiler, adımlarınız daha bir huzursuz, ruhunuz daha bir karamsar… Geri dönüşler yoktur, aldanışlar vardır; bir şeyler, bir şeyler eksilmiştir… Neler neler talep etmişsinizdir hayattan da ne kadarına sahip olmuşsunuzdur; sahip olamadıklarınızın hayal kırıklığı, kabullenemeyişler, yenilgileri fark edişler, zamana serzenişler… İşte öyle bir zamanda tanıştım Alev Alatlı’nın dört kitaptan biri olan Or’da Kimse Var mı? isimli nehir romanının başkahramanı Günay Rodoplu ile.

Bu nehir romanın ilk kitabı Viva La Muerteyi okuduğumda hayli sarsılmıştım! Kitabın anlatımı, dili değildi beni etkileyen. Günay Rodoplu’nun hayat karşısındaki o dik duruşu,  ayrıntı bolluğunun içinde ihmal ettiği o büyük resmin bütününü görme yetisi, gördüklerini tahlil edişindeki sorgulayıcı akıl yürütüşleri… Peş peşe, su içer gibi okudum serinin diğer üç kitabını da.

Şunu fark ettim, dört kitabı da bitirdiğimde: Alev Alatlı, Günay Rodoplu idi ve Günay Rodoplu da  Türkiye idi aslında. O şair romantikliği ile vatan toprağının rahmine serptiği bereket, kadın zihninde, Günay Rodoplu karakterinde çoğalmış; ben de bir Günay Rodoplu olmuş, onunla bütünleşmiştim. 

Meğer hassas bir terazisi varmış insan olmanın, insanlığın devamı olmanın, hepimizin hepimizden sorumlu olduğunu idrak etmenin. Bugün dine, siyasete, edebiyata at gözlüğü ile bakmıyorsam, kalbim ile aklımın sesini vicdanıma katık edebiliyorsam, önce insan olmak diyebiliyorsam şimdi, bunu Günay Rodoplu’ya borçluyum; genç yaşta ölen, ülkesini kocaman yüreği ile kucaklayabilen o şair kadına.

Günay Rodoplu, otuzlu yaşlarımda benim deniz fenerim oldu. Yanımda taşıdım onun fikirlerini, insana güzel bakan gözlerini, kocaman yüreğini, ayrıntılara odaklanmışken dahi resmin bütününü kaçırmayan dikkatini… 

Otuzlu yaşlarım,  Günay Rodoplu sayesinde, yaşıtım kadınların yaşlanma telaşelerinden uzak, hayatı daha derin sorgulayarak geçti. Bugün artık otuzlarını karşılamaya hazırlanan her kadına Günay Rodoplu’nun gözlüklerini ödünç almasını tavsiye ediyorum. İnanın o gözlükler, farkına varmadan takılan atgözlüklerini çıkarmanızı sağlayacak, vicdanlarınızın paslanmasını engelleyecektir sevgili okur.

Bana Günay Rodoplu’yu armağan eden  Alev Alatlı’ya, eserleriyle yaşamaya devam edecek o bilge insana rahmet olsun…

 

Önceki Yazı

Tanbur doğası gereği popüler müzikte olamaz

Sonraki Yazı

Tiyatroda ben oldum denmez!

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde