Bir şehrin hikâyesiyle dolmak

6 dakikada okunur

2022 Türk Dünyası Kültür Başkenti seçilen Bursa, şehrin hikâyesini genç yazarlara yazdırmak maksadıyla bir ilke imza atan proje hayata geçirdi. Bu projeye katılan on altı genç yazardan biri bendim. Bursa’yı adım adım gezip her türlü kültürel mirasıyla, yaşayan tabii güzellikleriyle, şehrin yüzleri, sesleri, kokuları, tatlarıyla tanışırken bir yandan şehir-mekân- hikâye üzerine tefekkür etmeye çalıştım.
Bursa’nın bana merhaba diyen ilk sesi onun yeşil’inden geldi. Yeşil bir yoldan geçerek yeşil bir şehre vardım. Bursa’ya eskiden Yeşil Bursa dendiğini öğrendim. Betonlaşmadan her geçen gün bütün ruhlar ve bu ruhların eserleri payını alırken ve Bursa’nın kalbinde zehirli bıçak gibi yapılaşmalar göğe doğru yükselirken o yine de Yeşil Bursa’nın imgesini korumaya devam ediyordu.
Bursa’yı gezerken avlu içindekilerden ziyade cami içindeki şadırvanlar beni mest etti. En çok etkilendiklerimden biri Yeşil Cami’nin içindeki şadırvan oldu. Bir an salonumun ortasında bir şadırvan hayal ettim. Fakat bunun beni cami içinde şadırvanı seyre dalmak kadar etkileyeceğini sanmıyorum. Cami bir sonsuzluktan bir sonsuzluğa uzanan ilahî bir mekân. Kubbesi sonsuz göğe değiyor sanki. Yeşil Cami’nin yeşil çinileri birbiri ardınca sıralanıp elinizden tutuyor, sonsuza götürüyor sizi. Caminin ortasındaki şadırvan ise suyun davetiyle ruhlarımızı tekraren sonsuzluğa çekiyor. Cami sonsuzluklar davetiyesi… Bir sonsuzluktan bir sonsuzluğa, bir nefes alıştan bir nefes alışa uzanan bir mekân. İki artı bir hatta bir artı bir gibi ruhlarımızı dar bir mekâna hapseden evlerde insanın sonsuzluğa yazılan bir varlık olduğunu deneyimleyemiyoruz. Düşüncelerimizin, duygularımızın, hayallerimizin önünde birden duvarlar bitiyor. Mekân daraldıkça, tavanlar alçaldıkça insan da küçülüyor, sıkışıyor, alçalıyor. İnsan yeryüzünün ayetlerini bir bir betona kurban ettikçe ilahî dokunuşun, tefekkürün, hakikati soluyan yaşamın uzağına düşüyor. Görkemli, şatafatlı yahut çarpık, düzensiz yapılarla buyurgan bir tavırla üzerimize üzerimize gelen kent bize kendimizi işe yaramaz, yoksul, sahipsiz hissettiriyor. Bizi hep daha uzaklara ötelerken, en güzel yerleri kentin patronlarına sunarken, şehrin camileri ise herkese kucak açıyor, her gün saldırıya uğrayan ruhlarımıza değerli olduğumuzu, sahipsiz olmadığımızı, sonsuzluğa yazgılı olduğumuzu hatırlatıyor.
Mekân insanı kuran, yeşerten, yaşatan, ona varlığını gerçekleştirme imkanı sunan bir güce sahipken mekânın insanı yıkan, solduran, öldüren bir güce sahip olduğuna daha çok kafa yormalıyız. Çünkü mekânın bu menfî yönünü çok yoğun bir şekilde deneyimleyip ruhlarımızı eksiltiyoruz. Daracık evlerimizin daracık salonunda şadırvan olsaydı onunla cami içinde şadırvanla kurduğumuz bağı kuramayacaktık mesela.
Bursa’nın cami içi şadırvanlarını oturup saatlerce seyre dalmak isterdim. Bab Aziz filminde prensin günlerce hiç kımıldamadan suya eğilip onu seyre dalması gibi. Bir damla nutfeden yaratılan insan bir damla suda dahi kendi hakikatini bulabilir.
Osmanlı’nın kuruluşunu simgeleyen altı yüz elli yıllık İnka çınar ağacına dokunmak, gölgesinde serinlemek, yapraklarının hışırtısını duymak bize pazarlanmaya çalışılan bu simülasyon çağına en etkili reddiye benim için. Tabiat simülasyonun geçersiz olduğu mekândır. Şehirler hafızanın nesilden nesile taşınmasını sağlar. Bu yüzden bir şehri imar etmenin bir medeniyeti imar etmek olduğunu hiç gözden çıkarmamalıyız.
Bursa’nın hikâyesini yazmak için çıktığımız bu yolculukta biz genç yazarları buluşturup okuduğumuz kitapları, izlediğimiz filmleri, fikirlerimizi, mekân üzerine tefekkürlerimizi, dertlerimizi birbirimizle paylaşma imkânı yaratan herkese teşekkür ediyorum.

Önceki Yazı

Görmek istenilen son kişi -ev sahibi-

Sonraki Yazı

Paraverse’ün atlıları

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye