Bir filmi bir Filistinli olarak dünyaya sunmak

6 dakikada okunur

2015 yılında bir turiste müsaade edildiği kadar gezip gördüğüm Filistin o tarihten sonra sokağıyla da gündemime girdi: yemekleri, kitapları, filmleri, müzikleri… Onu dönüp dolaşıp hep aynı yerden konuştuğumuzu sokaktaki hayatın nasıl aktığını atladığımızı da o yıl fark ettim. 2018 Kasım ayında Nihayet’in 47. sayısını “İşgal Altında Gündelik Hayat” başlığıyla hazırladık. Bu mühimdi çünkü Filistin üzerine yazılıp çizilenler siyasi gündemin gölgesinde atılan sloganlardan ibaretti ya da bize en çok yansıyan onlardı. Üstelik Filistin sokakları aynı paranteze alınamayacak kadar birbirinden farklıyken… Kudüs ya da Yafa’yı anlatırken aynı cümleleri kuramayacağımız gibi Batı Şeria ve Gazze için söyleyeceklerimiz hepsinden başkaydı.

 

Bu yılın ilk günlerinde Filistin bu farklılığını şu haberle bana yeniden hatırlattı: “Dünyanın en uzun süreli siyasi mahkûmu unvanına sahip Hayfa asıllı Kerim Yunus İsrail tarafından serbest bırakıldı.” Haberi ilk okuduğumda kendisinin tam 40 yıl sonra -eğer hayattalar ise- ailesine ve arkadaşlarına kavuşmuş olacağına sevinirken, bir insanın bir hücrede neredeyse yaşım kadar kalmış olmasıyla sarsıldım. Doğmuşum, emeklemişim, yürümüşüm, çocuk-genç-orta yaşlı olmuşum, doğumlar-ölümler-aşklar-ayrılıklar görmüşüm, o hep orada dört duvar arasındaymış.

 

Hepimiz dört duvarın dışına çıkma imkânımıza rağmen içimize hapsolduğumuz anlar yaşarız. Kabul ediyorum bu bazen çok zor ve sarsıcıdır. Maalesef dünyanın bazı ülkelerindeki insanlar “hepimiz parantezinin” çok dışındalar. Son yıllarda yazdığı ve yönettiği filmlerle bu durumu Filistin özelinde en iyi anlatanlardan biri Maha el-Haj… Hayfa’da yaşayan Nasıra doğumlu Filistinli yönetmen son filmi Akdeniz Ateşi’nde tıpkı ilk filmindeki gibi İsrail işgalinde yaşayan Filistinlilerin bastırılmış kimliklerini, hayal kırıklıklarını ve ruhsal çöküşlerini ele aldı. Bir röportajında şöyle diyor: “İsrail parası almadan film yapmak istedim çünkü onu bir Filistinli olarak dünyaya sunmak istedim!” Akdeniz Ateşi’ni çekmek için uzun yıllar bekliyor ve sonunda onu Filistin, Almanya, Fransa, Kıbrıs, Katar ortak yapımı olarak dünyaya takdim ediyor. Sadece bu olay bile İsrail yasalarının devletten fon alan yapımlar üzerindeki baskısını ve bir yönetmenin filmini kendi kimliğiyle sunmasına nasıl engel olunduğunu bize kanıtlıyor. Haj, bu filmiyle 2022 Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış Bölümü En İyi Senaryo Ödülü’nü aldı. Filmini aynı yıl Cenin Mülteci Kampı’nda “sadece işini yaparken başından vurulan” 25 yıllık Gazeteci Şirin Ebu Akile’ye bir saygı duruşu olarak adadı.

 

Anlattıklarım gözünüzde politik bir film çağrıştırmasın. Akdeniz Ateşi tam da yazının başından itibaren vurguladığım gibi Filistinlilerin yaşadıkları şehirlere göre değişen gündelik hayatlarıyla ilgili… Haj bize Hayfa’da yaşayan birbirine zıt karakterde iki erkeğin nasıl bir araya gelip dost olduklarını, depresyondaki bir yazarın hikâyesi üzerinden sofistike ve eğlenceli bir dille anlatıyor. Bizi ters köşe yapacak bir sonla bitirdiği filminde kulağımıza Feyruz’un sesinden bir ağıt bırakmayı da ihmal etmiyor. 

 

Dinlemek için buyurun: https://www.youtube.com/watch?v=0aP2BAp6ixE

 

Önceki Yazı

Sanat hayattan çıkar 

Sonraki Yazı

O biçim

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım