Bir değirmendir bu dünya

5 dakikada okunur

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım yüzünden sıkıntı değirmeninde ezildim.) beyti ile Tanpınar’ın “Ömrüm belki de kendi hatam yüzünden bir çölde geçti” cümlesi arasındaki benzerlik. Sahi, çölde değirmen olur mu? Demeter, su değirmenini harekete geçirmek için su perilerini görevlendirmişti. Hâlbuki âşıkların gözyaşları yeterdi. “Cûy-ı eşküm yenilmez ey Bâkî/Çok döner dahı âsiyâb-ı felek” demiyor muydu Bâkî Efendi?

Koca Yûnus da “Bu dünyanın misâli benzer bir değirmene” diye söylemişti asırlar önce. 

Zarifoğlu, adaşı Cahidî Ahmed Efendi’den bir beyit naklediyor: “Âkil isen can gözün aç, tut kulak bu sözüme / Bir değirmendir bu dünya öğütür bir gün bizi”

Ne mutlu Aşk’ın başağında bir dane olabilene…

Sapanca’nın Fevziye köyünde bir değirmen vardır. 

Ne zaman gönlüm daralsa ona giderim. Ona bakarım, ona söylerim, onu dinlerim… 

Binlerce yıldır niçin iniler anlamaya çalışırım da “Manâ kelâma sığmaz” der Şebüsterî, anlatamam. 

Kalbimi o yaşlı değirmentaşına benzetmek hoşuma gider. 

“Su Hakk didârın görmüştür” diyen Dedem Korkut’u işitirim. 

Sonra Hazreti Pîr yetişir de elmas sözlerle söyler (Gölpınarlı çevirisiyle): “Buğdayı toprağın altına atarlar ama sonra o topraktan başaklar devşirirler. Sonra bir kere daha değirmende öğütürler, değeri daha da artar, ekmek olur, cana can katar. Dostlarım eli boş gelmek değirmene buğdaysız gitmektir.”

Değirmene buğdaysız gitmiş olmamak için sana kalbimi getirdim ey Dost!

“Âşıklar, yaman bir sele düşmüşlerdir, aşkın kazasına gönül vermişlerdir. Değirmen taşı gibi gece gündüz dönüp dururlar, ağlarlar, inlerler, bir kararları yoktur. Değirmen taşının, boyuna dönmesi, bu ırmak duruyor dememeleri için ırmağın akışına bir tanıktır. Arktaki ırmak suyunu görmüyorsan der, gel de değirmen taşının döndüğünü seyret.”

Gel, değirmen taşının döndüğünü birlikte seyredelim ey Dost!

“Aşk yılmaz, yanar yakılır, erir, utanma, sıkılma nedir bilmez. Değirmen taşının altındaki buğday gibi o da belâlara düşer de gık bile demez.”

Ey Dost, bana buğday olma dersi ver!

“Buğdayı olmadan değirmene giren kişi, saçını, sakalını ağartmaktan başka bir şey elde edemez. Felek değirmeni de buğdayı olmayanların ancak saçını, sakalını ağartır, belini arıklaştırır. Ama buğdayı olanlara, mülk bağışlar, ululuk verir bu değirmen.” 

Ey meleklerin eteklerinden buğdaylar biçen Dost, himmet eyle de şiir değirmenine destursuz ve imgesiz girenlerden olmayayım…

Önceki Yazı

İyi bir kültür sanat organizasyonu için…

Sonraki Yazı

İki hüzünlü yaprak: Üstün İnanç ve Füruzan

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde