Annesini Bulmak İçin Dünyayı Yürüyor

10 dakikada okunur

FATMA ÇELİK

Gezici sanat ve umut festivali olan The Walk – Yürüyüş, dünya üzerinde mültecilerin günümüzde karşılaştığı sorunlara dikkat çekmek için Küçük Amal adında bir kukla tasarladı. Suriyeli bir mülteci kız çocuğunu simgeleyen bu kukla, tam 3 buçuk metre boyunda. Annesini arayıp bulmak için Türkiye’den yürümeye başlayan 9 yaşındaki Amal, dört ay sonra Birleşik Krallık’a ulaşacak.

Suriye iç savaşı başladığı günden itibaren milyonlarca insan yerinden, yurdundan, öz vatanından, topraklarından edildi. O günden beri ise tüm dünyanın gündemi Orta Doğu’dan farklı ülkelere yayılan mülteciler oldu. Göç yolculuğunda artık sayısını bilemediğimiz kadar insan yaşamını yitirdi. Onların içerisinde kalbimizi en çok yaralayan ise çocuklar oldu. Bodrum’da cansız bedeni sahile vuran 3 yaşındaki Aylan bebeğin görüntüleri, mültecilerin göç yolculuğunda yaşadığı zorlukların sembolü haline geldi. Aylan gibi nice çocuğun akıbeti ne yazık ki bilinmiyor. Gezici sanat ve umut festivali olan The Walk – Yürüyüş, dünya üzerinde mültecilerin günümüzde karşılaştığı sorunlara dikkat çekmek için harekete geçti. Küçük Amal adlı Suriyeli bir mülteci kız çocuğunu simgeleyen 3 buçuk metre boyunda bir kukla tasarlandı. 9 yaşındaki bu devasa kukla, annesini arayıp bulmak için Türkiye’den başlayarak Birleşik Krallık’a doğru dört ay süren bir yol kat edecek.
Küçük Amal’i dünyaya hazırlıyoruz
Ailelerinden ayrılarak yerinden edilmiş milyonlarca mülteci çocuğun bir simgesi olan Küçük Amal, ilk adımını 27 Temmuz’da Gaziantep’te attı. Yürüyüş, dört ayın sonunda 3 Kasım’da Birleşik Krallık’ta son bulacak. Küçük Amal’in 2 haftalık Türkiye yolculuğu boyunca Gaziantep, Adana, Tarsus, Mersin, Bozkır (Konya), Antalya, Pamukkale, Denizli, Selçuk, Urla ve İzmir’in ardından Çeşme’yi ziyaret edecek. 8 ülke sınırını geçerek 8 bin kilometre yol kat edecek Küçük Amal’ın yolculuğu sırasıyla Yunanistan, İtalya, Fransa, İsviçre, Almanya, Belçika şeklinde olacak. Küçük Amal, ziyaret edeceği her köy, kasaba ve kentte; sanatçılar ve sivil toplum kuruluşları tarafından halka açık, samimi kültür-sanat etkinlikleriyle karşılanacak. Projenin detaylarını anlatan The Walk – Yürüyüş’ün Türkiye yapımcısı Recep Tuna, “Bu bir hoşlama, karşılama projesi aynı zamanda. Bir dostluk köprüsü kurma projesi. Annesini arayan bir kız çocuğunu aslında el birliğiyle dünyaya hazırlama, yetiştirme, büyütme çok kültürlülükle bezeme projesi” dedi.
Kuklamız büyük ama 9 yaşında
Bu yürüyüşü destansı bir yürüyüş olarak tanımlayan Tuna, proje hakkında şu bilgileri verdi: “Kuklamız büyük ama aslında simgelediği çocuk 9 yaşında bir Suriyeli mülteci kız çocuğu. Proje genel olarak dünya üzerinde mültecilerin günümüzde karşılaştığı sorunlara dikkat çekmek için kurgulandı. Mülteciler; sadece savaşlarla değil iklim değişikliğinin de etkileriyle yerlerinden ayrılmak zorunda kalan insan toplulukları. Bizim projenin en önemli önermelerinden biri hiçbir çocuk, hiçbir aile, hiç kimse kendi isteğiyle yaşadığı yerden uzaklara gitmek istemez. Böyle bir yolculuk başlamak zorunda kaldığında da çok ciddi sorunlarla karşılaşılır. Pandemi koşulları altında dünyanın ilgisi doğal olarak mülteci krizinden biraz daha farklı alanlara kaydı. Aslında bu proje mültecilerin bizi unutmayın mesajını da acilen uluslararası gündeme taşımak üzere kurgulandı.”
Proje dostluk köprüsü kuruyor
The Walk – Yürüyüş’ün bir dostluk köprüsü kurma projesi olduğunu vurgulayan Tuna, “Annesini arayan bir kız çocuğunu aslında el birliğiyle dünyaya hazırlama, yetiştirme, büyütme çok kültürlülükle bezeme projesi. Tabii dünyada yaşanan sorunların mutlak çözümü olmuyor. Hepimiz birer katkıda bulunup, farkındalık oluşturarak belki birilerini bir iki adım atmaya motive ediyoruz. Dünyayı toptan değiştireceğiz diyemeyiz. Biz aslında toplumsal olarak hareketliliğin çok yoğun yaşandığı bir ülkeyiz ve tabii ki yeni karşılaşmalar bazı sıkıntılar oluştursa da her karşılaşmanın kültürel alana katkıda bulunup zenginlik oluşturduğunu düşünüyorum. Göçmenler aslında doğal olarak birer kültür elçisi oluyorlar. Ama bunu sadece akademik bir çalışma olarak değil bugün sokakta hep beraber yaşayarak da gerçekleştirmeliyiz diye düşünüyorum. Onun için de zaten bu projede bu kadar istekli yer aldım” dedi.
Hasret hikâyeleriyle büyüdüm
The Walk – Yürüyüş projesi ile ilgili kendisini en çok etkileyen ifadelerden birinin “Hiçbir çocuk sebepsiz yere evini terk edip uzaklara gitmek istemez” olduğunu söyleyen Tuna, “Vaktiyle birkaç defa göç etmek zorunda kalmış bir ailenin üyesi olarak geride bırakılanlara dair anlatılan hasret hikayeleriyle büyüdüm. Göçmen aileler yeni kültürlere alışmaya çalışırken aslında farklı kültürler arasında köprü kurarlar, farklılıklarıyla toplumsal hayata zenginlik katarlar. Elbette zorunlu nedenlerle göç eden ailelerin yaşamsal ihtiyaçları vardır ancak çocuklarının eğitimden, kültür ve sanat yaşamından uzak kalmaması gerekir. Çok sayıda kültür kurumu ve sanatçı topluluğunun katılımıyla, gezici bir festival olarak tasarladığımız bu eşsiz proje, yeni bir uluslararası iletişim ağının kurulmasına da öncülük ediyor. Tüm zorlayıcı etkenlere rağmen büyük bir hevesle çıktığımız bu yolda edindiğimiz yeni dostlukların, kültür ve sanat alanındaki yeni iş birliklerin, daha iyi bir dünyaya dair kurduğumuz hayalin gerçeğe dönüşmesinde büyük katkıları olacağına inanıyorum. Küçük Amal’ın yolculuğu sırasında karşılaştığı her bir çocuğa ilham olması ve yaşama sevinci aşılaması için var gücümüzle çalışacağız” şeklinde konuştu.

Önceki Yazı

Osmanlı İktisadı Ondan Soruldu

Sonraki Yazı

Türk Japon İlişkileri ve Ertuğrul Fırkateyni’nin İlişkilere Etkisi

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.