Azerbaycan’ın Bahtiyar’ı

15 dakikada okunur

Özcan ÜNLÜ

Bahtiyar Vahapzade, Azerbaycan Türk şiirinin son asır en büyük kalemlerinden biridir. Vatan, millet, bayrak konularında söylediği şiirleri kadar aşk, anne, ölüm ve iman üzerine kaleme aldıkları ile de eşsiz bir miras bırakan Vahapzade, komünist dönem ve sonrasında ürettikleri ile milletinin sesi olmayı başarmıştır. Samed Vurgun’un devamcısı olan Vahapzade kullandığı dil itibariyle de Türkistan’ın öz evlatlarından biri olduğunu kanıtlamıştır.

Azerbaycan edebiyatı özellikle şairleri ile anılır. Şehriyar, Molla Penah Vagıf, Aliağa Vahid, Samed Vurgun, Ahmet Cevad, Elmas Yıldırım, Memmed Aslan gibi büyük şairlerinin kaleme aldığı eşsiz şiirleriyle dünya edebiyatındaki yerini korur.
Azerbaycanlı şairlere “Azeri şair” demek yanlış. Her biri Türkçe’nin en ince nüanslarını kullanarak bu kadim dilin bütün özelliklerini her devirde duru tutmayı başarmışlardır. Zaman zaman Farsça’nın etkisinde kalmış olsalar da Türkçe’nin coğrafi olarak en yetkin kullanıldığı dildir.
Azerbaycan Türkçesinin en etkili ve en büyük şairlerinden biri de Bahtiyar Vahapzade idi. Merhum, SSCB’nin dağılması öncesinde başlayan dil ve Türklük mücadelesi ile Türk dünyasında tanınmış olsa da en çok istiklal döneminde yüksek sesle haykırdığı şiirlerle bayraklaşmıştır.
O, Türk dünyasının aksakallarından biri idi. 1980’li yıllarda kendisiyle tanışmıştık. O vakitler SSCB dağılmamıştı ama o merhum Ahmet Kabaklı’nın misafiri olarak Türkiye’ye gelmişti. Birlikte, hem çalıştığımız gazetede, hem de Türk Edebiyatı Vakfı’nın mütevazı merkezinde birçok kere sohbet etme imkanına kavuştuk. O günlerde geleceğe dair “hoş duygular” beslediğini bildiğim Bahtiyar Vahapzade, zor zamanlardan geçildiğini, daha da zor zamanların Türk yurtlarını beklediğini çok iyi biliyordu. Bizi birleştiren en önemli unsurun ise dilimiz olduğunu söylüyordu her fırsatta. İstanbul’da konuşulan ile Bakü’de -bütün örtme, gizleme ve yasaklama çabalarına rağmen- konuşulan dilin kadim Türk dili olduğunu söylüyordu.
Kalbi Türkiye’de idi…
13 Şubat 2009 tarihinde uçmağa varan büyük şair, 16 Ağustos 1925 doğumlu. Azerbaycan’ın dağlık bölgesi Şeki’de dünyaya geldi. Onun için bu topraklar masal diyarı idi. İlk rüyalarını orada görmüş, ilk hayallerini orada uçurmuştu. 9 yaşında iken oduncu ailesiyle birlikte Bakü’ye göçmüştü. Çünkü tahsil imkanı doğduğu topraklarda yeterli değildi. 1942’de orta öğrenimini tamamladıktan sonra Azerbaycan Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü’ne girmeye hak kazandı. Fakat genç Bahtiyar mutlu değildi. Dağlar, ovalar, sular, kuşlar kendisini doğduğu topraklara çağırıyordu. Bir kere çıkmıştı oralardan geri dönmek olmazdı. Böyle gel gitlerle 1947’de başarılı bir sonuçla okulunu bitirdi. 1951 yılında “Samed Vurgun’un Lirikası” başlıklı doktora öncesi, 1964’te ise “Samet Vurgun’un Yaradıcılık Yolu” tezleri ile doktorasını başarı ile verdi. Ne kadar hayalini kurarsa kursun, ne kadar rüyasını görürse görsün, Bakü artık onun yerleşme yeri idi. Çünkü bugünkü Bakü Devlet Üniversitesi’nde çalışmaya başladı; emekli oluncaya kadar da buradaki görevini sürdürdü.
O vatanı bir bütün olarak gördü. Sadece doğduğu toprakları değil, bütün Türkistan’ı… Yazdığı şiirleri, tiyatro eserleri ve romanlarının yanı sıra bu konularda öne sürdüğü fikirler ve kaleme aldığı yazılarla da dikkat çekti. Birçok kesimi uykusuz bırakan çıkışları oldu. Bir kulağı ve kalbi ile Türkiye’yi takip etti sürekli olarak. Dostları vardı, kardeş ülkede… Hedefi, Kızıl Elma’sı Turan olan dostları ile yazışıyordu. Başı zaman zaman derde girse de doğru bildiğini söylemekten asla çekinmiyordu. Yoklukla sınandığı zamanlar da vardı. Kalemini satın almak isteyenler de. Yakından şahitlik ettik ki, bu tür tahrik ve tazyikler karşısında daima başını dik tuttu.
Şairlik en yüce duygudur
Azerbaycan garip bir ülke. birçok denge üzerine kurulu. Bugün de böylesi dengelerle ayakta duruyor. Dolayısıyla hangi dengeye yakın olacağınız sizin duruşunuzu ve sosyal hayatınızı da etkiliyor. Bahtiyar Vahapzade de birçok dönem arkadaşı gibi zaman zaman bu dengeler yüzünden eleştiri oklarının hedefi haline gelmişti.
İyi bir hoca idi. Bıkmadan, usanmadan yarım asırdan fazla ders verdi. Bu yoğun tempoda yazmayı da sürdürdü.
“Yarıya bölünür günüm, saatim,
Vakit benim servetim, benim varımdır
Muallimlik benim günüm, hayatım
Şairlik en yüce duygularımdır” dizeleri onun şiire ve hocalığa bakışını çok net yansıtır.
Biz onu Türkiye’de en çok “Bir ananın iki oğlu/ Bir emelin iki kolu/ O da ulu, bu da ulu/ Azerbaycan-Türkiye/ Dinimiz bir, dilimiz bir/ Ayımız bir, yılımız bir/ Aşkımız bir, yolumuz bir/ Azerbaycan-Türkiye” dizeleriyle başlayıp devam eden şiiriyle tanıdık ve sevdik. Bu şiir iledir ki, Türkiye ve Azerbaycan kardeşliği üzerine “Bir millet, iki devlet” aforizması ortaya çıkmıştır.
Tam 70 yıl boyunca Rus mezalimi görmüş olan kardeşlerimizin silkinip ayağa kalkması, Samed Vurgun, Ahmet Cevad ve Bahtiyar Vahapzade gibi ulu şairler sayesinde olmuştur. Çünkü Azerbaycan toplumunun ruhu şiirle karılmıştır. Ülkenin hemen hemen tamamında şiir başlayınca neredeyse hayat durur. Yemeklerde, toylarda, resmi toplantılarda şiir hayatın belirleyicisidir. Günümüzde bütün dünyada olduğu gibi Türkiye, Azerbaycan ve Türkistan ekseninde etkisini yitirmiş gibi görünse de şiir çağı yeniden başlayacak ve bu kez kucaklaşma daha derinden ve ayrılmaz biçimde gerçekleşecektir.
Özellikle tiyatro eserleri ile de toplumsal bilincin diri tutulmasını sağlamayı başarmış olan Vahapzade’nin Irak, Fas, Türkiye, Yunanistan, İtalya, İngiltere, Almanya, Portekiz, Lübnan ve Mısır gibi ülkelere yaptığı SSCB dönemi seyahatleri de dikkat çekicidir. O bütün zorluklara rağmen bu seyahatlerde kimliğini, sıkıntılarını ve özlemlerini dile getirmeyi başarmıştır.
En önemli eleştirilerden biri: “Ama SSCB Yazarlar Birliği ile Azerbaycan Komünist Partisi’nden Bakü şehri üyesi olmuştur. Kırmızı Emek Bayrağı ve Ekim İnkılabı ödüllerini kabul etmiştir” 1980’li yıllarda, mesleğinin en olgun dönemlerinde, üstelik bu kadar cesur şiirler yazabiliyor iken, bu görevlerde bulunmasını eleştirmek yerine anlamak gerekir. Çünkü başka türlü bir hizmet mümkün değildir o yıllarda…
Yaşadığı gibi yazdı
Azerbaycan’ın halk şairleri arasında saygın bir yere sahiptir. Artistik olmak gibi bir derdi yoktur. Estetik kaygı sebebiyle anlaşılmaz olmaktansa insanı en yalın ve akıcı biçimiyle anlatmayı denemiş ve bunda da başarılı olmuştur. O yüzden şekile takılmaz. Çünkü şekil duyguları ve düşünceleri sınırlandırır ona göre. Yaşadığı gibi yazdı ömrü boyunca: “Yaşamadan yazdığım konularda ise dilim dolaştı, şiirim etkisini kaybetti ve o doğduğu gün yaşlandı. Sevgim veya nefretimle kaleme aldıklarım, yüreklere yol buldu ve bir gönlün ateşini başka gönüllere taşıdı. Nedir sevgi? Nedir nefret? Kalbin heyecanı, duyguların tufanı ve aklın isyanı!… Sevmeden sevgiden bahsetmek nasıl mümkün olabilir?”
Aşk, tabiat, kahramanlık, hasret, dil, Türklük sevgisi hatta gazete haberlerinden ilhamla kaleme aldığı şiirlerin yanında anne, baba ve metafizik ürpertilerle söylediği şiirleri bugüne dair de çok şeyler söyler.
Bahtiyar Vahapzade, özeleştirisini yapmış bir münevverdir. SSCB dönemindeki duygularla yazdıkları ile sonraki dönemlerde kaleme aldıkları arasındaki fark böyle bir özeleştiriyi gözler önüne serer. Çocukluğundan itibaren edindiklerini, görgüsünü, eğitimini zaman geçtikçe bir benlik inşası için kullandığını eserlerinde çok rahatlıkla görmek mümkündür. Özellikle tiyatro eserleri bunun en başarılı örnekleridir. Bunu şu dizeleriyle anlatır bize:
“Bahtiyar, elimde gazap
Gözümde kalbimin ateş damçısı
Bir yandan kendimin ittihamçısı
Bir yandan kendime kefil olmuşam”

VAHAPZADE’NİN ESERLERİ

Şiirleri:
İnsan ve Zaman (1964),
Bir Ürekde Dört Fasıl (1966),
Kökler… Budaklar (1968),
Deniz, Sahil (1969)
Bir Baharın Karanguşu (1971)
Tan Yeri (1973)
Seçilmiş Eserleri (I-II, 1974-75)
Açık Sohbet (1977)
Açılan Seherlere Selam (1979)
Payız Düşünceleri (1981)
Özümle Sohbet (1985)
Ahı, Dünya Fırlanır(1987)
Lirika (1990)
Nağıl-Heyat (1991).
Piyesleri:
Vicdan
Darağacı
Kızıl Elma
İkinci Ses
Yağışdan Sonra
Yollara İz Düşür
Feryad (1995).
Son eser Nesîmî’nin hayat hikâyesine dayansa da temelde hürriyeti ve insanın yüceliğini konu edinmektedir.
Çeşitli Yazıları: Sanatkâr ve Zaman (1976), Vatan Ocağının İstisi(1982), Derin Katlara Işık (1986), Şenbe Gecesine Giden Yol (1991).

Önceki Yazı

Van Gogh Öldürülmedi

Sonraki Yazı

Vazgeçilmeyen Her Şey Sonunda Size Hediyesini Veriyor

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.