“Beni heyecanlandıran format değil, içerik”

/
28 dakikada okunur

Yönetmen Can Ulkay: “Dizi, sinema filmi, TV filmi, vs. üretim anlamında seçim yapmamı gerektirmiyor. Beni öncelikle heyecanlandıran en önemli şey içerik yani hikâye… İyi bir hikâye, farklı bir içerik beni format konusunda kesinlikle sınırlamıyor. Çünkü iyi bir hikâye-içerik okumaya başladığınız andan itibaren sizi etkilemeye, hayal gücünüzü ve yaratıcılığınızı zorlamaya başlıyor. Hayal ettikçe hikâyenin içine giriyor ve ona âşık oluyorsunuz. Üstleneceğim projenin iyi bir film olacağını okurken hissedip heyecanlanıyorum. ”

İçerisinde yer aldığı her iş parlıyor, yönetmenliğiyle göz dolduruyor. Dizi veya sinema filmi ayrımı olmaksızın tüm formatlarda işini en iyi şekilde yapıyor. Türk İşi Dondurma, Ayla, Müslüm, Sarıkamış Çocukları filmleri ve TRT’nin Tabii dijital platformunda yayınlanan Mevlâna Celaleddin-i Rumi dizisinin yönetmeni Can Ulkay’dan bahsediyorum. Eğitim hayatını da sayarsak tam 40 yıldır bu sektörün içinde kendisi. İşini severek yapanlardan biri o. Hal böyleyken biz de Litros Sanat’ın yeni sayısı için kendisiyle bir araya geldik. Hem yönetmenlik portresini hem son işi Mevlâna Celaleddin-i Rumi’yi hem de yeni projelerine dair konuştuk. Tamamı sohbetimizde… 

Nasılsınız, şu ara kafanızı neler meşgul ediyor, gündeminiz nedir, merak ediyorum?

Şu sıralar gündemimiz oldukça yoğun. Biliyorsunuz, yaklaşık 2 senelik uzun ve yorucu bir çalışmanın ardından Mevlâna Celaleddin-i Rumi dizimiz yayınlanmaya başladı. Önümüzdeki dönem için yine bir biyografi sinema filmi çalışmam var. Bu film, Lefter Küçükandonyadis’in hayatını konu alan bir sinema filmi projesi olacak ve şartlar uygun olduğu takdirde önce sinemalarda ve devamında platformlarda gösterime girecek.  Bunun dışında platformlarda yayınlanacak olan ismini şu anda veremeyeceğim bir dizi için de görüşmelerim sürüyor. 

Bu meslek beni sürekli yeniliyor

Yönetmenlik mesleki ve teknik anlamlarının dışında sizin için ne ifade ediyor?

Yönetmenlik; mesleki ve teknik anlamlarının dışında benim ve ailemin tüm hayatını ve yaşam biçimini etkileyen bir olgu. Hep hayatımızın içinde olduğu için çok şey ifade ediyor benim için… Her yeni proje beni duygusal ve içerik olarak yeniden beslemeye başlıyor. Yeni heyecanlar, yeni yolculuklar, yeni bilgiler her seferinde hayata heyecanla sarılmama vesile oluyor… Bu mesleğin, sizi taze tutan, dolayısıyla sizi sürekli yenilenmeye zorlayan çok değerli bir tarafı var. Sürekli yeni bir şeyler üretmek ve ürettiğiniz her yeni işin heyecanını yaşamak bu mesleğin değeri hakkında çok şey ifade ediyor.

En çok hangi format ve içerikler için yönetmenlik yapıyorken heyecanlanıyorsunuz? 

Format konusunda herhangi bir seçim yapmak istemiyorum. Dizi, sinema filmi, TV filmi, vs. üretim anlamında seçim yapmamı gerektirmiyor. Beni öncelikle heyecanlandıran en önemli şey içerik yani hikâye… İyi bir hikâye, farklı bir içerik beni format konusunda kesinlikle sınırlamıyor. Çünkü iyi bir hikâye-içerik okumaya başladığınız andan itibaren sizi etkilemeye, hayal gücünüzü ve yaratıcılığınızı zorlamaya başlıyor. Hayal ettikçe hikâyenin içine giriyor ve ona âşık oluyorsunuz. Beni belirli bir projede en çok heyecanlandıran şey bu, “İyi film olabilir mi?” Üstleneceğim projenin iyi bir film olacağını okurken hissedip heyecanlanıyorum. “İşte bu tam filmlik hikâye” dediğimiz bir an vardır ya, beni yakalıyor ve mutlu ediyor. Bu sebeple yeni bir işi seçerken hikâyesinin ve içeriğinin beni heyecanlandırması çok önemli. Elbette seçim yapmam gerekirse her şartta ilk seçeneğim sinema filmi yapmak olur. Sinema her şeyin başıdır, ilkidir. Sinema bir kültürdür. Büyük perdedir. Seni içine alan kocaman bir salondur. Rengarenk bir dünyadır. Sinemanın büyüsü bambaşkadır. Ürettiğin bir işi büyük bir perdede izlemenin keyfini hiçbir formatta yakalayamazsın. Bütün bu içerikleri değerlendirirken gerçek hikâye ve biyografileri okumak beni gerçekten heyecanlandırıyor.

‘Sadece gerçek hikâye çeker’ etiketini istemiyorum

Yönetmenlik üslubunuzu nasıl tanımlıyor ve adlandırıyorsunuz hem teknik hem de içerik olarak?

Kendim için belli, keskin çizgileri olan bir üslup belirtmek istemiyorum. Ben sinema akademisi mezunuyum. Sinema hep vardı hayatımda. Bunu 30 yıllık reklam yönetmenliği sürecinde çekmiş olduğum reklam filmlerinin birçoğunda renk, ışık ve kadraj olarak göstermeye çalıştım. Her ne kadar sinema okumuş olsam da 30 yıllık reklam yönetmenliği süresince edindiğim tecrübeler, alışkanlıklar ve reklam reflekslerimle farklı bir üslup yakalamaya çalışıyorum. Reklamda bir hikâyeyi 30 ila 60 saniye de anlatma zorunluluğunuz var. Bu da anlatım, kurgu ve müzik kullanımı alanında bana birtakım avantajlar kazandırmış durumda. Bir yönetmenin kendine has özellikleri yani tarzı iş yaptıkça oluşur, kendine yakın bulduğu hikâyeler ve kullandığı teknikler, kreatif çözümlerle oluşur. Okuduklarıyla, dinledikleriyle, gördükleriyle ve tüm bunları biriktirip yorumladıklarıyla oluşur…  8 seneye sığdırdığım 5 sinema filmi ve 1 platform dizisiyle, bir yönetmen olarak tarzımın net bir şekilde ortaya çıktığını düşünmüyorum. Ama bugüne kadar yaptığım işlerde olduğu gibi bundan sonra yapacağım işlerde de kesin olarak temiz, kalitesi yüksek, duygusu iyi verilmiş, özenli, uluslararası film standartlarına uygun işler göreceğinizi söylemek isterim.

İyi izlemeniz doğru bakmanız lazım

Ayla, Sarıkamış Çocukları, Türk İşi Dondurma, Müslüm ve Mevlâna Celaleddin-i Rumi…  Gerçek hikâye olarak sinemaya aktarılmış 5 film ve dizi projesi. Bu, özellikle seçilmiş bir şey değil ama böyle denk geldi diyebiliriz… Can Ulkay sadece dram ve gerçek hikâye çeker etiketinin üzerime yapışması çok istediğim bir konu değil. Gerçek hikâyeler her zaman daha ilgi çekicidir. İyi senaryo haline getirilirse çok değerli filmler olurlar. Bu sebeple araştırmayı seven bir kişi olarak gerçek hikâyeleri okumayı seviyorum. Gerçek hikâye, kurgu hikâye ya da komedi, aşk, savaş, dram diye ayırmak istemiyorum… Bir yönetmen olarak her türlü hikâyeyi çekme yeteneğiniz olmalı diye düşünüyorum. Sınırsız hayal gücü ve yaşadığımız dünya… Güçlü yönleriniz hep olmalı ve bunları devamlı çoğaltmalısınız. Hayal gücünüzü sınırsızca kullanabilmeyi bilmelisiniz, yaşadığımız dünya, insanlar, duygular, renkler, ışıklar, mekanlar, hareketler, olaylar ve daha birçok şey en önemli malzememiz. İyi izlememiz doğru bakmamız lazım. Bu izlenimleri biriktirip yaratacağımız filmde doğru kullanabilmeliyiz. Yönetmen olarak yarattığınız filmin dünyada birçok insana artık çok kısa bir sürede ulaşabileceğini düşünerek çalışmanız gerekiyor. Zamanın gerisinde kalmamanız, sürekli kendinizi yenilemeniz ve yeni teknoloji ile beslenmeniz şart… Bunlar iyi ve güçlü bir yönetmen olmanın gereklilikleri bence.

Her proje farklı bir yaratıcılık gerektiriyor

Her proje farklı bir iş, farklı bir düşünce dolayısıyla farklı ve yeni bir yaratıcılık gerektiriyor. Çalışırken bir yenilik arayışında oluyorum her zaman. Zaten bir yönetmenden de istenen bu olmalı. Yaratıcı bir düşünce ve yenilik. Farklı bir şey yapmak için arayışlarda olmak… Ben de her projeme birtakım yenilikleri dahil etmeye özen gösteriyorum. Bu, hikâyenin özelliğine göre beni farklı arayışlara yönlendiriyor. Bazen mekân, bazen ışık, bazen renk, bazen kameranın dili, bazen oyunculuklar üzerine farklı yenilikler arıyorum ve filmime dahil etmeye çalışıyorum. Bütün filmlerimde çok farklı konular, çok farklı dramalar, çok farklı zamanlar üzerine çalıştım. Deneyim, her filmde farklı konular üzerine yoğunlaşıyor. Her zaman söylediğim gibi, “yönetmen, her konu ve duygu üzerinde film çekebilme donanımına sahip olmalıdır”. Konular ve duygular ne kadar farklı olursa o kadar zenginleşir yaptığınız işler. Deneyimleriniz artar. Konular farklı olsa da tarzınız sizin farkınızı hissettirir. Özet olarak, “Deneyimler sizin tarzınızın ortaya çıkmasını, oluşmasını sağlar”. Sinema, başlangıcından bu yana hep teknolojiyle birlikte gelişim göstermiştir. Diğer sanat dallarından farklı olarak teknolojiyi hep kullanmıştır. Yeniliklere açıktır… Dünya bu kadar hızla ilerlerken artık hiçbir şekilde teknolojiden geri kalmak düşünülemez… Her türlü yeniliğe ve yenilenmeye açık sinemanın da teknolojik gelişimini devamlı takip etmek durumundayız. Hem kendimi yenilemek hem de geliştirmek amacıyla sürekli yeni gelişmeleri takip ediyorum. Bu benim bir yönetmen olarak en büyük görevim. Her şey 30 yıl öncesinden çok farklı. Teknoloji farklı, bilgiler, fikirler farklı ve sürekli yenileniyor. Değişmeyen tek şey ise sinemanın varlığı, anlatım becerisi ve insan ile etkileşim becerisi… Yönetmenlik mesleği de bu yüzden hiç değişmeyecek. Zaman, teknoloji vs. ne değişirse değişsin yönetmenin hikâye anlatma becerisi, tarzı sinemayı hep zengin kılacak…

Ayla diğerlerinden farklı bir yerde

Filmografinizde yer alan çalışmalarınızda en çok içinize sinen hangisi, neden?

Bütün filmlerimi çok seviyorum.  Filmlerimde seyirciyle iyi bir iletişim kurabildiğimi düşünüyorum… Her yeni film projesiyle birlikte seyirciyle nasıl daha iyi bir iletişim kurabilirim diye sürekli çalışıyorum. Ayla ilk filmim, ilk heyecanım olduğu için hepsinden biraz farklı konuma koyuyorum. Tüm işlerimde içime sinen ve sinmeyen konular keşke dediğim yerler mutlaka var. Sonuç olarak her birisi benim çocuğum gibi ve hiçbirisini diğerinden  ayırt etmiyorum.

Mevlâna dizisinin çıkış noktası ne oldu? Nasıl bir düşünce sürecinin ürünü ve siz nasıl dahil oldunuz?

Mevlâna dizisi yaklaşık 4 sene önce, pandemi döneminde başlayan bir proje. Ben o dönemlerde ilk görüşmelerimi gerçekleştirmiştim. Yapım çalışmaları ve dizinin yazılma süreci ilk 2 yıl boyunca devam etti. Devamında çekim için ön hazırlık süreci başladı. 2021 yılının mayıs ayında itibaren çekim hazırlıklarına ve ardından ağustos ayında da çekimlerine başlanıldı. İlk kez ön hazırlık süreci 2 yılı bulan bir dizi olma özelliğine de sahip olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî dizisinde 22 binden fazla yardımcı oyuncu kullanıldı. Projenin şimdiye kadar hazırlanan yapımlardan bir farkı da danışman zenginliği; tarih, tasavvuf, felsefe, savaş, hat, sema, medrese eğitimi, ney çalmak gibi 13. yüzyıla ait hemen her konuda uzman danışmanlarla çalışıldı. Oyunculara danışmanlar tarafından uygulamalı eğitimler verildi. 30 bölüm planlanan ve tüm bölümleri aylarca süren çalışmaların ardından 350 bin metrekare arazinin içinde 60 bin metrekare üzerine kurulun TRT Uluslararası Konya Film Platoları’nda ve Konya çevresindeki tarihi ve doğal mekanlarda çekildi.

Dizide insanın kendine yolculuğunu ekranlara yansıtıyoruz

Bu dizide Mevlana’nın hangi yönüne odaklanıyoruz?

Mevlâna Celaleddin-i Rumi dizisi, 13. yüzyılda; Selçuklu devletinin başkenti Konya’da yaşayan bir büyük İslam alimi, tasavvuf büyüğü ve şair olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin yaşadığı dönemi konu alıyor. 30 bölüm olarak hazırladığımız dizide  Mevlana’nın yaşamını, fikirlerini ve ilmini hikayemizin merkezine oturtup 13. yüzyıl Anadolu’sunu, Moğol tehlikesini, Büyük Selçuklu hükümdarlığının taht kavgalarını, Selçuklu başkentindeki iç karışıklıkları ve Selçuklu Moğol savaşlarını dramatik bir yapıyla işliyoruz… 1242 yılında Moğolların Erzurum’u kuşatmasıyla başlayan dizide Selçuklu Devleti’nin içinde bulunduğu çalkantılı dönemde Mevlana’nın içsel yolculuğu ile birlikte Selçuklu Devleti’nin değişim sürecine de tanıklık ediyoruz. 750 yıl önce yaşamış olan dünya çapındaki evrensel bir tasavvuf ehlinin bugün hala dilden düşmeyen mısraları, deyişlerinin eşliğinde ve zenginliğinde, ölümsüz eseri Mesnevi’yi yazdığı dönem ve o dönemin çalkantılı siyasi, toplumsal olayları da işliyoruz. Asırlar geçse de insanlığın özlemini çektiği hak ve hakikat arayışı, bu arayışın sonunda ulaşılan derin tasavvuf bilgeliği ve özde “insanın kendine yolculuğu”nu destansı bir görsel şölenle ekranlara yansıtıyoruz.

Dizinin Tabii’de yayınlanmasının sizde özel bir karlılığı oldu mu? Yoksa siz daha çok ortaya çıkan işe mi odaksınız?

Dijital platformların film endüstrisi üzerindeki etkisinin her geçen gün artarak büyümesini takip ediyoruz.  Tabii, TRT gibi güçlü ve efektif bir kanalın alt yapısı ile kuruldu. Kısa bir sürede çok geniş ve önemli içeriklerle platformun etkisini arttıracak yapımlarla izleyiciyi buluştular. Mevlâna projemiz bu süreç içerisinde @tabii dijital platformunun lansman dizisi olarak hazırlandı. Lansman projesi olarak yayınlanıyor olması hepimiz için çok önemliydi elbette.  Ama ne olursa olsun proje düşüncemiz ortaya çıkacak olan işe odaklıydı. Dolayısıyla lansman dizisi olmasının yanında çalışmalarımızı kaliteli, yüksek standartta, alışılmadık bir iş yaratma üzerine odakladık. 

“Zirvem” dediğiniz bir nokta var mı? Bundan sonra neler yapmak istiyorsunuz, plan ve projelerinizden bahseder misiniz yapmayı çok istediğiniz? Filmografinize hangi nitelikte bir iş eklerseniz çok mutlu olursunuz?

“Zirvem” dediğim bir noktam yok ama “hedeflerim” var. Doğru ve kaliteli işler üretebilmek, sadece Türkiye değil tüm dünya ile bu filmleri paylaşabilmek en büyük hedefim… Yurtdışı ile daha çok işler paylaşabilmek, ortak yapımların içinde yaratıcı olarak bulunabilmek planlarım arasında ilk sırada yer alıyor. Bu sebeple yabancı yapımlarla ortak proje üretme çalışmalarım devam ediyor. Yakında olabilecek projeleri duyurabilme umuduyla çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Can Ulkay’dan genç sinemacılara tavsiyeler

Yönetmen olmak isteyen gençlere neler söylemek istersiniz, kendilerinde hangi sorulara yanıt verdikten sonra bu sürece dahil olmalılar? Eğitim yeterli mi?

Elbette yeterli değil. Bu sadece bir başlangıç noktası. Dünyada ve Türkiye’de yönetmenlerin büyük bir çoğunluğu sinema TV okulundan gelme değildir. Donanımlı olmak lazım. Her konuda, her alanda. Okumayı, bilgi almayı, dinlemeyi, öğrenmeyi hiç durdurmamak, sürdürmek lazım. Ve tabii ki sinemayı sevmek lazım. Her şeyden önce genç arkadaşlarla, genç sinemacı adaylarıyla birlikte olmayı, onlarla sinema konusunu paylaşmayı, onlara sinemayı sevdirebilmiş olmayı çok önemsiyorum… Bilgi paylaşmak kesinlikle tek taraflı değildir. Onların benden öğrenebileceği bilgiler kadar benim de onlardan öğrenebileceğim çok fazla bilgi olduğunu düşünüyorum. Sinema ile ilgileniyor olmak çok keyifli ve zevkli… Seveceğiniz mesleği yapıyor olacaksınız. Teknolojinin gelişmesiyle artık yeni dijital platformlar var ve bu platformların sayısı her gün daha da artacaktır. Yakın zamanda interaktif filmler de yapılıyor olacak. Sinema teknolojiyi çok fazla kullanan bir alan… Dolayısıyla her şeyden önce yenilikçi olmalısınız ve teknolojiyi takip etmelisiniz. Türk sineması olarak yeni bir sinema kültürümüzün oluşması gerekiyor. Çok zengin bir kültüre sahibiz. Çok çeşitlilik içinde yaşayan bir toplumuz, bunu Türk sinemasına yansıtırsak çok büyük renk ve tarz oluşacaktır. Dolayısıyla teknolojiyi de yanınıza alın ve bol bol film çekin, sinema üretmeye devam edin… Biliyorum genç arkadaşlarım için çok değerli yıllar bu dönemler. Sürekli yeni bir şeyler üretmek, bu sektöre girmek için çalışmak istiyorsunuz biliyorum. Pandemi sebebiyle biraz zorlandığınızı hissediyorum. Ama içinizi rahat tutun ve o gençlik enerjinizi biriktirin. Bu sektöre girecek arkadaşlar için aslında yeni ve avantajlı bir dönem. Ben bu işe gönül vermiş genç arkadaşların kısa filmlerini görüyorum. Artık çok kolay ulaşabiliyorlar ekipmanlara, montaj sistemlerine, her şeye… Çok değerli, çok iyi gözlemlenmiş hikayeler yaratabiliyorlar. Bu onların en büyük avantajı. İkinci büyük avantaj da sektörün, dijital platformlarla çok daha büyüyeceği konusu. Sadece sinema değil, içerik konusunda da elemana ve fikre ihtiyaç olacak. Yönetmen olmak isteyenler için diyorum ki benim en büyük okulum bu dünya. Her şeyi gözlemliyor, izliyor filmlerimin içine katıyorum. İnsan figürü, karakterler, sokakta gördüklerim, bütün resimler, hayat, filmlerimize katacağımız şeyler. Başka yerlerde aramaya gerek yok. Yaratıcılık olarak beslenebileceğiniz en büyük şey bu dünya… Unutmayın…

 

Önceki Yazı

Müziğimle üretmek hayatımın merkezinde

Sonraki Yazı

Sanat hayattan çıkar 

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde