“Animasyonda sınırlarınız hayallerinizdir”

/
22 dakikada okunur

Hayalleri geniş bir insan olduğunu söyleyen rekortmen Rafadan Tayfa serisinin yapımcısı ve yönetmeni İsmail Fidan, “Hayaller kurun, bu hayaller devasa olsun ve içini doldurun.” diyor ve ekliyor: “İSF Stüdyosu’na adım atan birine de ilk dediğimiz şey bu, içeride yapacaklarınız, hayallerinizle sınırlı. Yani siz ne hayal edebiliyorsanız onun burada bir karşılığı var, bunu yapabiliriz. Animasyon bunu size sağlıyor.”

Rekortmen Rafadan Tayfa animasyon filmlerinin yapımcısı ve yönetmeni İsmail Fidan, Litros Sanat’ın 49. sayısının konuğu oldu ve sorularımı içtenlikle yanıtladı. Haftalardır gişedeki başarısıyla zirveden düşmeyen serinin son filmi TRT ortak yapımı “Rafadan Tayfa: Galaktik Tayfa” vesilesiyle İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde bir araya geldiğimiz Fidan ile hem Rafadan Tayfa’nın başarısını hem de animasyon alanının hayatındaki karşılığının ne olduğunu konuştuk. Yaşamına ve motivasyonuna dair konuları da dahil ettiğimiz sohbetimizin bir kısmı sayfamızda, tamamı ise yakında YouTube’da; Şehir Ekranı, Ajanda programında. 

Röportajımızı AKM’de gerçekleştiriyoruz. Son filminizin galası da burada yapıldı. Bazen içerik mekanla daha da anlamlı hale gelebiliyor, buna katılıyor musunuz, filminizin galasının burada yapılmasının sizdeki karşılığı ne oldu?

Çok doğru bir tabir, tam örtüştü diyebiliriz. Çünkü o akşam burada; İstanbul’un hatta Türkiye’nin kalbi Atatürk Kültür Merkezi’nde bulunan sinemaseverlerin kalbi de Galaktik Tayfa ile atıyordu. Aynı anda atan bu iki kalp bir araya gelince ise güzel bir heyecan oluşturdu. Gerçekten o gün burada Rafadan Tayfa’ya yakışır muazzam gala yaptık, adeta Cannes Film Festivali tadında oldu. Çok önemli kurumlarımız bizimle oldu. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’mız ve ev sahibimiz aynı zamanda filmimizin ana destekçisi Kültür ve Turizm Bakanlığı’mız bizimle birlikte oldular. Bütün parçaların birleştiği hem sinema sektörünün hem de İstanbul’un kalbinin aynı attığı bir gece yaşadık. Tüm bunlarsa gişeye yansımış oldu.

(İsmail Fidan ve Ali Demirtaş)

Ben sevdiğim işi yapıyorum

Aslında çok farklı alanlarda eğitim almışsınız gibi görünseniz de siz aldığınız eğitimleri bu sektörde de kullandınız. Peki tam olarak animasyona, görsel sanatlara nasıl yöneldiniz?

Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri okudum. Daha sonra Ankara Atılım Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimleri Bölümü’nde yüksek lisansımı tamamladım. İnsanlar bu alanların sektörümle alakalı olmadığını söylüyor ama bence tam tersi. Çünkü istatistik tüm alanlara dokunan bir bölüm. Örneğin hedef kitle, kitlenin analizi direkt istatistiklerle ilgili bir mesele. Ama işin sonunda şuna varıyoruz, ben sevdiğim işi yapıyorum. Sektörümüz çok kıymetli ve çok zahmetli bir sektör. Animasyon sektörü bütün sektörlerin kalbidir. Bugüne kadar sorduğumda kimse bana animasyonun içinde olmadığı bir sektör söyleyemedi. Dolayısıyla önemli olan bu alanı sevip sevmediğiniz. Çok yakında İSF Akademi’yi kuruyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’mızın önemli bir desteği var. Çok kıymetli bir alan oluşturuyoruz. Yılda 120 kişiye doğrudan, yaklaşık 600 kişiye de dolaylı olarak eğitim vereceğiz. Bu yüz yüze kısmı. Online eğitimle de milyonlarca insanı sanatçı olarak yetiştirmiş olacağız. Bu nedenle hangi bölümden mezun olursanız olun, yeter ki isteyin. İnsan ancak sevdiği işi yaparak ortaya harika işler çıkarabilir. 

