Bir Ahmet Özhan hikâyesi…

20 dakikada okunur

Onunki 55 yıldır süren bir aşk hikayesi. Dile kolay bu kadar uzun zamandır sesiyle insanların gönlünde, hafızalarında yer etmek herkese nasip olmaz sanırım. Türk sanat ve tasavvuf müziğinin usta ismi Ahmet Özhan’ın kendi tabiriyle virajlarla geçen yaşantısını ondan dinledik. Şöhret basamaklarını tırmandığı 70’li yıllar ve sonradan tasavvuf müziğine yönelmesiyle yaşadığı süreci ve tanık olduğu sosyo-kültürel değişimi anlattığı söyleşimizin başlıklarını Litros Sanat okurları için derledik.

Yarım asırdan fazladır şarkılarıyla, ilahileriyle, filmleriyle hemen hemen herkesin evine konuk olan Türk müziğinin çınarı Ahmet Özhan ile Litros Sanat için bir araya geldik. Usta sanatçıyla konuşmak istediğim o kadar konu vardı ki… Müziğe ilk başladığı yılları, Maksim Gazinosu dönemi, sinema hayatı, daha sonra tasavvuf müziğine yönelişi ve değişen manevi iklimi, YouTube’da yapmaya devam ettiği “Yar Kapısı” programı, yakın zamanda çıkan “Ayrılık Yaman Kelime Ahmet Özhan Kitabı” ve tabii Ramazan Ayı’nın kendisine hissettirdikleri ile bu dönemde neler yaptığına yönelik maddelerce sorum vardı. Röportaj için sözleştiğimiz mekâna gittiğimde bizi güler yüzüyle karşıladı. İlk sorumu sormamla başladı muhabbetimiz… Sonrasını ise hatırlamıyorum nasıl geçti zaman. Sanırım sorularımın birkaçını yöneltebildim. Çünkü sohbet kendi yolunu kendi çizmişti…
“Hiç keşkem olmadı” diyor, Özhan… “Hayatta iki tane yol vardır; nefsin itibariyle tercih ettiğin ve kaderin itibariyle olması gereken. Burada ayrımı sağlıklı yapmak lazım. Geçmiş yıllarda yaşadığım bazı şeyleri nefsimden biliyorum. O yüzden keşke demiyorum. Çünkü bu yaşananlar zaman içinde benim ders çıkardığım şeyler oldu.” şeklinde konuşan usta sanatçı hayatının dönüm noktasının ise konservatuvar ile aynı dönemde başladığı Üsküdar Musiki Cemiyeti olduğunu dile getiriyor. Dönem dönem bazı virajlardan geçtiğini ve hayatına dokunan önemli isimler olduğundan bahseden Özhan, Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde Ömer Tuğrul İnançer ile tanışması, ilk gazino hayatının başlamasını sağlayan Mehmet Ali Hevenk ve en önemlisi manevi rehberi Muzaffer Ozak ile kesişen yolunun kendisi için çok kıymetli olduğunu dile getiriyor.
Dönüm noktam: Üsküdar Musiki Cemiyeti
Söyleşimize müziğe ilk adım attığı yılları anarak başlıyoruz. 17 yaşlarında İstanbul’a gelerek girdiği konservatuvar bölümüyle profesyonel müzik yaşamına başlayan ve bu alanda 55 yılı geride bırakan Türk sanat ve tasavvuf müziği sanatçısı Özhan o dönemi şöyle anlatıyor: “Ailede müzisyen yok ancak müzik kabiliyeti vardı. Derslerle aram çok iyi değildi o yüzden ailem müziğe yönelmemi istedi. İstanbul’da konservatuvar sınavlarına girdim ve kazanarak okula başladım. Aynı dönem Üsküdar Musiki Cemiyeti’yle de yolum kesişti. Burası benim hayatımın dönüm noktası oldu. Sevgili büyüğüm, mürşidim Tuğrul İnançer ile burada tanıştım. Yıl, 1967… O günden beri devam eden manevi bir hayat paylaşımımız var. Aynı yıllarda gazino da başladı. Cemiyetten tanıdığım Mehmet Ali Hevenk, Bebek Belediyesi Gazinosu’nda çalışıyordu. Orada uvertür olarak çıkacak Türk Sanat Müziği sanatçısı arıyorlarmış. Sesimi beğendiler ve burada çalışmaya başladım. Daha sonra bir gün beni Fahrettin Aslan dinledi. Maksim Gazinosu’na çağırdı. Askerden döndükten sonra Bebek Maksim’de çalışmaya başladım. Maksim kapanana kadar çalıştım. O günlerde herkes hakkıyla bir yere gelirdi. Gazinolarda canlı okurduk. Plak kayıtlarında ses neyse o çıkardı. Şimdi detone olsan bile makinelerle düzeltiliyor. İlk plak 1967 yılında daha 17 yaşındayken çıktı. Sonrasında birçok plak, 45’lik, long play, kasetler çıktı…”
Ahmet Özhan’ın gazino ile beraber şöhreti tüm Türkiye’ye yayılmaya başlamıştı. Aynı dönemde sinemaya da giren Özhan ilk olarak 1973 yılında Çocuğumu İstiyorum ile izleyici karşısına çıktı. Ve sonra 1975’de herkesin bildiği Bak Yeşil Yeşil filmiyle devam etti. Toplamda dokuz filmde yer alan Özhan’ın sinema serüveni çok uzun soluklu olmadı. Tasavvuf müziği ve manevi yönelimi onda çok etkili olmaya başlamıştı.
“Güldeste Konserleri” ile özümü buldum
Maksim Gazinosu kapanana kadar her zaman oranın en kıymetli sanatçılarından olan Özhan, değişen kültürel yapı ile kimi zaman sahnelerinden tat almamaya başlamış. “Müzik dünyasında şöyle bir şey vardı. Gazino gibi seyircinin ekonomisi ile süren sektörlerde o dönemde para kimdeyse onun kültür standartlarına uygun müzikler öne çıkardı. Ve o isimler sahnede olurdu. Mesela Maksim’de Fahrettin Aslan bıyıklı kimseyi çalıştırmazdı. Çünkü seyirci konsepti daha modern tiplerdi. Bir gün geldi Selami Şahin, İbrahim Tatlıses burada çıkmaya başladı. Ki Selami Şahin’in her kesim tarafından sevilen hitleri vardı. Ben tüm bu değişim yaşanırken hep sahnede oldum. Ama artık ben eskisi kadar zevk almamaya başladım. Çünkü tam muhattabım olan isimler değildi, gazinoya gelenler. Psikolojik yapımız uyuşmuyordu. Benim daha sonra burası ile eş zamanlı Şan Müzikholü’nde Güldeste konserleri birtakım tevafuklarla başladı.” diyen Özhan tasavvuf müziğinin hayatının ve repertuvarının nasıl odak noktası haline geldiğini şu sözleriyle dile getirdi: “İstediği müziği yapabilen ve benim müziğim için oraya gelen isimlerle mutlu olmaya başladık. Oradaki konserlerimin ilk bölümünün sonuna birkaç tane tasavvuf müziği koydum. Ama o küçücük tasavvuf müziği zamanla diğer bölümleri yutmaya başladı. Ve neticede iş tamamen tasavvuf konserlerine döndü. Bu beni o kadar domine etti ve halk tarafında öyle bir kabul gördü ki bütün yaşamım değişti. Ve diğer müzikler, sinema ikinci planda kaldı.”
Ben milletin sanatçısıyım
1981 ile 1991 yılları arasında TRT İstanbul Radyosu’nda görev yapan Ahmet Özhan, 1991 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu’nun kuruluşunda yer almış ve o topluluğun genel sanat yönetmenliği görevini sürdürmüş. 2015 yılında bu görevinden emekli olduğunu belirten Özhan, “Tabii sanatçının emekliliği olmaz. Hizmet edebilidiğimiz sürece buradayız. 35 yıllık devlet hizmetim var. Ben milletin sanatçısıyım.” diyor.
Uzun zamandır neden bir albüm çıkarmadığını da soruyorum. Yaşanan dijital dönüşüme dikkat çekiyor Özhan; “Artık kaset, cd yok. Hatta eski cdler, plaklar geri dönüşüme veriliyor. Home stüdyolarda, dijital ortamlarda tıklanmayla para kazanılıyor sektörde. Bizim amacımız hizmet ulaştırmak. Öyle parasal beklentimiz yok. Tabii bu yeni çağa da ayak uydurmak lazım. ‘Ah nerede o eski günler’ diye cümleler kurmanın bir anlamı yok. Bu dönüşüm önlenemez. Burada önemli olan bu dönüşümle savrulmadan ona yön verebilmek. Düşünmek, üretmek lazım… Ben de mümkün olduğunca bu dijital ortama ayak uydurmaya çalışıyorum.”
“Yar Kapısı” ile sohbetler
Bugünlerde YouTube üzerinden yaptığı “Yar Kapısı” programıyla da sevenleriyle buluşan Özhan, burada tecrübelerini, duyduklarını, gördüklerini, hatıralarını kimi zamanda gönlünden geçenleri anlatıyor. “Çünkü bir derdimiz var. Bir inanış, düşünüş ve yaşayış biçimi olan İslâm, her dilde farklı şekilde ortaya konuyor, bazen terörle bir araya getiriliyor bazen de hakarete uğruyor. İslâm’ın doğru bir şekilde temsilinin eksik kalması zoruma gidiyor. Hala bu devirde İslâm’da bilim olur mu? Tartışılıyor. Neden olmasın? Ayette ‘Hiç düşünmüyor musunuz?’ der. Yine ‘Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler ve (derler ki): “Rabbimiz! Sen bunu boşa yaratmadın.’ Bu ne demek araştır, düşün demek. E bu da bilim demektir. Din bir tapınma ritüeli değil. Bizde her şey yanlış anlaşılıyor. Mesela zekât Ramazan ayında verilmek isteniyor. Neden? Aslında sevap ticareti yapılıyor. İhtiyaç sahibi 365 gün aç… Nefesimiz sayılı. Niçin var edildiysem bu nefesi o yolda kullanmak istiyorum. İslam’ın yolunda. Benim de müslümanlık anlayışım bu. Bende öteki diye bir şey yok. Allah herkese akıl, zekâ vermiş. İslam’ı araştır, öğren. Belli sınırları aşmadan gençlere karşı özendirici olmak lazım.”
Bizim her günümüz ‘Ramazan’
Ramazan ayı itibariyle TRT Müzik kanalındaki “Ahmet Özhan ile Gönül Yolu” programı ile evlere konuk olan usta sanatçı Ahmet Özhan’a bu mübarek ayla ilgili anılarını, yaptığı okumaları ve kendisine neler hissettirdiğini de sorduk. “Ramazan küçüklüğümde hiç alışık olmadığımız bir saatte evin bütün fertlerinin ayakta olmasıyla ilgimi çekerdi. Zamanla bende oruç tutmaya başladım. Babam radyoyu karıştırır ve Kur’an bulabileceği bir yayın arardı. Bizim radyolarda o dönem yoktu. Üstelik bu yasaklar kendini demokratik olarak lanse edenler tarafından konulurdu. Şunu da söylemek istiyorum benim siyasetle alakam yoktur. Ben varlık aşığı, tesadüflerle değil tevafuklarla oluşmuş bir sitemde yaşadığımı ve bu sistemin bana yüklediği ödevleri yapmaya gayret eden bir kulum sadece. Benim devlet anlayışımda herkese eşit şekilde davranma vardır. Devlet inanç sektörü değildir, ama benim inancımı temin etmek ve ihtiyaçlarımı karşılamak zorundadır. 1980’li yıllarda demokratik bir hava oluştu. Bu dönem aynı zamanda tasavvuf müziğinin öne çıkabildiği manevi iklimi olan da bir mevsimdir. Bu dönemde benim ilahilerimle sahur, iftarlar olmaya başladı. Çok verimli günler yaşadık ve bugünlere geldik.” diyerek sözlerine başlayan Özhan şöyle devam etti: “Ramazan aç kalma ritüelinin yaşandığı bir dönem değil. Oruç, fizyolojik ve psikolojik sağlığımız açısından fevkalade yararlıdır. Bu bir ayda kazandıklarımız bize diğer on bir ayda idare edecek enerjiyi kazandırır. Ramazan ayında dikkat edilmesi gerekenler var. Özellikle israfa dayalı iftar programlarından kaçınmak gerekiyor. Bunlar Muhammedî olmayan davranışlar. Ramazan’ın güzel bir kokusu var. Ben sadece bu aya özel okumalar yapmıyorum. 365 gün süren Kur’an-ı Kerim, evrad-ı şerif okumalarımız var. Bizim her günümüz Ramazan, her gecemiz Kadir… 11 ay bekleyip bütün ibadeti bir aya sıkıştırmıyoruz. Ama tabiki bu mübarek günlerin de ziyadâtı olmalı. O da oruç ve teravih namazıdır.”
Sevap ve günahlarıyla: Ayrılık Yaman Kelime
Bir A.Ş.K. Hikayesi: Ayrılık Yaman Kelime kitabı da söyleşimiz sırasında masada duruyordu. Kitap gazeteci-yazar Ahmet Tezcan’ın Ahmet Özhan ile yaptığı söyleşiler sonucu ortaya çıkmıştı. Hamdım, Piştim, Yandım bölümleriyle kaleme alınan kitabın çıkış sürecini şöyle anlattı Özhan, “Eskiden beri aslında bu işi yapan arkadaşlar hep bir Ahmet Özhan kitabı yapalım derlerdi. Ben kimim ki niye kitabım olsun diye düşünürdüm. Sonra Turkuvaz Yayınları’ndan aradılar. Bir kitap istiyoruz dediler. Ahmet Özhan şöhreti nasıl kullandı? Nerede ziyan etti, nerede lütfu algılayabildi? Hatası ne? Daha nasıl yapabilirdi? gibi eleştirel yanı olursa kabul edeceğimi söyledim, onlarda kabul etti. Tabii benim dilimden, gönlümden anlayacak insanlarla çalışmam gerekirdi. Ahmet Tezcan benim çok eski kardeşim. O sordu ben anlattım. Kitabın ismi de şöyle çıktı ortaya. Ayrılık Yaman Kelime benim küçükken söylediğim ilk şarkıymış. Bunu duyunca Ahmet Tezcan kitabın adı bu olsun dedi. Sevapların, günahların olduğu bir kitap oldu.”

Önceki Yazı

Profil olarak kendi camiamın dışındayım

Sonraki Yazı

Oruçtan daha güzel gülü olan kim?

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye