Bir Balat var Balat’tan içeri

16 dakikada okunur

Litros Sanat okuyucuları için son dönemin popüler semti Balat’ın nabzını tuttuk. Balat’ı yerlisi Burhan Türkyılmaz’dan dinledik. Türkyılmaz, ”Hayatımın her evresini Balat’ta yaşamak üzerine planlamışım, yaş aldıkça bunu daha iyi anlıyorum” ifadelerini kullandı. Elbette sanat olmadan da bu haberi tamamlayamazdık. Balat’ta sanat atölyesi olan ressam Fatih Kürün ile son eserleri üzerine söyleştik. Kürün’ün eserlerinden öğrendiğimiz ”insan evvela kendi ile yüzleşmeli” mesajı oldu.

Selva YEŞİL

Balat son yıllarda gençlerin tercih ettiği semtlerden biri. Üçüncü nesil kahvecileri, antika dükkanları, Z kuşağının protest ruhunu yansıtan duvar yazıları ile İstanbulluların gözde yerlerinden. Biz ise Balat’a biraz daha farklı bir yerden bakmak istedik semtin yerlisi Burhan Türkyılmaz ile doğduğu, büyüdüğü ve doyduğu Balat’ı konuştuk. Haberimiz sadece bununla da sınırlı değil Balat’ta sanatın nabzını da tuttuk. Balat’ta sanat atölyesi bulunan ressam Fatih Kürün ile en son yaptığı eser üzerine de söyleştik. Balat’taki turumuzdan bize kalan ise tebessüm eden insanlar, yaşayan mahalle kültürü ve sobanın üzerinde pişirdiğimiz kestanenin tadı ve içimizi ısıtan muhabbet oldu.

Burhan Türkyılmaz
(Balat sakini)
“Balat’ın özgün bir yanı var”
İnsanlar gökdelenlerden sıkılıp eskiyi mi özlediler? Siz ise çok şanslısınız mahalle kültürünün sürdüğü Balat’ta yaşıyorsunuz. Balat’ın yerlisi olarak ne söylemek istersiniz eski mahalle kültürünü özlüyor muyuz?
Özlüyoruz bence, çünkü o insanlar kasabını, berberini, manavını tanımıyor. Biraz köksüzlük var aslında tam olarak aidiyetlerini kuramıyorlar. Binalarında binlerce kişi yaşıyor, milyonlarca kişi ile aynı semti paylaşıyorlar fakat tanış olma fırsatı elde edemiyorlar. Balat son dönemlerde bu yüzden ilgi gördü. Balat’ın özgün bir yanı var. En önemlisi merkezi bir yer, şehrin göbeğinde. Diğer taraftan, Balat’ta bir aidiyet duygusu mevcut, ben bu sokakların çocuğuyum. Bu semt benim karakterimi şekillendiren, Burhan’ın Burhan olmasındaki ilk üç hocadan biri diyebiliriz. Mahalle kültürünün hala yaşadığı Balat’ta çocuklarımı güvenle alışverişe gönderebiliyorum çünkü biliyorum ki esnaf onu kandırmayacak iyi bir ürün verecek. Diğer taraftan, parası yok diyelim o dükkândan eli boş dönmeyecek. Ve kendimi burada hiç yalnız hissetmiyorum biliyorum bir sıkıntım olduğunda arayabileceğim birçok kişi var. İşte bu güven ”yerli olmaktan” gelir. İnsanlar da gökdelenlerin soğukluğundan yoruldular. Mahallenin yuva gibi sıcak atmosferini özlüyorlar.
Sahilden girdiğimiz zaman Bulgar Kilisesi’ni görüyoruz, biraz daha yukarı çıkarsak Fener Rum Lisesi var, Kethüda Camii’ne de ev sahipliği yapıyor Balat…. Farklı dinlerin, farklı dillerin bir arada yaşadığı semtte bir arada yaşama kültürü nasıl?
Geçmişte Balat, farklı din ve görüşlerden insanların en yoğun şekilde yaşadığı İstanbul muhitlerindendi. Büyüklerimiz eskileri anlatırken Rum komşulardan ve esnaflardan sıklıkla bahseder ve anılardaki güzellikleri anlatırdı. Maalesef ben yaş olarak biraz daha küçük olduğum için bu çok kültürlü ortamın sonuna yetişebildim. 80’lerden sonra hızlanan köyden kente göç hareketliliğinden Balat da etkilendi. Bu durumdan rahatsız olan Balat’ın yerlisi başka semtlere gitti. Çok değil 15 dakikalık bir yürüyüşle Meryem Ana Kilisesi’ni, Mimar Sinan’ın çıraklık eseri Ferruh Kethüda Camii’ni, Fener Rum Patrikhanesi gibi 3 dine ait mabedleri görebilme şansı elde edebiliyorsunuz. Bu durum da zaten eskiden nasıl bir ortamda yaşanıldığını anlatıyor.
Balat’ın tarihi mirasındaki son durum nedir?
Son dönemde semtin popüler olmasıyla birlikte tarihi yapılar ve kültürel miras konusunda hem semt halkının hem ziyaretçilerin hem de idarecilerin daha hassas olduğunu gözlemliyorum. Yakın zamanda sahildeki ‘Demir Kilise’ diye bilinen Bulgar Sveti Stefan Kilisesi ve Mimar Sinan eseri Ferruh Kethüda Camii restore edildi. İkisini de gezdiğimde çok beğendim, yapanların eline sağlık. Açıkçası bundan sonrasına dair içim rahat diyebilirim…
Sizin Balat hikâyenize hangi şarkı eşlik ediyor?
Tek bir şarkı söylemek çok kolay değil ama aklıma ilk gelen Sezen Aksu’dan ‘’Ben Sende Tutuklu Kaldım’’ oldu…

Necibe Batmaz
(Balat esnafı)
Mahalle kültürünün hala sürdüğü Balat’ta kadınların birbirine gösterdiği dayanışma takdire şayan bir boyutta. Haber için gittiğimiz vakit biz de bu harika atmosfere şahitlik ettik. Balat Aile Kileri’nde 50 yılı aşkındır esnaflık yapan Necibe Batmaz ablamız mahalle kültürünü ayakta tutan ekibin başında diyebiliriz. Sabahları dükkanını açan Necibe abla hemen telefonuna davranıyor ve sosyal medya üzerinden komşularına çağrıda bulunuyor. ”Çıkın çıkın gelin” diyen Necibe ablanın bu çağrısı ise karşılıksız kalmıyor. Öğlene doğru cümbüş başlıyor. Mahalleli ellerinde yiyeceklerle Necibe ablanın dükkanına doluşuyor. Yemeklerin yenildiği, çayların içildiği dükkanda yardıma ihtiyacı olanlar için de sosyal sorumluluk projeleri yapılıyor. Her gün binlerce kişinin de dışardan turistik amaçlarla geldiği Balat’ı yılların esnafı Necibe ablaya da sormak istedik. O da Balat hikayesini Litros Sanat için anlattı: ”Söz konusu Balat ise kelimelerle anlatılamaz benim için. Bu semtte çocukluğum, gençliğim, ömrüm geçti. Hayatıma anlam katan bir yer Balat. 50 yılı aşkın süredir burada esnaflık yapıyoruz. Her gün büyük bir neşe ile açtık dükkanımızı o neşe de bizi buralara getirdi bence. Binlerce kişinin uğrak yeri Balat’ta esnaflık da hareketlidir. Besmele ile başlanan yeni güne esnaf arkadaşlarla içilen sabah çayı eklenir. Öğlene doğru işler hareketlenir, alışveriş başlar. Bazen bir çocuk kapıdan girer bisküvi ister bazen de bir genç harçlığını unuttuğunu söyler harçlık ister. Burada işler yardımlaşma ile yürür. Sevgi ve neşe ile gün devam eder. Balatlı olmak ayrıcalıktır diyebiliriz.”

Fatih Kürün
(Ressam ve heykeltraş)
“Sanat ihtiyaca göre değişir”
Balat ayrıca sanatın da kalbi. Onlarca sanat atölyesi ve antika dükkanlarına ev sahipliği yapıyor. Akşam 6’dan sonra antika severlerin hareketlendirdiği semtin olmazsa olmazı mezatlar. Biz bu sefer antikadan ziyade bir sanat atölyesine konuk olduk. Ressam ve heykeltraş Fatih Kürün ile sanatı ve son yaptığı sanat eserini konuştuk.
Bir ressam ve heykeltıraştan duymak isteriz: nedir sanat? Klişe olacak ama ”Sanat toplum mu yoksa sanat için midir?”
Sanat ne sanat içindir ne de toplum içindir. İhtiyaca göre değişir aslında sanat. Şunu fark ediyorum toplumun dili ile yaptığım eserler daha çok tercih ediliyor. İnsanlar kendilerinden bir şeyler bulunca sanat eserine karşı talepkar oluyor. Bir tabloda, bir objede kendi hikayesinden izler bulmayı tercih ediyor sanatsever. Diğer taraftan, sanat ayrıca günlük hayatı fark edebilmektir. Öğrencilerime atölyeye gelirken etrafta hangi güzelliği ve hangi iyiliği gördüklerini soruyorum. Güzelliği, iyiliği yani günlük rutini fark etmek de sanattır.
Fatih Bey son eserleriniz hakkında da konuşmak istiyorum aslında. Bir çerçevede gülen yüzün etrafında siyah eller dolaşıyor. Üst tarafta ise mutsuz bir surat çerçeveden bizlere bakıyor. Ne anlatmak istediniz burada?
Bu çalışmamda, günümüzdeki insanların mutluluğa ve mutsuzluğa karşı hislerini anlatmaya çalıştım. Ortaya bir tane gülen yüz yerleştirdim olayı biraz kapalı kompozisyona çevirmeye çalıştım. Gülen yüzün etrafında da siyah eller var. Gülen adam halinden memnun, dünyaya neşe içinde bakıyor. Bu siyah eller ise mutlu bireyin sevincini ondan çalmak isteyenler. Sevinçli adamın enerjisini emmek isteyenleri onun pozitif halini kıskananları siyah ellerle temsil etmeyi tercih ettim. Aslında bu eser ikili bir kompozisyon yukarıda da mutsuz olan bir yüzün olduğu kapalı kompozisyonumuz var. Burada da somurtan yüzü tek başına bıraktık, mutsuz olduğu için yalnızlığa terk edilen bir kişiyi anlatmaya çalıştık. Bu esere iki pencereden de bakmak gerekiyor. Toparlayacak olursam mutlu olduğunuz vakit yüzünüzdeki tebessümü sizden almak isteyenler ve onu yok etmek isteyenler etrafınızda dört dönecek. Fakat mutsuz olduğunuzda o kişiler sizi terk edecek siz yalnızlığınızla baş başa kalacaksınız.
Bir eser daha var burada… Kapının tokmağına uzanan bir el ve küçük anahtarlar. Ne diyor bize bu çalışma?
Bu tablomda da doğduğum yerdeki komşuluğu ve insanların birbirine duyduğu güveni anlatmak istedim. Ben, güvenin tesis edildiği bir ortamda büyüdüm. İstanbul’a geldiğimde de buna hep dikkat ettim. Kimsenin güvenini sarsmamaya özen gösteriyorum. Eserde de bu güveni kapı ile tasvir etmek istedim. Artık insanlar kimseye güvenemiyor bu yüzden de evlerimizde çelik kapılara sahibiz. Herkes çelik kapılarını kilitliyor kendini ve malını muhafaza etmek istiyor. Komşular arasında artık tam anlamı ile tesis edilmiş bir güven yok. İşte bu yüzden tabloda geçmişe referansta bulunarak eski anahtarları yerleştirdim. Geçmiş güzel günleri temsil etmesi adına. Eskiden insanlar birbirlerine anahtarlarını verip evlerinden bir şeyler aldırırdı. Evlerinden bir şeyin çalınma ihtimali bile akıllarından geçmezdi. Ayrıca kapılarda tokmaklar olurdu. İki farklı tokmak. Kadınların kullandığı tokmaklar tiz ses çıkarırken erkeklerin kullandığı tokmaklar ise daha gür ses çıkarırdı. Bu ayrıntıyı da ekledik eserimize. Tokmaklı kapının ardına bir ayna yerleştirdim çalışmada. Kapıyı açınca kendinizle karşılaşıyorsunuz. İşte burada yüzleşme başlıyor. Aynaya baktığımızda kendimizi sorgulama evresi başlıyor. Ve bir soru akla geliyor: ”biz ne kadar güveniliriz?” Güveni ilk başta kendimizde sorgulamak adına bu eseri ortaya çıkarttım.

Önceki Yazı

Tarih Yalnızca Tarih Değildir

Sonraki Yazı

İnsanoğlunun Vazgeçilmez Bir Parçası Olarak Kitaplar

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de