Bir koleksiyonerin tutkusu “Gılaf-ı Reyya”

/
15 dakikada okunur

Koleksiyoner Bekir Kantarcı koku ve şişe tutkusunu İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde Gılaf-ı Reyya: Osmanlı’dan Günümüze Koku Şişeleri Sergisi’nde sanatseverlerle buluşturuyor. Kantarcı koleksiyonerlik sürecinde yaşadığı zorlukları ve deneyimlerini Litros Sanat’a anlattı. 

Koleksiyoner Bekir Kantarcı koku ve şişelere olan tutkusunu üniversite yıllarında yaz tatillerinde okul ihtiyaçlarını karşılamak için bir hediye eşya dükkânı açarak keşfediyor ve uzun yıllar parfüm ve şişeleri biriktiriyor. Bu biriktirmiş olduğu parfüm ve şişeleri Osmanlı döneminden tutun, Avrupa ve günümüz tarihine kadar ki bir süreci kapsıyor. En zor, en nadide ve kimsede olmayan eşsiz kokuları ve şişeleri koleksiyonuna ekliyor. Kantarcı, bu süreçte karşılaştığı zorlukları, koleksiyonerliğin katmış olduğu sanatsal ve kültürel değerleri Litros Sanat’a anlattı. Bu tarihi koku ve şişe serüvenine gelin birlikte bakalım.

Koku ve koku şişelerini biriktirme koleksiyonerlik tutkunuz nasıl başladı?

Herkes kokuyu sever, kokuyu sevmeyen insan yoktur. Benim de kokuya olan ilgim ve alakam üniversite yıllarında başladı. 1984-1985 yılları Türkiye’de Arap turizminin başladığı yıllar. Gökçedere turistik ve son derece Arapların ilgisini çektiği bir bölge. Ben orada yaz sezonunda kış dönemi okul ihtiyaçlarımızı karşılayacak şekilde hediyelik eşya dükkânı açmıştım. Bizim memleketimizi tanıtan neler olabilir diye düşünürken aklıma gül yağı geldi. Çünkü memleketimizin en önemli ve en değerli ürünlerinden. O dönemde İstanbul’da çok fazla kokucu ve günümüzdeki kadar yaygın bir ticarette yoktu. Birkaç tane esnaf vardı ve içlerinde bir tanesi gül yağı satıyordu. O gül yağlarını alıp bir de şişe itibariyle orijinal şişelerim olması gerekir diye düşünüyordum. Çünkü sıradan şişelerle böyle kaliteli gül yağları satmak olmazdı. Üniversite sonrası yüksek lisans yaptım ve ticarete ilgimden dolayı zaman içerisinde gelişen tasarım sevdası parfüm şişe tasarımına dönüştü ve kısa bir süre içerisinde mesleğim oldu. Hat, tezhip gibi birçok sanat dalında İstanbul’da öğrencilik yıllarımda ders almıştım. Sanatı seven bir kişiliğim var. Meslek olarak da böyle bir şey karşıma çıkınca sevdiğim bir alan, parfüm şişeleri nasıl olmalı? Geçmişte nasıldı? Bu şişe olayının tarihi serüveni nasıl? Diye araştırırken tabi o zamanlar internet bu kadar yoktu yeni yeni hayatımıza giriyordu. Ben de İstanbul’da eskiciler, eski eserlerin satıldığı çarşılar Beyazıt etrafında kurulan antika veya eski eserler pazarlarını gezerken ufak tefek şişeleri gördükçe onları toplamaya başladım.

