Beyaz tavşanın peşinde bir ressam: Paulo Rego

6 dakikada okunur

Şevval Kösem

Paula Rego’yu, sanat hayatını, eserlerini, hayata bakış açısını ve pek çok şeyi inceleyeceğimiz Pera Müzesi’nde yer alan “Hikâyelerin Hikâyesi” sergisini benimle gezmeye ne dersiniz? Cevabınızın evet olduğunu duyar gibiyim ve hadi bu güzel sergiyi beraber gezelim.

Pera Müzesi’ndeki Paula Rego “Hikâyelerin Hikâyesi’’ adlı sergi adının hakkını veriyor. Sergiye adımımızı attığımız anda beyaz tavşanın peşinden harikalar diyarına gitmiş gibi bir masalın içinde hissediyoruz, hatta o tavşan resimlerde de karşımıza çıkıyor. Rego resimlerinde hayvanları tek başına ya da insanlarla beraber yoğun bir biçimde kullanıyor. Çok kapsamlı olan bu sergide imkanlar dahilinde Rego’nun tüm evrelerini görebildiğimiz 77 eser bulunuyor. Otoriteye, faşizme, ataerkilliğe karşı resimlerinin yanında depresyon ve kürtaj temalı resim serileri de yer alıyor. Farklı teknikleri de kullanan sanatçı yoğun olarak akrilik, yağlı boya kullansa da mürekkep, karakalem resimleri ve bir de karışık teknik dediğimiz en az iki tekniği beraber kullandığı resimleri de var.

 Çocukken dinlediği hikâyeler esin kaynağı oldu

Paula Rego 26 Ocak 1935’te Portekiz’in Lizbon şehrinde doğdu. 20.yy. ortasında Portekiz’deki faşizmde yaşayan Cumhuriyetçi bir ailenin tek çocuğudur. Baskıcı Salazar yönetiminden kaçıp İngiltere’ye gitmiş ve eğitimini tamamlamıştır. Küçük yaşlarda ailesinden dinlediği hikâyeler onun resimlerinde karşımıza çıkıyor. Resme hikâyeyi sokan önemli bir figür olan Rego hikâyeleri bozarak, abartarak kullanmıştır. Resimlerinde tiyatral sembolik bir dil hâkim olan sanatçı resimlerinde hayvanları tek başına ya da insanlarla beraber kullanmıştır. Örneğin “Kızıl Maymun Karısını Dövüyor” resmi bugün bile güncelliğini korumaktadır. 

1960 yılında Portekiz’de Salazar faşizmine karşı, dönemi eleştiren resimler yapmıştır. “Salazar Anavatanı Kusarken’’ resmi onlardan biridir. Bu resimler üstü kapalı bir eleştiri olsa da isimleri cesurdur. “Taşradaki evimizdeki müthiş davetler verir, sonra çıkıp siyahileri vurduk’’ resmi gibi. Resme dikkatli bakılınca görülen siyahi kafaları görmesek küratörün bir yanlışlık yaptığını düşünebiliriz.

Depresyon ile mücadele

Rego’nun 80’lerdeki resimlerine bakarsak çok renkli, tekerlemeler, çocuk şarkılarını resmetmiş “Kumsalda’’, “Carmen Mirande’’ adlı resimler çok renkli yoğun olarak hayvan olsa da insan figürleri de vardır. 90’lardaki resimlerinin 80’lerden çok farklı olmasının nedeni ailesinden gelen depresyodur. Depresyonla mücadelesi resimlerine yansımıştır. Depresyon serili resimlerinde oturan veya uzanan kadın figürler vardır. Genellikle de pastel boya kullanılmıştır diyebiliriz. bu seridekiler isimlendirilmeyip numaralandırılmıştır. “Tükenmek” resminde ise depresyon serisinden farkı olarak bir erkek figür karşımıza çıkar.

Serginin göz bebeği

Sergide pek çok eser konu ya da biçim bakımından dikkat çekicidir. Ama bir eser var ki şüphesiz en dikkat çekici eserdir. O da “İbadet Odası Terk Edilmiş Dolap”tan başka bir eser değildir. Founding Müzesi için yapılan bu eserde Britanya’daki terk edilmiş çocuklara yönelik Founding hastanesinin arşivi esas alınmıştır. Gerçek bir dramı konu alan eser yarı heykel yarı resim olması bakımından dikkat çekicidir. Konusu gereği dramatik bir eserdir. Özellikle çocuk figürleri çok dramatikken diğer figürler ise çirkinleştirilip kötücülleştirilmiştir.

Sergi hikâyelerle başlayıp, 1960’larda eleştiri, 80’lerde renkli tekerlemeler 1990’larda depresyona evrilip en sonda dram olan “İbadet Odası Terk Edilmiş Dolap” eser  ile son buluyor. Paula Rego’nun ülkemizdeki ilk sergisi olan bu sergi hem Rego’yu tanımak hem de resim üslubunu anlamak açısından önemli bir sergi. Serginin küratörü Rego’nun arkadaşı olan aynı zamanda eleştirmen Alistair Hicks. Sergiyi merak edenler 30.04.2023 tarihine kadar Pera Müzesi’nde ziyaret edebilir.

Önceki Yazı

Efsanelerin ötesinde bizden biri “Eftalya”

Sonraki Yazı

İstanbul Film Festivali rüzgar gibi geçti

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine