Altı çizili satırlar

23 dakikada okunur

Kitap okumanın türlü yöntem ve teknikleri var. Kimimiz toplu taşımada okuyamaz, taşıt tutar, odaklanamaz. Kimimiz de başka vakti yoktur toplu taşımada ziyadesiyle okur. Hatta bazen metro koridorlarında -herhalde en heyecanlı yerde olacak ki- kitabı elinden bırakamaz da duyuları dünyaya kapanır bazısının. Kimi kitabı kevgire çevirir. Her yerinde notlar, işaretler, altı çizili satırlar… Çocukken kütüphanelerde el emeği ciltle kaplanmış, imkân dâhilinde muhafaza altına alınmış kitaplarla sık karşılaşırdım. Eskiden kitap vs. materyallere ulaşım bugünkü gibi kolay değildi belli ki. Şimdi de kitapların fiyatlarındaki ciddi artışlar ayrı mesele tabii… Yakın bir zamanda fark ettim, benim kitaplarımda altı çizili satırlar oldukça az. Kitaplar yıpranmasın diye, belki biraz da üşenmekten herhalde. Şimdilerde daha fazla dikkatle çiziyorum satırların altını. Bir kitap yazsam da adı “Altı Çizili Satırlar” olsa dedim. Baktım ki yıllar önce Beşir Ayvazoğlu’nun, Ötüken Neşriyat’tan bu isimle bir kitabı çıkmış. Onu da unutmadan tavsiye etmiş olayım. Şimdilerde yeni baskısı yok ama sahaf sitelerinden ulaşılabiliyor. Evet, kitapları temiz tutup, yıpranmasını engelleyelim mi yoksa önemli bulduğumuz satırların altını çizelim mi? Ne faydası olabilir? Anı biriktirmiş, arşiv oluşturmuş, bir meseleye odaklanmış, geleceğe bir mesaj iletmiş, gelecekten geçmişe bir seyahat etmiş olurum, diyorum. Ben şimdiden sonra bu aktiviteyi artırmayı düşünüyorum. Ya siz?

Önerdiklerim

İttihatçılık: Doğuş / Süleyman Tekir / Kronik Kitap

İttihatçılık nasıl doğdu? Bir fikir, bir hareket, bir ruh. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde ateşle yoğrulan, Avrupa’da esen hürriyet rüzgârları ve ülke içindeki istibdat rejimi arasında kalmış, kutsal saydıkları vatan için canla başla mücadele eden o nesil… Ahmed Rıza, Dr. Nâzım, Dr. Bahaeddin Şakir, Talat, Enver, Cemal, Mustafa Kemal, Ömer Naci… İttihatçılık: Doğuş’ta tarihçi Süleyman Tekir, İttihatçılık fikri ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin doğuşunu devrin sekiz önemli portresi üzerinden inceliyor. Daha önce gözden kaçırılan pek çok detayı ustalıkla yakalayan Tekir’in akıcı anlatımıyla kendinizi 20. yüzyılın Osmanlı İmparatorluğu’nda bulacak, fedailerin, çetecilerin, hatiplerin ve hürriyetperverlerin arasına karışacak ve hürriyet rüzgârlarını soluyacaksınız.

Yavaşlık / Milan Kundera / Can Yayınları

Yavaşlık’ın kıssasından çıkan hisse şu: “Yavaşlığın düzeyi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın düzeyi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır.” Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Bir şey anımsamak isteyen kimse yürüyüşünü yavaşlatır. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır. “Kundera, gerçek `libertin’liğin gücünü görüntünün zorba güçsüzlüğünün karşısına, Epikuros’un hazlarını otomobilin karşısına çıkartıyor.” (Jean-Pierre Tison, Lire) “Varoluşun dayanılabilir hafifliğinin savunusu. Diderot ile Gogol yüzümüze ayna tutuyorlar: Sanıldığı kadar çirkin değiliz…” (Alain Bosquet, Magazine Litteraire)

Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz / Hüseyin Nihal Atsız / Ötüken Neşriyat

Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz, Atsız’ın, Büyük Doğu dergilerinin 6 Mart 1959 – 16 Ekim 1959 tarihleri arasında haftalık olarak 33 sayı neşredilen “IX. Dönem”inde tefrika edilmiş hatıratıdır. Askerî Tıbbiye yıllarından (1922-1925) Orhun dergisinin “II. Dönem”inin başına, yani Ekim 1943’e, kadar olan hatıralarını; ibretâmiz hâdiselerin içinde ve yakın tarihin mühim isimlerinin önünde cereyan eden hayat sergüzeştini, akıcı ve eşine az rastlanır bir mizah diliyle yazan Büyük Atsız, tek parti yıllarının çetin mücadele ortamında nasıl gadre uğradığının salt kişisel bir anlatısını değil, ayrıca cumhuriyetin erken dönemlerinde Türk milliyetçiliği tarihinin öncü kuşakları olarak ortaya çıkan insanların seciyelerinin yoğrulduğu vasatı aydınlatan birincil bir kaynağı da ortaya koymuştur. 

Gölgede Bir Lider / Ramazan Erhan Güllü / Ötüken Neşriyat

Prens Sabahattin’le ilgili literatürde var olan akademik çalışmalar ağırlıklı olarak kendisinin sosyolojik görüşlerinin incelenmesinden veya Meşrutiyet Dönemi’ndeki siyasi mücadelesinden ibarettir. Prens’in Mütareke Dönemi’ndeki faaliyetleri, döneme dair bazı çalışmalarda kısaca bahsedilip geçilen hususlar olarak kalmıştır. Bu çalışma, literatürde var olan bu eksikliği doldurmayı hedeflemektedir. Prens Sabahattin, “muhit”i ile anılan bir siyaset adamıydı. Kendisi ve taraftarlarından oluşan bu kitle Mondros Mütarekesi sonrası nasıl tavır almıştı? Millî Mücadele’yi desteklediler mi? Liberal söylemlerden vazgeçip milliyetçi bir politika mı savundular? Eser, bunlar gibi soruların cevaplarını ararken Millî Mücadele tarihinin siyasi cephesine de ışık tutmaktadır.

Yeni Çıkanlar

Mütefekkir Şair Sezai Karakoç Kitabı / Kolektif / Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları

Sezai Karakoç Kitabı, mütefekkir şairin hayatından, şiirlerinden ve düşüncelerinden kesitler sunarak, okurları onun yazdıklarına yöneltme arzusunun neticesi. Çalışma, Karakoç’un kişisel hayat hikâyesinin yanında, Cumhuriyet Türkiye’si tarihine, toplumuna, siyasetine, şiirine, düşüncesine ve kültürel hayatına dair etraflı bir çerçeve çiziyor. Şiirleri başta olmak üzere, denemeleri, monografileri, hikâyeleri, denemeleri, çevirileri, günlük yazıları, düşünce metinleri, söyleşileri, hatıraları ve elbette siyasi anlayışı tarihsel perspektifi gözden ırak tutmadan çeşitli açılardan değerlendiriliyor. Türkiye’ye büyük katkıları bulunan bir mütefekkir şairle mütevazı ve saygılı bir diyaloga girerken, kendi farklılığını da belirginleştiren derlemedeki metinler,  Sezai Karakoç’un kişisel tarihinin resmini çizerken, eserlerinin satır aralarının da izini sürüyor ve okura yepyeni bir pencere açıyor. 

Rindlerin Sokağından / Abdülhüseyin Zerrînkûb / Ketebe Yayınevi

Burada, rindler sokağında ne arıyoruz? Hâfız’ı tanımak için yeni bir yol. Kendisinden mescit ve meyhanede bir iz kalmayan kişi hakkında belki rindler sokağında bir işaret bulunabilir. Ancak, “Mecliste hafız, mahfilde dürd-keşim” diyen kişi, rindler sokağında da meraklı gözlerden kendisini gizleyecek kadar zekidir. Şirazlı şair kristalize şiirlerinin arasından sakin, saf bir şekilde akıp geriye hiç çökelti bırakmayan bir akarsu gibi geçip gitmiştir. Böyle bir durumda dünyaları yakan bu rindin firari gölgesini nasıl ele geçirebilirsin? Her halükârda Hâfız’ın bütün kinaye ve mecazlarını anlamaktaki zorlukların tamamı yine de bizim zamanımızda yaşayan bir meraklıya, asırlarca süren müphemliğin ötesinde, şairin firari gölgesini teşhis etme fırsatı vermiştir. Bu fırsatı veren şey şairin sesi, yani şiiridir. Uzun asırlardan sonra, adı sanı bilinmeyen rindler sokağının uzletinde de rindlerin piri, sırların tercümanı Hâfız-ı Şîrâzî, bir methedenin meraklı bakışından uzak kalamaz.

Kış Uykusu / Nuri Bilge Ceylan / Doğan Kitap

Elinizdeki kitapta Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu filmiyle ilgili pek çok şeyi bir araya getirmeye çalıştık. Sinopsis ve senaryodan yurtiçinde ve dışında film üzerine yazılmış yazılara; yönetmen, oyuncular ve bazı ekip üyeleriyle yapılmış söyleşilerden filmin oluşum sürecinde yönetmenin tuttuğu yapım güncesine kadar pek çok şey… Ve ilk defa gün yüzüne çıkan çok sayıda fotoğraf… Kitapta yer alan senaryo, kurguda atılmış sahneleri de içeren, senaryonun çekim öncesi orijinal ilk hali. Ceylan’ın önceki filmlerinde de yaptığımız gibi yine hiçbir şeyine dokunmadan yayımlıyoruz… Altın Palmiyeli bir Türk filminin nasıl süreçlerden geçerek ortaya çıktığı anlaşılabilsin ve hakkındaki her şey derli toplu bir yerlerde durabilsin diye…

Türk Beklentisi: Rönesans’ın Parçalanan Sınırları / Giovanni Ricci / Selenge Yayınları

Hristiyan dünyanın liderleri ve dinî otoriteleri, gizlice bu kitabın gün ışığına çıkardığı “mevzubahis dahi edilemez şeyi” yaptılar; yani farklı şahsi veya siyasi sorunlarını çözmek için Türklere başvurdular. Bu durum özellikle Rönesans İtalya’sında yaşanmış, hatta diğer Hristiyan prenslerle anlaşmazlığa düşen bazı papalar da bu uygulamaya dâhil olmuşlardır. Giovanni Ricci, Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki ayrım çizgisinin geçirgenliğini, çağdaş kaynakların yanıltıcı taraflarına kanmadan analiz ediyor. Bu süreçte meydana gelen mektuplaşmaları ve elçi teatilerini, gizli müzakereleri, hediyeleşmeleri, casusluk faaliyetlerini ve başvurulan hileleri, 1453’te Konstantinopolis’in fethinden 1571’deki İnebahtı Muharebesi’ne kadar uzanan zaman diliminde anlatıyor. Haçlı Seferi retoriğine rağmen Türk gücünün Avrupa diplomasi masasına oturmasının hikâyesi üzerine inşa edilen eser Serhat Pir Tosun’un özverili çevirisiyle okuyucuyla buluşuyor. 

 

Abdullah Yalın Karadağ’dan Tavsiyeler

Sessizler Tekkesi’nin yazarı Abdullah Yalın Karadağ’a “Hangi kitapları okuyalım?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar:

Sicilya Cevapları / İbn Seb’in / Büyüyenay Yayınları

Sicilya, IX. yüzyıldan başlayarak İslâm hâkimiyetine girmiş, X. yüzyılda ise mutluluk ve refahın ve İslâm kültürü ve sanatının merkezi haline gelmiştir. Bu kültürün ardından Sicilya Kralı olan II. Frederic, 1220’de Roma kralı olmuş, Haçlı Seferleri’ne katılmakta tereddüt ettiği için aforoz edilmiş fakat yine de kutlu topraklar için sefere çıkmış, pazarlıkla Kudüs’ün, Beytüllahim’in ve Nasıra’nın kendisine bırakılmasını sağladıktan sonra kendisini Kudüs kralı ilan etmiştir. İslamiyet’ten etkilendiği, kültür ve sanata önem verdiği bilinen kral, nefs, ölüm ve evrenin sonsuzluğu gibi birtakım metafizik konulara ilişkin sorularını Mısır, Şam, Irak, Anadolu ve Yemen’deki düşünür ve bilginlere göndermiş, gelen cevapları beğenmeyerek arayışını sürdürmüş, sonunda Endülüs’te bulunan mutasavvıf ve düşünür İbn Seb’in’e dönemim halifesi aracılığıyla ulaşılmış ve sorular onun tarafından cevaplandırılmıştır. II. Frederic aldığı cevaplardan memnun kalmış ve İbn Seb’in’i takdir etmiştir. Kültür tarihinde Sicilya Cevapları adıyla meşhur olan ve Oxford Bodleian Kütüphanesi’nde bulunan bu esere ulaşan değerli bilim ve kültür insanı Şerafettin Yaltkaya Türkçeye tercüme etmiştir. 

Mantıku’t-Tayr & Kuşların Diliyle / Feridü’d-dîn Attâr / Kaknüs Yayınları

Feridü’d-dîn Attâr, bir şair ve mutasavvıf olarak gerek Fars edebiyatında gerekse klâsik Türk edebiyatında birçok şair üzerinde derin izler bırakmış, önemli bir şahsiyettir. O’nun en tanınmış kitabı olan Mantıku’t-Tayr ise hem içerdiği hikâyelerle hem de bu hikâyelerin arka plânındaki tasavvufî düşüncelerle geniş bir okuyucu kitlesi kazanmış ve çok geniş bir coğrafyada zevkle okunmuş bir Şark Klasiğidir. Kuşlar ülkesinin bütün kuşları, Kafdağı’nın ardındaki padişahları efsanevi kuş olan Simurg’u bulmak için zorlu ve zahmetli bir yolculuğa çıkarlar. İsteği ve azmi yeterli olmayanlar ve dünyevi şeylere takılanlar birer birer yolda kalır. Kafdağı’na ulaşanları ise, hepsi birbirinden çetin yedi vadi bekler: İstek, Aşk, Marifet, İstiğna, Tevhid, Hayret ve Yokluk Vadileri. Uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından yedi vadiyi de aşabilen otuz kuşu ise Simurg yerine başka bir sürpriz bekler.

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş / Jose Saramago / Kırmızı Kedi Yayınları
Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne kadar yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez. Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç çok geçmeden yerini hayal kırıklığı ve kaosa bırakır. İnsanların ölmemesi zamanın durduğu anlamına gelmemektedir, ezeli bir yaşlılıktır artık onları bekleyen. Hükümetten kiliseye, sağlık kurumlarından ailelere, şirketlerden mafyaya kadar herkes ölümün ortadan kalkmasının getirdiği sonuçlarla mücadele etmek zorundadır. Ancak ölüm, beklenmedik bir kimlikle ve umulmadık duygularla insanların arasına geri döner. Ölüm ve ölümsüzlük karşısında insanın şaşkınlığını, çelişkili tepkilerini ve ahlaki çöküşünü, edebi, toplumsal ve felsefi anlamda derinlikli bir biçimde işleyen Saramago, geçici olanla ebedi olanı birbirinden ayıran kısa mesafenin meseli sayılacak eseri, başladığı gibi bitiriyor: “Ertesi gün hiç kimse ölmedi.”

Görünmez Kentler / Italo Calvino / Yapı Kredi Yayınları

Modern dünyanın masal anlatıcısı Italo Calvino’nun Türkçede uzun süredir görünmeyen kitabı Görünmez Kentler, tekrar elimizin altında… Kubilay Han’ın atlasında yolculuk eden Marco Polo… Batının doğuyu gören gözünün kurduğu hayaller bir yanda, modern kentin içinden çıkılmazlığı ve geleceği öte yanda… “Kitap bir alan; okur içine girmeli, dolanmalı, belki kendini kaybetmeli, ama belli bir noktada bir çıkış hatta birçok çıkış bulmalı. Kitap, dışarı çıkabilmek için bir yola koyulma olanağı.” Okur, kitabı eline aldığında, yazarın kentleri arasında dolanacağından, önüne altın harflerle sunulan olasılıkları yutacağından, sonunda okuduklarını kendi zihnindeki ideal kentlere ekleyeceğinden emin olmalı. Okur, kitabı, mümkünse, büyük bir caddenin kenarına dizilmiş kahve masalarından birine ilişerek, okumalı; göz önündeki gerçekle, göz önündeki kurguyu daha iyi görebilmek için…

Önceki Yazı

Gençler kayıt dedi, zulmü dünyaya duyurdu

Sonraki Yazı

Yorum mu aşırı yorum mu?

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine