BİLGE KRAL ALİYA İZZETBEGOVİÇ

27 dakikada okunur

19 Ekim 2023, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in vefatının yirminci yıl dönümü. Bazı şahsiyetler sadece yıl dönümlerinde anımsanır belki ama Aliya Türkiye’de ve dünyada ismi ve eserleri ile her gün gündemde olan bir kişilik. Her gün sempozyumlarda, panellerde, kitaplarda, dergilerde, dost sohbetlerinde, meclislerde adı anılır, sözleri hatırlanır, yad edilir. Belleğimizde çok canlıdır. 90’lı yılların en sarsıcı döneminde yani Bosna Savaşı yıllarında, Avrupa’nın tam göbeğinde bir soykırım ve vahşetin gerçekleştiği yıllarda Aliya dünyada bir simge haline geldi. Ömrünü davasına, yurduna, fikirlerine, vatandaşlarına adayan Aliya bu savaş yılları ve sonrasında gerek cesareti gerek mücadelesi gerek eserleri ve fikirleri ile bir ekol meydana getirdi. Kitaplar yaşamının en mühim unsurlarından biri idi ve onca mücadelenin yanında çok sayıda eser de kaleme aldı. Bu eserleri birçok dile tercüme edildi. Eserleri yıllardır ülkemizde de farklı yayınevleri tarafından yayımlanmaya devam etmektedir. En son Ketebe Yayınları tarafından 8 cilt olarak hazırlandı: Bosna Büyük Bir Sır, Soğuk ve Acı Barış Günleri, Köle Olmayacağız, Tarihe Tanıklığım, Özgürlüğe Kaçışım, İslami Yeniden Doğuşun Meseleleri, Doğu Batı Arasında İslam ve İslam Deklarasyonu. Önümüzdeki günler Aliya hakkında çeşitli sempozyum, panel ve seminerler gerçekleştirilecek. Bunlardan biri de Esenler Belediyesi tarafından 19 Ekim 2023 Perşembe günü saat 12.00’de Esenler Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi’nde Aliya’nın cezaevi arkadaşları Ismail Bardhi, Adnan Ismaili ve TBMM Eski Başkanı Mustafa Şentop’un katılımları ile başlayıp sonrasında liselerde öğrencilerin bildirilerini sunacakları “Vefatının 20. Yıl Dönümünde Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu”. Hem bu sempozyuma iştirakinizi hem de Aliya’nın eserlerini tekrar okumanızı tavsiye ederim.

Önerdiklerim

Aliya / Akif Emre / Büyüyen Ay

Bu eser, Âkif Emre’nin, Aliya İzzetbegoviç hakkında kaleme aldığı gazete ve dergi yazılarını, röportajlarını, panel ve TV konuşmalarını biraraya getiriyor. Bu haliyle bir bütünlüğüne ulaşan Aliya kitabı aynı zamanda 17 yıllık bir birikimin ürünü. Bu eserde bazı okurlarımızın aşina oldukları Âkif Emre’nin gazete dergi yazıları dışında ilk defa yayımlanacak röportajları ve konuşmaları da yer almakta. Özellikle Şubat 2001’de Aliya ile yapılan meşhur röportajın yanı sıra aynı tarihte Aliya ile Genç Müslümanlar (Mladi Müslimani) davasında mahkûm edilen Eşref Çampara, Cemalüddin Latiç, Hasan Çeriç’le yapılmış röportajlarla birlikte Bosna Savaşında Genelkurmay Başkanlığı yapmış olan Rasim Deliç ve Aliya’nın yakın koruması Osman Mehmedagiç ile yapılmış ve hiç yayımlanmamış Âkif Emre arşivinde yer alan bu röportajlar ilk defa okuyucularımızla buluşuyor. Bir bütün halinde Şubat 2001 röportajlarının önemli bir özelliği de bir davaya, bir ideale sahip olmanın ne demek olduğunu bizzat onu yaşayanların ortaya koymaları, bir hareketin oluş ve yaşayış şartları hakkında teorik söylemlerle değil bizzat hayatın içinden şahitlikler sunuyor olmaları.

Aliya / Yusuf Yavuzyılmaz / Çıra

Aliya İzzetbegoviç hem zihinsel donanımı hem entelektüel duruşu hem de siyasi önderliği ile hiç kuşkusuz yirminci yüzyılın en önemli düşünce ve eylem adamlarından biridir. Bir taraftan din ve siyaset alanında önemli bir entelektüel birikime sahip olmak, diğer yandan bu birikimi pratik siyaset alanına dökmek gibi bir yapıya sahip olmak çok az entelektüele nasip olmuştur. Aliya, siyasal alanda hem Bosna’yı savaştan çıkararak uluslararası tanınan bir devlet haline getirecek bilge bir siyasetçi, hem de “Doğu ve Batı Arasında İslam” gibi devasa bir eseri yazacak kadar bir entelektüel sahibiydi. Entelektüel birikimi olanların pratik sahada görev yapmaları hiç kuşkusuz düşüncelerini olgunlaştıran çok önemli bir faktördür. Öte yandan pratik saha ile ilgilenmeyen entelektüel, ütopik ve gerçeklerden kopuk uygulanamaz fikirler üretme tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Aliya, düşünür-siyasetçi tipine örnektir; bu anlamda o, tarihte örneği çok görülmeyen lider-entelektüel geleneğin temsilcilerinden biridir.

Düşünür ve Devlet Adamı Aliya İzzetbegoviç / Fikret Muslimoviç & Selmo Cikotiç / Hece

Aliya İzzetbegoviç, gerçek anlamda bir halk adamıydı. Halkı, siyaset sahnesinde ona karşı ortaya çıkan rakiplere güvenmek yerine, İzzetbegoviç’e güvenmek gerektiğini hissediyordu. Halkın İzzetbegoviç’e verdiği güven, bir taraftan Bosna Hersek’in dış düşmanlarına karşı, diğer taraftan Bosna Hersek’in içinde savunma mücadelesi cephesinde, siyasi emelleri olan ve rakip olarak ortaya çıkan bazı kişiler için büyük engel teşkil etmekteydi. Aslında bunlar İzzetbegoviç’in kendisinden değil, halkın onun ahlaki ve diğer niteliklerine olan güvenlerinden ötürü rahatsız olmuşlardı. Bu kişiler, İzzetbegoviç’in ölümünden sonra ardında bıraktığı ve özgürlük, demokrasi, barış ve iyiliğin evrensel değerlerinin doğrulanması mücadelesinde ilham kaynağı olarak kullanılabilecek büyük entelektüel mirasının varlığından rahatsız olmaktadırlar. Bu kitap, Aliya İzzetbegoviç’in ardında bıraktığı entelektüel mirasının sadece bir bölümüne dayanmaktadır.

Bilinmeyen Aliya / Fatih Ali Hasaneyn Muhammed Şerif / Şule

“Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Aliya beni ziyaret etti. O zaman Birleşik Arap Emirlikleri’nde doktorluk yapıyor- dum. Bana Bosna davasını Yugoslavya dışına çıkarma; bunun için de Avusturya’da bir derneğin ve ofisinin kurulması konu- sunda yaptıkları hazırlıklardan bahsetti. Bu konudaki bütün ayrıntılar üzerinde anlaştık. Görüşme şubat ayının sonundaydı. Sonra hepsi 25.02.1983 tarihinde Bosna’ya döndü. Ben de vakit kaybetmeden ofisin kurulması için gerekli her türlü malzemeyi temin etmeye ve işlemleri yapmaya başladım. Aliya ve arkadaşları döner dönmez, kendileriyle birlikte önde gelen on iki kişi 23.03.1983 tarihinde tutuklandı. 25.03.1983 tarihinde haklarında hemen hüküm verildi. Bütün dünya bu zulme seyirci kaldı. Yapabildiğim tek şey, Yugoslavya’daki Müslümanların ızdırapları hakkında bir kitap yayınlamak oldu.”

Yeni Çıkanlar

İttihat ve Terakki’nin Fikri Doğuşu / Stefano Taglia / Fol Kitap

İmparatorluğun en uzun yüzyılı yerini ulus devletler çağına bırakırken “Osmanlı İmparatorluğu nasıl kurtulur?” sorusu tüm aydınların zihnen ve bedenen Batı’ya gidiş bileti oldu. İmparatorluğun tüm unsurlarını bir arada tutma düşüncesi, Jön Türk kongrelerinden İttihat ve Terakki’ye ve bugünkü ulus devlete gidişin yollarını belirledi. Abdülhamid istibdadından kaçan aydınların Batılı fikirlerle temasları ve bu fikirlerden bir Osmanlılık üst kimliği yaratma gayreti ideolojik farklılıkların sınırlarını belirledi. Kongreler öncesi dönemde muhaliflere göz açtırmayan Abdülhamid baskısından kaçan aydınların daha özgür bir imparatorluk inşa etme ideali, kongreler sırasında farklı yollara saparken çoğulculuk imkânı yerini hiziplere bıraktı. Stefano Taglia, o dönemin panoramasını gözler önüne sererek farklı ideolojilerin öncü isimleri ve fikirlerini irdelerken bugünün siyasetinin tarihsel geçmişini, kökenlerini ve izlerini sürüyor.

Eleştirinin Eleştirisi / Mehmet Narlı / Muhit Kitap

Bu kitaptaki yazılar, Tanzimat yıllarından itibaren yaygın edebiyat ortamlarında ve akademik edebiyat eğitiminde sık sık atıf yapılan bazı eleştiri metinlerini yeniden okumak, dolayısıyla yeniden anlamak amacıyla yazıldılar. Bu amacın arka planında, seçilen eleştiri metinlerinin, atıf yapılan çevrelerde okunmadığına veya kör okumaya tabi tutulduğuna dair endişeler bulunduğu son derece açıktır. Atıf yapılan birçok metnin aslında hiç görülmediğine, bugünkü eleştiri kavramları kullanılmadığı için o metinlerde roman, şiir, tiyatro eleştirisi bağlamında birçok şeyin söylenilmemiş olduğu kabulünün yaygın olduğuna tanık olmak çok da zor değildir. Edebî eleştiri metinlerini, kültürün ve siyasetin değişme tarihi eşliğinde, yenilenme paradigmasının kapattığı anlam aralıklarını açmaya çalışarak, metinlerle ilgili nakledilip durulan bazı hükümleri bir süreliğine devre dışı tutarak, yeniden okumak, sözünü ettiğimiz bazı yanlış ve eksik hükümlerin düzeltilmesine, bu metinlerden yeni ilkeler ve nitelikler bulmamıza katkı sağlamaz mı? Ne dersiniz?

Eski İstanbul’dan Tipler (1931-1951) / Sermet Muhtar Alus / Büyüyen Ay

Eski İstanbul’dan Tipler (1931-1951), Sermet Muhtar Alus’un 1931-1951 tarihleri arasında, kaleme aldığı eski İstanbul’un tipleri ile ilgili yazılarını bir araya getiriyor. Bu yazılar farklı tarihlerde; Akşam (30 Sene Evvel İstanbul, Masal Olanlar, Gördüklerim Duyduklarım, Dünden Bugünden, Bugünden Dünden üstbaşlıklarıyla) Yeni Sabah, Son Posta (Geçmiş Zaman Olur ki… üstbaşlığıyla) gazetelerinde ve Aydede (Bugünden, Dünden üstbaşlığıyla), Akbaba, Aydabir ve Tarih Hazinesi mecmualarında yayınlanmıştır. Bu yazılar, toplumda kendine has duygu, düşünce ve davranışları ile tanınan oldukça geniş bir insan tipi kadrosuna sahip. Bu yazıların ortak özelliği yazarın, hayatın içinde capcanlı, konuşan, davranan, tutumlar sergileyen kendine has duygu, düşünce ve davranışları ile tanınıp bilinen, ilgi çekici, değişik, tuhaf kişilere ya da karakterlere dair gözlemleridir. Bir bakıma bütün zamanlar boyunca insan toplukları arasında kendine has özellikleriyle hayat dokusunu işleyen, ona kendince tat, koku, lezzet ya da ruh veren tiplerin belli bir dönemdeki görünümleridir.

Temmuz 1914 & Savaşa Doğru Geri Sayım / Sean McMeekin / Yapı Kredi 

1.Dünya Savaşı’nın patlak verişi “hiç aşılmayan bir dramdı”. Yüzyılı aşkın bir süredir, karakterlerin hiçbiri akıllardan silinmedi: Habsburg Hanedanı’nın kaygı içindeki varisi Arşidük Franz Ferdinand; ona suikastı planlayan fanatik Bosnalı Sırp komplocular; suikast sonrası yaşanan karmaşayı fırsat bilen Avusturyalı devlet adamları Conrad ve Berchtold; onlara arka çıkan Kayzer Wilhelm ve şansölye Bethmann; imajını değiştirme peşindeki Rus Dışişleri Bakanı Sazonov; Rusları kışkırtan Fransız devlet adamları Poincaré ve Paléologue; son olarak da Londra’daki Kabine üyeleri arasında durumun ciddiyetinin farkına varıp acilen eyleme geçilmesi gerektiği düşüncesindeki Winston Churchill. Temmuz 1914, 28 Haziran’daki kanlı eylemle başlayan ve 4 Ağustos’ta Britanya’nın da dahil oluşuyla Avrupa’daki çatışmayı dünya savaşı haline getiren süreci bu figürlerin gözünden aktarıyor. Savaşın kaderin bir oyununun yahut kaza sonucu değil, düpedüz çıkar peşindeki politikacıların çatışmayı körüklemeleri, büyük tehlikeye karşın tutumlarında diretmeleri nedeniyle patlak verdiğini açıklıkla gözler önüne seriyor. Bununla birlikte sorumluluklarını yüklenemeyen yahut tansiyonu düşürmek için büyük çaba sarf eden haysiyetli figürlerin dramına da yer veriyor.

Doç. Dr. Selim Somuncu’dan Tavsiyeler

Sesini Arayan Şair: Faruk Nafiz Çamlıbel, Romanda Bilgi, İktidar, İdeoloji, Türk Dili: Yazılı ve Sözlü Anlatım kitaplarının yazarı Doç. Dr. Selim Somuncu’ya “Hangi kitapları okuyalım?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar:

Kirpinin Zarafeti / Muriel Barbery / Kırmızı Kedi

Paris’in merkezinde, gösterişli bir apartmanda, müzik, resim ve felsefe meraklısı, Rus edebiyatı ve Japon sineması tutkunu elli dört yaşında bir kapıcı kadın. Son derece zeki ve üstün yetenekli ama içe dönük ve yaş gününde intihar etmeyi planlayan on iki yaşında bir kız çocuğu. Utangaç bu iki özel insanı birleştir en bağ binaya yeni taşınan kibar Japon beyefendisi olacaktır. Sessiz insanların zengin iç dünyalarında gelişen, göze çarpmayan güzellikleri yücelten, sınıflar ve nesiller ötesi bir dostluğu konu edinen Kirpinin Zarafeti, pek çok ülkede yayımlanmış, milyonlarca okura ulaşmış, zarif ve etkileyici bir roman. “Her şeyin, özellikle de hayata dair mutlak olguların ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteren nefis bir kitap.” Le Soir “Barbery hayatın küçük keyiflerini, her şeyin Marcel Proust’un o sonsuz nostaljisi ile dengede olduğu muhteşem anları yakalamayı başarıyor.” L’Express “Bütün büyük yapıtlar gibi bu hikâye de kalbinizi kıracak, ama bazen hayatın bu hüzne değeceğini anlamanızı –ya da hatırlamanızı– sağlayacak.” Chicago Sun-Times