Misk-i Amber Osmanlı’ya has bir kavram
Kokuyla ilgili koku tarihini araştırırken ilginç bir kavram olan “Misk-i Amber’’  kavramı karşıma çıktı. Misk-i Amber bütün Müslümanlara, Müslüman devletlere mâl olmuş bir kavram. Misk-i Amber daha çok Mekke ve Medine’nin sembolü. Osmanlı’da herkesin mutlaka sahip olmak istediği ve kullandığı bir koku türü. Misk ve amberin karışımından oluşan çok özel bir parfüm. Bu parfümün nasıl, ne şekilde oluştuğu, tarihini ve arka planını vs. araştırmaya çalışırken çok gizemli bir dünyaya adım attım. Çünkü miskin ceylandan, ceylanın karın altı bölgesinde bir keseden oluştuğunu, amberinde balinanın kusmuğu olduğu ve zaman içerisinde kusmuğunun kurumasıyla ortaya çıkan muhteşem bir koku olduğu ve bunun da üç bin yıl öncesinde yani insanlık tarihinin öncelerinde keşfedildiğini duydukça, öğrendikçe ne kadar gizemli bir dünya diyerek bu işe girmiş oldum.

(Bekir Kantarcı ve İlayda Civelek)

Koleksiyonculuk bir sevda


Bir kültür sanat koleksiyoneri olmak sizin için ne anlam ifade ediyor? Koleksiyonerliğin size kattığı kültürel değerler ve değişimler neler oldu? Bizimle paylaşır mısınız?

Koleksiyonculuk farklı his ve duygularla yapılan aslında bir eylem. Çocukluğumuzda gazoz kapakları, takım kartları, pullar hepsi hayatımda yer buldu. Madeni para koleksiyonumda vardı. Koleksiyonculuk önce bir sevda. Gerçek anlamda kültür merkezli koleksiyonculuk apayrı bir şey. Bu biraz insanın kültüre ve sanata olan ilgisiyle alakalı bir konu. Günümüzde de birçok konu var ama topladığı eserlerin kültür sanat anlamında bir değeri var mı yok mu? Bunu tahlil etmeden öylesine yapılmış bir koleksiyonculuk. Bizim öyle değil yani öncelikle bunu bir meslek olarak algıladığım için mesleğin yanı sıra tarihi boyutunda geçmişte parfüm şişelerinin geçirdiği evreler karşıma o kadar zengin bir konu kültür hazinesi çıkardı ki bunları araştırmak bambaşka bir haz ve farklı zengin bilgilere sahip oluyorsunuz. Sanatsal anlamda işleniş biçimleri, kullanış yöntemleri yani bir camın, gümüşün, altının nasıl evirilip kullanıldığı, ister istemez mücadeleciliğe giriyorsunuz. Oyma, kakma, süsleme sanatlarına da burada dokunmanız gerekiyor. Çünkü yaptığınız işlemeler üzerindeki sanatsal işlemlerin hangi döneme ait olduğu, hangi tarz süslemeleri olduğu, barok mudur? Neoklasik midir? Modern tarz mıdır? Veya arabesk olarak İslam sanatları açısından hangi döneme tekabül eder. Geometrik sanatlardan mıdır? Tüm bunları ister istemez tahlil ederek çalışmalarınız gelişiyor. Ben de eserlerimi topladığımda geliştikçe, çoğaldıkça ilk yaptığım şey tasnif etmek oldu. Bu tasnifte şu an 150 tane başlığım var bu başlıkları da işte bu sanatsal kültürel arka planlarına göre yapıyorum. İnsanlar hem tarihimize hem de sanatımıza farklı bir gözden bakıyorlar.


Gılaf-I Reyya: Osmanlıdan Günümüze Koku Şişeleri sergisi açma fikri nasıl ortaya çıktı ve sergiyi açma sürecinizi anlatır mısınız?

Uzun yıllardır parfüm şişeleri topladığımız malumunuz. Arttıkça geliştikçe her koleksiyoner bunun halkla buluşmasını arzu eder. Sonuçta bir oda içerisinde bir depoda bunları kutularda saklamanın bir anlamı yok. Bu bir insanlık hazinesi, geliştikçe sergi yapmanın gerekli olduğunu, önemini hissetmeye başlıyorsunuz. Aslında bu yıllar önce planladığım bir çalışmaydı ama zengin koleksiyonun açıklaması bunun bir sergi formatında profesyonel bir şekilde takdimi bu konuda usta insanların varlığını gerekli kılıyor. Kuveyt Türk’ün iki sene önce böyle bir koleksiyondan haberdar olması sonucu bana teklif etmesi koleksiyonun bir an önce yapılması öne çıkarılması hususunda büyük teşvik edici rol oynadı. Çünkü kendileri bana bir bu işin küratörlüğü anlamında, tasarımı, her türlü dekor alt yapısı, basın, tanıtım, yayın boyutu, katalog hizmetleri boyutunda destek sunmaları bizleri teşvik etti. 

Bu sergi müze projeme bir adım

Yıllar içinde İstanbul’da koku müzesi oluşturma projem vardı. İstanbul gibi müze cenneti gibi bir şehirde koku müzesinin olmaması beni düşündürdü. Dünyada elli koku müzesi varken, koku medeniyetinin merkezi olan Osmanlı torunları olarak İstanbul’da bir koku müzesinin olmaması önemli bir eksiklikti. Bu sergi talebi, kurmak istediğim müze projesine bir adım oldu. Ben de bu konuda ilk olmak adına gayretlerimi, heyecanımı daha da arttıracağım diye düşünürken bu sergi talebi ortaya çıkınca ben de kurmak istediğim müze projesine bir adım olur diyerek yola çıktık. Ciddi bir hazırlık oldu tabi, sekiz bin eser arasında 450 eser seçildi. Güzelce yoğun bir çalışma içerisine girdik ve ekip çalışması heyecanlı ve zevkliydi. Hakikaten bütün sanatseverlerin bu piyasada gerçekleşmiş sergilerin kıyaslaması açısından oldukça üst seviyelerde olduğunu ifade ettiklerini de gördük. Sergimiz de bu şekilde gerçekleşti.



Dünya müzayedelerinde Beykoz cam sanatı 

Koku şişeleriyle tarihe bir tanıklık ediyoruz. Bu tanıklık edilen dönemlerden hangisi sizin için kültür sanat alanında öne çıkar ?

Elimizdeki eserleri tasnif ederken karşımıza farklı özelliklerde eserler çıktı. Bunları dönemsel olarak tasnif etmek mümkün olduğu gibi bir de ihtiva ettiği sanat ve tarz olarak bize tasnif etmek mümkün olabilir. Bu anlamda elimizdeki eserleri en önemli başlıklarından bir tanesi Osmanlı’nın Beykoz camcılığını anlatan cam eserler oluyor. Benim için çok kıymetli çünkü Osmanlı tarihi içerisinde ilk padişahlardan beri camcılık ilgi alanı olmuş. Avrupa’nın üretimde Osmanlı’yı geçmesi, Osmanlıyı ithalata itmesi sanata darbe vuruyor. Osmanlı bohem sanatı ortaya çıkıyor. 

Avrupa’dan gelen ustalar İstanbul’da atölyeler kuruyor. Bu atölyelerde Türklerle birlikle Osmanlı zevkine hitap eden, kültürümüze uygun yıldız motifleri, Beykoz kristallerinde kullanılan çiçek motiflerinin kullanıldığı bir sanat ortaya çıkıyor. Parfüm şişesi toplamak sıradan basit bir iş değil. Bu işin arka planında tarihi gelişmeleri, sanayi hikâyelerini aynı zamanda öğrenmiş oluyoruz. En çok ilgi duyduğum sanat anlamında tarz; Beykoz camları. Şu an dünyada bize ait müzayedelerde isim yapan önemli işler hem cam üzerinedir. Bu da sergide öne çıkardığım bir husus.

 

Önceki Yazı

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sonraki Yazı

Kendine, insana, doğaya duyulan hürmet

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham