Aşk, İstanbul, şarkı ve ses

12 dakikada okunur

Sanat Ajandası’nın bu haftaki bölümünde size tadı damakta kalacak harika bir belgesel ve bir konser ile geldim. Sergisiz olmazdı elbette heybemizde o da var. Tiyatrosuz da olmaz, konusu dikkatimi çeken tiyatro performansı da var. Öncelikle size Pera Müzesi’nde gittiğim “Hatıraların Masumiyeti” isimli belgesele yönelik izlenimlerimden ardından Bostancı Kültür Merkezi’ndeki Melike Şahin konserinden bahsedeceğim. Nesnelerden çıkan ve günlük hayatta bazen duyamadığımız sesleri anlatan “Havada” sergisini de bu Sanat Ajandası’nda anlatacağız. Ötekileştirildiniz mi? Öteki ne demek? Dostoyevski’nin “Öteki” isimli eserinden sahneye uyarlanan Emin Alper’in uyarlayıp yönettiği “Öteki” isimli oyun da bu sayıda bizlerle. 

 

Orhan Pamuk’un gözünden aşk ve İstanbul 

14 Şubat’ı siz nasıl değerlendirdiniz bilmiyorum ama benim nasıl değerlendirdiğimi size anlatmak için heyecanlanıyorum. Bildiğiniz üzere Sanat Ajandası’nda sizlere her sayıda iyi etkinliklerin haberini veriyoruz. Yine bilgisayar başında iyi etkinlikleri araştırırken “Pera Müzesi’nde neler var bu hafta diye bir bakayım?” dedim. İyi ki demişim. 14 Şubat’ta Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” romanından uyarlanan hem romanı hem de İstanbul’u anlatan harika bir belgeseli izleme fırsatı elde ettim. Bir arkadaşımı, bir de değer verdiğim kıymetli hocamı alarak Pera Müzesi’ne gittim. Bu arada hocam Ali Gemuhluoğlu; “Masumiyet Müzesi” romanını hem öğrencilerine okutur ardından da Çukurcuma’daki Masumiyet Müzesi’ni gezdirir. Ardından da San Sebastian yemeye götürür. Yanında bulunup bizlere öğrettikleri ile yolumu aydınlattığım için şanslı hissediyorum kendimi.  Ali Hoca’nın bu girişimini deneyimlemiş bir öğrencisi olarak Hoca ile birlikte romandan uyarlanan “Hatırların Masumiyeti” belgeselini izlemek oldukça keyifli ve verimliydi. 

Gelelim “Hatıraların Masumiyeti” belgeseline. Tek bir kelime ile ifade edecek olursam muhteşem! Hem sinematografik anlamda hem senaryo anlamında hem prodüksiyon anlamında kusursuz. Orhan Pamuk’un işini titizlikle yaptığına ve çok çalıştığına bir kere daha şahit oluyorsunuz belgeseli izlerken. Belgeselde Masumiyet Müzesi romanındaki pasajlara dair kısa anlatımlar var. Roman karakterinden Füsun’un arkadaşının olayları anlatması ile başlıyor belgesel. Füsun ve Kemal’in aşkına dair detayları izledikçe kendi hikayenizden de parçalar buluyorsunuz. Aşkın büyüleyici sarhoşluğunu Kemal’de görürken, aşkın hoyratlığını ise Füsun da gözlemliyorsunuz. Sadece bu değil 70’ler ve 80’ler Türkiye’sinin siyasi, askeri, toplumsal dönüşümlerine de belgeselde şahit oluyorsunuz. En önemlisi de İstanbul’daki dönüşümü tüm açıklığı ile gözler önüne sermiş Orhan Pamuk. Aslında Pamuk’un tarzı bu; bir roman anlatacaksa anlattığın yerleri sosyolojik ve mekânsal olarak kılı kırk yararak anlatıyor. Kafamda Bir Tuhaflık Var romanında bozacı ile beraber İstanbul’u turlarken, Masumiyet Müzesi’nde Çukurcuma’da, Nişantaşı’nda dolaşıyorsunuz. Pamuk’un belgeselde kullandığı harika bir söz var “İstanbul bana, ben İstanbul’a çok şey kattım.” Mesele tam olarak bu. Şehirde yaşamak değil, yaşayabilmek. “Hatıraların Masumiyeti” belgeseli Kemal’in yaşadığı tutkulu aşkın hatıralarını değil, tüm bu anıların yaşandığı şehrin hafızasının da izlerini sürüp geçmişle olan ilişkimizi sorguluyor. Mutlaka belgeseli izlemelisiniz. İzlemeden önce bir soru: “Hayatınızın en mutlu günüydü belki de bilememiş olabilir misiniz?”

“Ah bu fiyakali laflar yakışıyor mu kaptan?” 

İstanbul’daki etkinliklerin sıkı takipçisi olduğum için arkadaşlarım tarafından şahsıma “kültür mafyası” lakabı takıldı. Tabii bunu hak etmek içinde kültüre dair her masada olmaya özen gösteriyorum. Verilen biletleri geri çevirmiyorum, deneyimliyorum. Bir akşam üstü arkadaşımla otururken arkadaşım “Yarın akşama iki biletim var Melike Şahin konserine gider misin? Dedi. “Elbette elbette” dedim. Yanıma kültür sanat gazetecisi bir arkadaşımı aldım, Bostancı Kültür Merkezi’ne doğru yola koyuldum. Melike Şahin’i severek dinliyorum. Sesi modern arabesk tınısında ben de hüznü, acıyı ve kederi müzikte seven biri olarak. Efkarlandığım zaman, uzaklara bakmak istersem Melike Şahin’in sesinin bana eşlik etmesini tercih ederim. Severek dinlediğim bir ismi yakından görmek de bu bağlamda iyi oldu. Konser alanı tıklım tıklım doluydu. Sadece gençler değil, orta yaşlılar ve ileri yaşlılar da salondaydı. Melike Şahin, harika siyah elbisesi ile sahnede göründüğünde salonda alkış kıyamet koptu. Çıkış parçasını unuttum…. Bunun üzerine de bir şeyler söyleyebilirdim ama hatırlamıyorum. Sahne performansı ve sesi ile harika anlar yaşattı bize Melike Şahin. Aklımda kalan performansı ise “Susma” şarkısı oldu. Aşkın Nur Yengi’den dinlediğimiz şarkıyı Melike’den de duymak güzel bir tat oluşturdu. “Susma veda ederken, bir şey söyle veda ederken” dedik hep birlikte. Seyircilerin Melike’den ısrarla istediği “Diva Yorgun” şarkısı ile birlikte tüm sahne coştu. Kadıköy’de harika bir akşam yaşattı bize Diva Bebemiz. “Pençe” şarkısı ile cevap verelim Melike Şahin’e “Ah bu fiyakalı laflar, yakışıyor mu kaptan?” 

Nesneler ve sesler havada…

Yolunuz Karaköy Bankalar Caddesi’ne düşerse kahve içip arkadaşlarınızla dedikodu yapmadan önce Serkan Aka’nın “Havada” sergisini Schneider Tempel Sanat Merkezi’nde ziyaret edebilirsiniz. 3 Mart’a kadar açık olan sergide eşyaların canlılığını ve çarpışmaların rastlantısal akışını göreceksiniz. Aka, sıradan ve çoğunlukla kullanılmış eşyaları bir araya getirerek ses heykelleri ve yerleştirmeler oluşturuyor. Mekânı; doğadaki seslerden, kuşlardan, balinalardan ve şehirdeki seslerden yola çıkarak havada asılı bir ses manzarası olarak kurguluyor. Topladığı gündelik nesnelerden çıkan seslerde kaybolan, artık orada olmayan varlıkların, anıların izini sürüyor. Rastlantısallığı sürekli bir deneyim haline getirmeye odaklanan düzenekler kurarak oluşturduğu hacimlerde, dışarıda bırakılmış sesleri arıyor. Bu süreç; dinleme, dikkat ve fark etme pratiği üzerine kurulu. Mart’a kadar sanat rotanıza bu sergiyi ekleyin. 

 

 

 

 

Öteki, öteki, öteki kimdir? 

Emin Alper, Dostoyevski’nin “Öteki” eserini tiyatroya uyarladı. 90 dakikalık tek perde şeklindeki oyunda Cem Yiğit Üzümoğlu, Erdem Şenocak, Derya Karadaş ve Gökhan Yıkılkan yer alıyor. 1 Mart 2024’te Uniq İstanbul’da oynanacak oyunun konusu da dikkat çekici. Emin Alper’in Dostoyevski’nin “Öteki” adlı aynı eserinden sahneye uyarladığı ve yönettiği ilk tiyatro oyunu. Özgün bir kara komedi. Siz fiziksel olarak  size çok benzeyen ama karakter olarak tam zıttınız bir ile karşılaşsaydınız ne yapardınız? Size fiziksel olarak kusursuz bir biçimde benzeyen ama karakter olarak tam zıttınız; nefret ettiğiniz, tahammül edemediğiniz özellikleri olan fakat tam da bu özellikleri nedeniyle sizin hedeflerinize sizden çok daha kolay ulaşabilen; dolayısıyla içten içe de yerinde olmak isteyebileceğiniz birisi. Hem alter-egonuz, hem düşmanınız. Oyun adeta psikolojik bir tahlil.  Mutlaka izleyin.

Önceki Yazı

Bir ailenin duygusal otopsisi

Sonraki Yazı

Geçmiş ile gelecek arasındaki köprü: Depo No:4

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde