Bir Tavuri hikâyesi

11 dakikada okunur

Tavuri bir dolandırıcı prototipi; zihninde kolay yoldan para kazanma hesapları yapanların, hukuk sisteminin işlemeyen tarafının, sosyolojik yapıdaki çarpıklıkların bir çıktısı. “Bankada para biter, Tavuri’de para bitmez.” diyen, hatta dolandırıcılık üzerinden itibar kotaran tarafıyla da içinde yaşadığı sosyolojiye dair pek çok işareti üzerinde taşıyor.

Mustafa Serttaş, namıdiğer Tavuri, Kıbrıs’ta pek çok kılığa girerek aralarında Rum siyasilerin, hatta Rum lider Tasos Papadopulos’un da içinde olduğu yüzlerce kişiyi dolandırır. Yattığı hapishaneyi de iki defa soyacak kadar dolandırıcılıkta mâhirdir, ömrünün 36 yılını hapiste geçirir. Derviş Zaim, Tavuri belgeselinde kamerasıyla çocukluk arkadaşının ardında bir hayalet gibi dolaşır. Adeta yemek yer, su içer gibi doğal bir hâl üzere dolandırıcılık yapan bu adamın yaptığı kötülükler içerisinde bir vicdan kırıntısı, merhamet, bir fikir arar. 

Tavuri, Rumca şeytan anlamına geliyor. “Bir milli efsane” olarak kabul gören, hakkında çok sayıda yazılan yazıların yanı sıra bir biyografik kitap da bulunan bu karakter her ne kadar ömrü boyunca maraz işlerle uğraşmış olsa da ismi anıldığında hep bir tebessüme vesile oluyor, en azından belgeseldeki pek çok kişi için bu böyle. Dolandırıcılık yapma biçimleri, yaptığı kötülükleri zihninde meşrulaştırma tarzı o kadar “çocukça” ve sıra dışı ki belli ki çevresindekilerde kızgınlıktan daha baskın olan bir hayret duygusu. Bir komedi filmini aratmayacak abartıdaki yalanlarına kafasına koyduğu kişiyi kolaylıkla ikna edebiliyor, Sülün Osman’ın günümüz versiyonu. Karşısındakinin, toplumun zayıf karnını o kadar iyi tespit etmiş ki bu damarlara girecek cümleleri kolayca bulup muhatabının kanına karışıyor. Tüm mûzip ve aymaz hallerine rağmen karanlık ruh haline dair de pek çok şey görüyoruz, belgeselin bütün dinamizmi bu iki hal arasında ilmek dokumaktan besleniyor.

Bankada para biter, Tavuri’de bitmez

Derviş Zaim, kendisinin de bir anlatıcı ve karakter olarak yer aldığı ve beş sene boyunca çektiği filmde ilk olarak çocukken Tavuri ile birlikte top oynadıkları sahada karşımıza çıkar, film yine aynı yerde bitecektir. Fakat başlangıçta Tavuri’nin içindeki vicdana dair bir arayışta olan Zaim’in belgeselin neticesinde omuzları düşecektir. Hikâye Zaim’in Tavuri ile halı sahada top oynadıkları zamandan başlar, çocukluk ve gençlik yaşlarında ilerler, hapishane yıllarında Tavuri’yi takip eder, Londra’ya kardeşinin yanına gittiğinde izini sürer ve hastane, hastalık süreci, 55 yaşındaki vefatı ile hitâma erer. Çocuk yaşlarına gittiğimizde Tavuri’nin bu tuhaf karakterinin nedenlerine dair pek çok bilgiye ulaşırız. Parçalanmış, ilgisiz bir ailenin içine doğan Mustafa Serttaş’ın ilk hırsızlıkları çorba, kuru fasulye gibi yiyeceklerdir. İçindeki derin açlık duygusunu bir türlü bastıramaz ve Tavuri olduğunda da onu belgeselde sık sık yemek yerken görürüz. Çorba hırsızlığı ile başlayan bu deneyimi dalga dalga büyüyecek ve onu bir şehir efsanesine dönüştürecektir. Zaim belgeselde Tavuri karakterini anlamaya dönük merhametli bir bakış geliştirse de bu yaklaşımını onun suçlarını mâzur görecek bir çizgiye taşımaz. Sinemada bu tür hikâyelerin en zor tarafı karaktere sokuldukça suçlarının makulleştirilmesi ve duygusal çizginin aşılarak adeta suçluya güzelleme yapılması. Zaim’in gözlemci belgeselinde kendisinin de filmin bir karakterine dönüşmesi, Tavuri ile ilgili düşüncelerini aktarması ve dolandırıcılığa maruz kalan kişilerin hikâyesini de anlatıya katması böyle bir riski ortadan kaldırıyor. Tavuri’nin çocukluğunda yaşadıkları, sistemin onu durdurma konusunda kifayetsiz kalması gibi bilgilerin yanına dolandırıcılık yapmaktan hiç pişman olmaması, bağımlılığa dönüşen bu kötü hasletleri ile oldukça barışık hali eklendiği için izleyiciye geniş bir muhasebe alanı açılıyor. 

Zaim’in gerilla filmleri arasında değerlendirebiliriz Tavuri’yi, bu açıdan filmografisindeki Tabutta Rövaşata (1996), Devir (2012) ile birlikte anılabilir. Tabutta Rövaşata’nın Mahsun’u ile Tavuri’nin arasında akrabalık kurulabilir. Devir’de olduğu gibi burada da omuz kamerası ile meselesinin içerisine olabildiğince yaklaşan yönetmen izleyiciye kamerayı unutturuyor. Evinde, akrabalarıyla ve arkadaşlarıyla birlikte, hatta hapishanedeki günlerinde yaptığı kayıtlarla, hayal dünyamızı zorlayacak bir karakterin dünyasına izleyiciyinin bu kadar sokulabilmesi filmi ayrıcalıklı kılıyor. 

Tavuri karakteri sıra dışı hikâyesi ile öne çıksa da Zaim her filminde olduğu gibi burada da toplumsal olanın içerisinde bir dolandırıcı prototipi üzerinden pek çok okumaya imkân aralıyor. Zaim’in filmografisinde öne çıkan Nokta (2008), Cenneti Beklerken (2006), Rüya (2016) gibi filmlerde irdelediği kötülük problemine dair Tavuri üzerinden de bir tartışma söz konusu. Yönetmen Tavuri’nin gerçekleştirdiği kötülüklere dair bir pişmanlık duygusunun izini sürse de bu çabası âkim kalıyor. Tüm bu kötülüklerinin içerisinde bir iyilik bulmak umudunu filmin bir noktasından sonra yitiriyor. Tavuri, dudağının ucuna takılı mûzip ifadesiyle yalanlarına insanların kolayca inandığından bahsediyor, “Enayiler oldukça dolandıracağım.” derken yüzünde hiçbir tereddüt ifadesi belirmiyor. Lösemi hastası bir çocuğun babasını dolandırmış olması, karşı taraftakinde nasıl bir mağduriyete sebep olduğu hatırlatıldığında da yaklaşımı değişmiyor. Yaptığı dolandırıcılıkların sonucunu düşünmek zahmetine katlanmıyor. Vicdani duygularını devre dışı bırakan, bütün eylemlerini meşrulaştıracak bir “düşünmeme” mekanizması geliştirmiş görünüyor. Tavuri için bir yaşama pratiği dolandırıcılık. Öyle ki kendi alanı dışına çıktığında, İngiltere’deki ilk günlerinde dolandırıcılığa nereden başlayacağını bilemediğinden eli ayağı birbirine karışıp, suça bağımlı psikolojisi boşluğa düşüyor. 

Tavuri bir dolandırıcı prototipi; zihninde kolay yoldan para kazanma hesapları yapanların, hukuk sisteminin işlemeyen tarafının, sosyolojik yapıdaki çarpıklıkların bir çıktısı. “Bankada para biter, Tavuri’de para bitmez.” diyen, hatta dolandırıcılık üzerinden itibar kotaran tarafıyla da içinde yaşadığı sosyolojiye dair pek çok işareti üzerinde taşıyor. Filmin ana karakteri Tavuri ise ikinci karakter de Derviş Zaim. Aynı sahada top oynayan ve seneler sonra bambaşka insanlar olarak buluşan, belgesel vesilesiyle birlikte yürüyen iki kişinin beş sene süren yol hikâyesi. 

 

Önceki Yazı

Oyuncu olmak isteyen gençler için 5 altın kural

Sonraki Yazı

İstanbul’da tiyatro mevsimi başlıyor

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine