Bağlılık Hasan’da rüzgar başrolde

9 dakikada okunur

Hac yolculuğuna çıkacak olan kişinin, yakınlarıyla helalleşmesi, üzerindeki insan yükünü indirip hafiflemesi gerekir. Kul hakkı ile bu kutlu ibadete leke düşürmeme çabası yolun ilk rüknü. Bunun usulen ya da kalben yapılması arasındaki tercih yolcunun kendisine kalmış. Semih Kaplanoğlu “Bağlılık Hasan (2021)” filminde, karısının arzusuyla hacca niyet eden, insanlarla helalleşme fikrine “Ne yaptım ki ben?” duygusuyla sıcak bakmayan Hasan’ın sade ve sıradan hayatına ayna tutar. Birçok haksızlık yapmış olan Hasan’ın, “Bu acımasız dünyada ayakta kalabilmenin başka bir yolu yoktu, şartlar bunu gerektiriyordu.” diyerek öne sürdüğü bütün bahaneler ruhun en karanlık yerinden çıkıp geliyor. Kötülüklerden şikayet etmekle onlara ayak uydurmanın derin bir uyum içinde olduğu ölü ruhlar dünyasını, el birliğiyle böyle kuruyoruz. Ingeborg Bachman’ın Malina’da, toplum savaştan bile daha kanlı bir arena dediği yer tam da burası. 

En çetin yüzleşmenin kardeş hukuku üzerinden yapıldığı filmde, babanın vefatından sonra kalan tarlaların paylaşılmasında belli ki hakkaniyete riayet edilmemiş. Hasan’ın söze gelmeyen ama hissiyatı filmin içine ustaca sindirilmiş küçük oyunlarıyla, verimsiz alanların çoğu ağabeye gitmiş. Hukuka bir şekilde uydurulan paylaşımın helal olup olmadığını önemsemeyen, ağabeyinin itirazlarını dikkate almayan Hasan, ömür boyu süren kırgınlığın müsebbibi olarak da görmemiş kendini. Vicdana sığmayan paylaşımı meşru görmenin bir yolunu bulmuş demek ki. Burada eşinin sessiz suç ortaklığını da unutmamak lazım. 

Aileye ait meseledeki muğlaklık, başka bir olayda haksızlığın işlem basamakları olarak tümüyle ifşa edilir. Devlet görevlileri Hasan’ınki de dahil ekili arazilerden bazılarını elektrik trafosu kurmak için seçmiştir. Hesap kitap edilerek tespit edilen alanların değişmesinin mümkün olmadığı kat’i bir dille bildirilir. Hasan rüşvet vererek imkansız denilen değişikliği yaptırır ve trafonun komşudan geçmesini sağlar. Toplumda birçok insanın, gücü yetiyor ve elinden geliyorsa bu yollara saptığı gerçeği, izleyicinin yabancısı değildir. 

Sinsi iğvaları teşhir eden ince göndermeler 

Filmin açılış sahnesinden söz etmenin zamanı. Trafonun sinsice kaydırıldığı komşu tarlanın sapsarı rengi, duru canlılığı. Bir kenarında bütün yaşamı kucaklayıp içine alacak kadar gölge veren ağaç. Gölgenin nazara verilmesi doğrudan cennette vaat edilen serin, sade ve asude hayata gönderme sanki. Sanıldığının aksine mutluluk şatafattan, âlâyi valadan çok uzaklarda. Ağacın altında yemek yapan genç bir kadın, çinko çaydanlık, hamakta uyuyan çocuk, abdest alan baba ve kuyudan su çekip getiren kardeş. Bütün faniliğine rağmen sevdiğimiz, bir vakit gölgelenip terk edeceğimiz dünya hayatının içinden yükselen huzurun temsili. Tamahkâr olmayınca kalbin anlamının daha çok ortaya çıkacağına işaret eden bir sahne. 

Vukuatları bitmiyor hac yoluna çıkan günahsız Hasan’ın. Aldığı kredi borçlarını ödeyemeyince tarlasını kayyuma devretme noktasına gelen komşusundan, araziyi ölü fiyatına alma çabası var sırada. Bütün kötülükleri ve hak ihlallerini meşrulaştıran, sinsi iğvaları teşhir eden ince göndermeler var filmde.  

Kelimenin yetersiz kaldığı kuytulara ulaşmak

Gündelik ve evrensel birçok çoklu okumaya imkan veren “Bağlılık Hasan”, kelimelerin yetersiz kaldığı kuytulara, sinemanın görüntü dilinin ulaşabilmesinin kıymetli bir örneği. Filme derinliğini veren sembolizme ve metaforlara kısaca değinmek lazım. 

SES. Rüzgar, yağmur, toprak, kediler, kaplumbağa ve ancak insanın uğultusu kesilince işitilen nice sesler. Seslerin doğallıkları içinde seyirciye geçirilmesi için çok emek verdiklerini söylüyor Kaplanoğlu.   

RÜZGAR. Varolan canlıların sesini, tozunu, kokusunu, haberini, inilti ve hıçkırığını ötekine taşıyan bir elçi. Sessizliğin içinde kaynayan kalplerin sesi. Gizli saklı bütün duyguları çıkarıp savuran, uyaran, her şeyin duyulduğunu, görüldüğünü bildiren ses. Dünyayı mülkü sananların pervasızlığına karşı, mülkün sahibini ve başka canlıların varlığını hatırlatan esinti. Rüzgarla birlikte birçok seyircinin içinden Niyazi Mısri, Yunus Emre, Harakani, Rûmi mısralarının akışı, geleneksel hikayelerin özü hızla geçit yapabilir.    

ELMA. Sayısız seçenek içinde Hasan için elma bahçesinin uygun görülmesi tesadüf değil elbette. Her türlü nimetle çevrelenmiş insanın cennetten düşüşüne yol açan yasaklar bu dünyada da geçerli. Sınırların ihlalini temsil eden elma ağaçları, cennetten sonra burada da uyarıcı görevini sürdürüyor. 

KÂBE MAKETİ. İnsanların haccın rükünlerini öğrenmek üzere maketin etrafında döndüğü sahne tüyler ürpertici. Filmin hacla irtibatlanması hiçbir zorlama olmadan doğallıkla gerçekleşmiş. Kültürümüzde hacca gidip aklanma yenilenme günahlarından kurtulma arzusu çok yaygındır. İçi boşalan, gösteriye dönüşen karton dindarlıklar için olağanüstü güzel bir görsel temsil.  

Akıldan çıkmayacak sahnelerle dolu olan film, insana yavaşlamadan fark edilmeyen ağır “kayıplar”ı göstermek için çekilmiştir sanki. Kuşların, gölgelerin, helali öncelemenin, kardeşliğin, az ama bereketli olanın hatırlanmasına dair kıymetli bir uyarı.   

 

 

Önceki Yazı

Edebiyatın ‘film şeridi’

Sonraki Yazı

Sinemayı Okumak

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de