Hayata bakışınızı insanlara gösterebilmeniz çok önemli

Peki neden bu alanda üretmeyi istediniz? Mesleki ve teknik anlamlarının dışında animasyon ve üretiminin hayatınızdaki karşılığı nedir?

Ben hayalleri geniş bir insanım, insanlara da her zaman söylerim, “Hayaller kurun, bu hayaller devasa olsun ve içini doldurun.” diye. İSF Stüdyosu’na adım atan birine de ilk dediğimiz şey budur: İçerisinde yapacaklarınız, hayallerinizle sınırlı. Yani siz ne hayal edebiliyorsanız onun burada bir karşılığı var, bunu yapabiliriz. Animasyon bunu size sağlıyor. Mesela AKM’nin kalbindeki kırmızı küreyi bir film sahnesi için yerinden oynatalım istesek, bu neredeyse imkânsız bir şey olur. Ama animasyonla işler başka bir hal alabiliyor. Yeter ki hayal edin. İstediğiniz ve düşündüğünüz herhangi bir şeyi animasyon gerçekleştirebilmek mümkün. Ben istatistik okurken de fotoğrafçılık yapıyordum, tasarım ve dizgi işleriyle uğraşıyordum, öğrenci dergimiz vardı, bir taraftan da onun genel yayın yönetmenliğini yapıyordum. Çektiğim fotoğrafları insanların görmesini istiyordum, yani benim gözümden olanları. Bu nedenle dergimizin fotoğraf köşesinde bu fotoğrafları yayınlamayı çok seviyordum. Hayata bakış açınızı tüm insanlara gösterebilmek çok önemli bir şey. Ben de mezun olduktan sonra kendimi bu üç boyutlu dünyanın içinde buldum. Çok teknik bir yapım vardır. Bir yapımcı ve yönetmen olarak Türkiye’deki birçok işte teknik yönetmenlik de yaptım ve sonra kendi şirketimi kurdum. Kısaca hayaller kurduk ve içini doldurmaya başladık. Bunu da tecrübe ve deneyimlerle yaptık. Ben bu tecrübe ve deneyimleri sekiz yıl aktif olarak çalışarak elde ettim. Daha sonra da İSF Stüdyo ve Rafadan Tayfa ortaya çıktı. Tüm bunlara şöyle bir baktığımızda; benim bir hayalim vardı ve bu hayali en iyi animasyon alanında gerçekleştirdim ve kendimi bu alanda buldum. Bu aynı zamanda bir tutku. 

İnsana olan yatırım her zaman en kıymetlisi

Aslında aynı zamanda çok zor bir alan. Ama anladığım kadarıyla siz üzerine koya koya bu hayali ve gerçeği inşa ettiniz…

Tüm bunları sabırla açıklayabilirim. Çünkü çok sabır gerektiren bir alan. Teknoloji durmadan değişiyor ve gelişiyor. Bazı alanlar vardır daima kendinizi geliştirmeye devam etmek zorundasınızdır, bizim sektörümüz de böyle bir sektör. Ama bu motivasyonu sağlayan şey zaten tutkunun kendisi. Eğer siz o işi çok seviyorsanız, tutkuyla bağlıysanız, zaten kendinizi geliştirmek için sürekli o araştırmaların içinde olursunuz… Aynı zamanda bu Türkiye’de yeni ve emekleyen bir sektör. Bu nedenle ilham alacağınız çok kimse yok. Siz o alanda teksiniz. Mesela ben teknik yönetmenlik yaparken, “Abi şunu nasıl yaptın?” diye sorabileceğim bir mentorum yoktu. O zaman da uluslararası sanatçıları takip ediyordum. Arkadaşlarıma da bunu söylüyorum, kendinize mentor alabileceğiniz uluslararası bir ismi takip edin… O zaman dünyayı da takip ediyor olursunuz. Kısaca bu istek ve sevginin en önemli tarafı da araştırma yapmak ve çalışmak. 7’de işten çıktığımda, gece 2’ye kadar çalışmaya ve araştırma yapmaya devam ederdim. Çünkü aynı zamanda çok ar-ge isteyen bir alan. Kendinizi daima yenilemelisiniz… İnsanlar gelişen teknoloji ve yapay zekâ uygulamaları nedeniyle yakında her şeyi bilgisayarların yapacağını söylüyorlar. Ben “Hayır” diyorum. İnsana olan yatırım her zaman en kıymetlisi. Bu nedenle kendinize yatırım yaparsanız bir çalışan olarak veya hangi alandaysanız; o zaman kıymetli olacaksınız. Hangi yapay zekâ da gelirse gelsin, siz hala ihtiyaç duyulan kişi olursunuz.

Bu sektörü eğlenceli kılan sabrımız ve yaptığımız yatırım

Yapay zekâ ve benzeri teknolojiler elbette sizin işlerinizi kolaylaştırıyor ama en nihayetinde onları da siz yönetiyorsunuz. Dışarıdan bazen, bu teknolojilerin işinizi fazlasıyla kolaylaştırdığına dair kinayeli yorumlar alıyor musunuz ve bu size ket vuruyor mu?

İşin içinde olduğum için bu yorumlara elbette katılmıyorum. Ama izlemesi çok keyifli ve eğlenceli içerikler olduğundan bazen böyle algılar oluşabiliyor. O halde örnek vereyim, son filmimiz 87 dakika ve arkasında gece gündüz 3 yıl boyunca çalışan bir ekip var. Bu nedenle biz yaptığımız her projenin insana değer katmasını amaçlıyoruz. Böyle bir vizyonu olsun istiyoruz. O zaman içeriğindeki her harfini, tek görseldeki 25 kareyi de düşünmemiz; müziğinde her notasını hesap etmemiz gerekiyor. Biz bütün bunları birleştirmeye çalışıyoruz. En nihayetinde onlarca kişinin çalıştığı, farklı farklı departmanların bir araya geldiği iş bu. Tabii dışarıdan izleyen bir insanın da bütün bunları bilmesini, anlamasını beklemiyoruz. Ama biz yaptığımız işin ne kadar zor ve emek gerektirdiğini biliyoruz. İnanılmaz derecede sabır gerektiren bir iş bu, bu nedenle dışarıdan bize ket vuracak şeyleri duymuyoruz bile. Bu sektörü eğlenceli hale getiren bizim sabrımız ve işimize yaptığımız yatırım.

Rafadan Tayfa’nın temel derdi çocukluğumuzu anlatmak

Peki biraz eskiye gidecek olduğumuzda, Rafadan Tayfa nasıl çıktı ortaya?

Yüksek lisans yaparken 80’li dönemlerin siyasi hayatı hakkında dersler de almıştım. Biliyorsunuz 80’li yıllar tarihte darbe dönemi olarak geçiyor ülkemizde. Ben de şunu sorguladım kendimce, ben de o dönemin çocuğuydum ama darbeyi hatırlamıyordum. Çocuk aslında siz ona ne sunuyorsanız ya da kendi hayal dünyası neyse onu yaşıyor. Ben de çocuğum olsa ve büyüse, o yılları okuduğunda sadece darbe yıllarını hatırlamasın istedim. Ve dedim ki şu an olmayan o komşuluk ilişkilerini, çocuğun toprakla bir olduğu o güzel dönemi, sokak oyunlarını, gerçek arkadaşlıkları öğrensin ve görsün; kısaca biz kendi çocukluğumuzu anlatalım istedim. Ayrıca basit düşünmek çok kıymetli bir şey. Bir şeyi basit düşünmüyorsanız  o projenin tutacağına inanmıyorum. Her zaman basit proje kazanır. Rafadan Tayfa bulunduğu tüm alanlarda rekorların sahibi neredeyse. Peki bu kadar rekor kıran bir projenin ana fikri ne? İki kelimeyle: Çocukluğumuzu anlatmak… Biz böyle çıktık yola. Kendi çocukluğumuzu anlatarak, arkadaşlarımızla kendi hikayelerini buluşturduk. Başarısı ve samimiyeti de burada. O kadar çok sevildi ki çünkü üç kuşağı bir arada tutuyor. Çocuklar, anne babaları ve dedeleri/nineleriyle birlikte izliyorlar. Bu gerçekten çok kıymetli. Üç kuşağın bir arada vakit geçirdiği bir proje olunca da toplumun hemen her kesimi sahiplendi. Kendi çocukluklarını gördüklerini ifade ettiler. 

 

Galaktik Tayfa nasıl çıktı ortaya peki? 

Bir çocuğun en önemli özelliği merak etmektir. Bu nedenle uzayda ne var, gökyüzünde ne var, uzaylılar var mı gibi soruların cevaplarını çocuklar çok merak ediyor. Tıpkı suyun altında veya yerin altında ne olduğunu merak ettikleri gibi. Rafadan Tayfa’ya başladığımız ilk günden beri senaristimizin en çok işlemek istediği tema, uzay temasıydı. Yani Galaktik Tayfa hep aklımız vardı. Bunun için stüdyo olarak film yapma deneyimine sahip olmayı beklemiştik. Kendi stüdyomuz bu deneyime geldiğinde de çalışmaya başladık ve üç yıl üzerinde çalıştık. 

Nesneleri konuşturuyor ve onlarla konuşuyorum

Siz bir animasyon film yapımcısı ve düşünürü olarak günlük hayatı nasıl algılıyor ve yorumluyorsunuz, merak ediyorum?

Ben nesnelerle konuşabilirim. Kızım Yade 7 yaşında. Biz Yade ile oyunlar oynuyoruz. Bazen bana gelip “Baba hadi şu kitabı konuştur” diyor; ya da elinde ne varsa. Bu bazen kalem oluyor bazense başka bir şey. O dakikadan sonra o nesne ile konuşmaya ve onu konuşturmaya başlıyoruz. Örneğin kızım kendisine sorduğum bir soruyu detaylı bir şekilde yanıtlamazken bir yastığı konuşturduğumuzda onun sorularını detaylı bir şekilde yanıtlıyor. Öte yandan ben bir ağaç gördüğümde sanki o ağaç benimle konuşuyor gibi davranıyorum bazen. Bazense kendime söylemediğim bir şeyi nesnelere söylüyorum ya da yolda neyle karşılaşmışsam. Mesela çocuklarımla okula giderken arabayla, yolculuk okul yolculuğundan çıkıyor. Çünkü çok detaylı hayaller kuruyoruz ve konuşturmalar yapıyoruz kendi aramızda, hikayeler üretiyoruz. Bazen hayali olarak arabayı Yade sürüyor mesela. Bazı durumlarda ise konuştuklarımızı kayıt ediyorum. Yade’nin söylediği bazı şeyleri unutmamak için. Bizim için dinlemek de çok önemlidir. Hayatınızı değiştirecek bir cümle, bazen 3 yaşındaki bir çocuktan da çıkabilir 80 yaşındaki bir insandan da. Bu yüzen dinleyin, çevrenizi ve insanları iyi dinleyin… 

Kaygımız çocuklara mesajlar vermek değil

Filmlerinizi yaparken çocuklara mesajlar vermek kaygısında mısınız?

Ben de çocuğum ve kendimi çocuk hissediyorum. Ekibimiz de öyle. Dolayısıyla bir yapım yaparken kesinlikle mesaj verelim kaygısı değiliz. Her konunun da çizgi film aracılığıyla anlatılmasını doğru bulmuyoruz. Biz kendi hikayemizi anlatmanın derdindeyiz. Ama zaten bunu yaparken doğru mesajlar ve konular da bu hikayemizin içine giriyor. Fakat bir hikayemiz var ve buna sağdan soldan bir şeyler ekleyelim, mesajlarla donatalım istemiyoruz. Ana hikayemizle ne örtüşüyorsa onu dahil ediyoruz kendiliğinden. İsterse milyar dolarlar verilsin, eğer filmimizin içeriğine ve ana hikayesine ters düşecek bir şey varsa o konuyu dahil etmiyoruz. Şu mesajı böyle verelim kaygısında değiliz. Her şeyden önce ilk derdimiz eğlenceli bir hikâye anlatımı yapmak. Bize bizi anlatmaya çalışıyoruz. Sadece belli amaçlar ve mesajlar için yapılmış yapımlara da saygı duyuyoruz ama bizim önceliğimiz arkadaşlarımızın yüzünü güldürmek.

Önceki Yazı

Atık deriler ilmek ilmek işlenip sanat eserine dönüşüyor 

Sonraki Yazı

Alyoşa’dan aşk ile selam

Son Yazılar

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileriyle yazar Sait Faik’in vefatının 70. yılında Burgazada’da birlikteydik. Burgazada

Şiir daima bir fazladır

Şair İhsan Deniz: “Şiir kendi başına vardır, olduğu yerde durur, orda, ancak orada vardır. Tanımlar ne