Don Kişot’un Dönüşü / Gilbert Keith Chersterton / Ketebe

Her şey, umursamaz bir bilge olan kütüphaneci Michael Herne’ün Aslan Yürekli Richard’ı konu alan bir tiyatro temsilinin sonrasında kostümünü çıkarmayı reddederek Orta Çağ kıyafetleri ile dolaşması ile başlar. Canlandırdığı karakter artık kendisidir ve olayların kısa sürede çığırından çıkması için gerekli ortam hazırdır. Yaşadığı coğrafyayı yakından tanıyan Chesterton bireysel, toplumsal, sınıfsal tüm kurumları masaya yatırıp ince ince hicvediyor. Günümüzle kıyasladığımızda belki unvanların, kurumların isimleri değişse de Chesterton’ın ortaya koyduğu eser, her döneme uygun, evrensel sonuçlara götüren nitelikte. Modern dünyayı değerlendirebilmek için bir önceki çağdan bakmayı deneyen yazar, son romanı Don Kişot’un Dönüşü ile ortaya çağını aşan ince bir mizah örneği koymuştur. Döneminde Bay Perşembe ile çokça ses getiren ve İngiliz edebiyatının önemli isimlerinden sayılan Chesterton bugün hâlâ dikkatli ve iyi metin peşindeki okuyucunun ilgisini çekmeye devam ediyor. “Chesterton, bir Edgar Allan Poe ya da bir Kafka olabilirdi, ama çok şükür Chesterton olmayı yeğledi.” – Jorge Luis Borges

Genç Bir Romancının İtirafları / Umberto Eco / Kırmızı Kedi

Romancı geçmişi otuz yılı bulmayan Umberto Eco bu nedenle kendini “genç” bir romancı olarak niteliyor ve Genç Bir Romancının İtirafları’nda, felsefeci ve kuramcı olarak arkasında bıraktığı uzun kariyerinden çok ‘genç bir romancı’ olarak geçirdiği yıllara bakıyor; Eco bu iki alanı birlikte kullanmasının kurmaca yapıtlarındaki verimli sonuçlarına eğiliyor. Kurmaca ile kurmaca dışı arasındaki sınırı araştırıp bu sınırın etrafında keyifle, eğlenerek ve eğlendirerek, zekice yaklaşımlarla dolaşıyor. Okuru kendi yaratıcı yöntemlerinde gezintiye çıkarıyor ve kendi roman dünyasını nasıl yarattığının ipuçlarını veriyor. Orta Çağ uzmanı, felsefeci ve çağdaş edebiyat alanında yetkili bir isim olan Umberto Eco, kurmaca yapıtlardaki hayali kahramanlara ve gerçek hayattaki algılanmalarına da değişik bir açıdan yaklaşıyor. Günümüzün en seçkin yazarlarından olan Umberto Eco’nun yaratıcılığının arka planını merak edenler için eğlendirirken bilgilendiren bu küçük kitap tam bir hazine.

Petersburglu Usta / J. M. Coetzee / Can

1869 yılının sonbaharında, ünlü Rus yazar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, gönüllü bir sürgün olarak yaşadığı Almanya’dan Petersburg’a çağrılır. Ellisine merdiven dayayan, mutsuz ve öfkeli yazar, alacaklılarına yakalanma tehlikesine, gizli polisten korkmasına rağmen sahte bir ad kullanarak döner Petersburg’a. Üvey oğlu Pavel’in gizemli ve beklenmedik ölümüdür dönüş nedeni. Kederli Dostoyevski, çok sevdiği halde uzak düştüğü Pavel’in ölümünün ardındaki sırrı öğrenmeden huzur bulamayacaktır. Oğlunun ölümü intihar mıdır, yoksa cinayet mi? Pavel, üvey babasını sevmiş midir, yoksa ondan nefret mi etmiştir? Şiddet eylemlerine girişerek devleti ve tüm kurumlarını devirmeye çalışan devrimci Neçayev’e bağlılık yemini edenlerden biri midir? Ünlü yazar, Pavel’in ölümünün izini sürerken kendi kimliğiyle ve hayattaki duruşuyla ilgili kabul etmesi güç gerçeklerle de yüzleşmek zorunda kalır.

Önceki Yazı

Bir şey ispatlama derdinde değilim

Sonraki Yazı

Tavuri’yle mahremiyeti ve merhameti keşfettik

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde