Bir Ustaya Veda: Safa Önal…

28 dakikada okunur

Yaşlılığa bağlı sebeplerle 30 Temmuz’da hayatını kaybeden usta senarist Safa Önal, ardında hakkını alamadığı bir telif meselesi ve yüzlerce film bırakarak aramızdan ayrıldı.  Biz de onu sinema yazarı ve tarihçisi Burçak Evren, yazar – eleştirmen Atilla Dorsay, İstinye Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Bölüm Başkanı Doç. Dr. Aybike Serttaş, senarist Cüneyt İnay ve senarist Hilal Çelenk ile konuştuk. 

Vesikalı Yarim, Yumurcak, Cingöz Recai, Sezercik Yavrum Benim, Ah Güzel İstanbul, Bir Kadın Kayboldu, Ağlayan Melek, Ah Müjgan Ah, Tatar Ramazan Sürgünde, Dila Hanım ve Baraj gibi Türk sinemasının mihenk taşı filmlerin senaristi Safa Önal… Türk sinemasının rekortmeni, filmografisine sayfalar sığmaz usta bir sinemacı. Biricik senaryoları, öyküleri… Ne yazık ki 30 Temmuz’da onu yaşlılığa bağlı sebeplerle 92 yaşında kaybettik. Ardında yüzlerce film ve bu filmlerden hakkını alamadığı bir telif meselesi bıraktı… Belki de Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan bir ustaydı o. Duygu yüklü derin filmleri, yarattığı kült karakterleri, onu sinemamızın vazgeçilmez insanı haline getirdi. Daima sinemamıza katkılarından dolayı minnetle hatırlayacağımız kendisini sinema yazarı ve tarihçisi Burçak Evren, yazar – eleştirmen Atilla Dorsay, İstinye Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Bölüm Başkanı Doç. Dr. Aybike Serttaş, senarist Cüneyt İnay ve senarist Hilal Çelenk ile konuştuk. 

Burçak Evren

Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan temel direklerdendi

Ölümünün ardından “Tarih yazanlar tarih oluyor” başlığını taşıyan yazımda, zaman zaman gecenin bir vaktinde bana açtığı telefon konuşmalarından birine değinmiştim… Bu telefon konuşmalarında arayıp da yanıt vermeyen dostlarından söz ediyordu. Ama yine de onları hiç unutmuyor, aramasa da arar gibi yapıp geçmişe duyulan özlemini çelme takılmış yalnızlığının içinde tutmaya çalışıyordu. Bir gün şöyle demişti: “Bazen çok canım sıkılıyor, telefonu elime alıp bir dostu arama ihtiyacı duyuyorum. Ancak bir bakıyorum ki arayacak hiçbir dostum kalmamış… Ama yine de Lütfi (Akad) Abi’yi, Atıf’ı (Yılmaz), Bülent’i (Oran), Orhan’ı (Aksoy), Nejat’ı (Saydam), kısacası hatırladığım her birini, yanıt vermeyeceklerini bile bile arar gibi yapıyorum… Yalnızlığın kuşattığı bir yaşta olmak çok zor…”

Her görüştüğümüzde, özünde hep dibe vuran bir yalnızlığın öne çıktığı konuşmalar yapar, eski dostlarından bol bol söz edip, onlara ilişkin anılarını anlatırdı… Sanırım artık telefon eder gibi yapmaya gerek yok. Onların arasında… Onca yaşına karşın bıkmadan usanmadan peşinde koştuğu iki tutkusu vardı; ilki film yapmak, ikincisi ise yaptığı filmlerin telif hakları konusunda bıkmadan, usanmadan, savaşmak… Zor bir adamdı… Kararlı, inatçı ve birazın da ötesinde öfkeli… Onunla hangi etkinliğe katıldıysam mutlaka bir neden bulup içindeki öfkeyi kırıcı bir şekilde dışa vurmaktan kaçınmazdı… Nicelerini kırıp, sonrasında da barışmak için peşlerinden koştuğunu bilirim. Öfkesi, onca emeğinin karşılığını hiçbir şekilde bulamamaktan, pişmanlığı ise onca senaryonun satır aralarında gizli olan o bilinen duygusallığından gelirdi… Öfke galip gelince kırar, senaryo yazmaya başlayınca da diğer yüzünü, yeteneğini ortaya koyardı…

Her on Yeşilçam filminin sekizinde Bülent Oran, Erdoğan Tünaş ile birlikte onun imzası bulunurdu. Onun sinemasını sanırım anlatmaya gerek yok. Bilenler bilir, bilmeyenler için ise artık çok geç… Onunla her konuştuğunuzda Yaşilçam’ın yazılmamış tarihinin sayfaları arasında dolaşmak gibi bir şeydi. Neler yoktu ki bu gayrı-ı resmi Yeşilçam’ın tarihi içinde… Kısacası perdede gördüklerimizden çok daha farklığı ve de fazlası… O, kelimenin tam anlamıyla Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan temel direklerinden biriydi. Ne diyelim… Gün oluyor tarih yazanlar da tarih oluyor. Yalnızca kendi boşluklarını değil onun da ötesinde bizlerin geçmişindeki onca anılardan da bir şeyler eksiltip nice boşluklar yaratıyor. Mesleği gereği hep ışıklar içinde çalıştı. Sanırım yine ışıklar içindedir.

Doç. Dr. Aybike Serttaş 

Kalıplara meydan okuyan bireyler oluşturmada ustaydı

Aşk, zamanı, kültürü ve sınırları aşan evrensel bir dildir. Sinema alanında aşk, başlangıcından bu yana hikâye anlatımının temel taşı olmuştur. Senaristler, destansı aşklardan kendini keşfetme hikâyelerine kadar insan duygularının ve ilişkilerinin karmaşıklığını yakalamak için hünerlerini kullanmışlardır. Bu yazıda, gururlu kadınlar, gururlu erkekler ve unutulmaz romantik yolculuklarla dolu hikâyeler yaratan bir senaristin; Safa Önal’ın bakış açısını inceliyoruz. İnsanın en temel ihtiyacı “anlatmak.” Hepimiz farklı şekillerde öyküler anlatıyoruz. Safa Önal da Türk sinema tarihinin en önemli öykü anlatıcılarından biri. Yazdığı senaryolar Türk sinemasının kendine özgü dokusunun oluşmasını sağlamış, bugün hala izlenen ve hala bir “derdi” olan kalıcı arşivlere dönüşmüştür. Yeşilçam belleğini inceleyip döneme dair çıkarımlar yapıyorsak, sinemamızın adımlarını dünden bugüne takip etmek istiyorsak Safa Önal ismi her köşe başında karşımıza çıkacaktır. 

Romantik öyküler, -Safa Önal’ın aşkı büyük ölçekte- kuşakları ve sosyal manzaraları kapsayan bir şekilde yansıtmasına olanak tanıyan bir türdür. Bu hikâyeler, sürükleyici anlatıları, unutulmaz karakterleri ve aşkın dayanıklılığına dair zamansız temalarıyla izleyicileri büyülemiştir. Önal, yalnızca aşkı yüceltmekle kalmamış, aynı zamanda insan kalbinin karmaşıklığını da somutlaştırmıştır. Safa Önal üretkendir, çalışkandır, Türk sinemasında bir marka isime dönüşmüş olması tesadüf değildir. Kendisi bir röportajında üretmeyi ve hayal etmeyi, hayal ettiklerini gerçekleştirmeyi hayata bağlı kalmanın sırrı olarak aktarmıştır. Önal, kelimelerle meşgul bir zihnin pırıl pırıl kalacağının timsalidir.

İstanbul Film Festivali’nde yaptığı bir konuşmasında “62 yıllık emeğime rağmen, işsiz olarak görünüyorum. Her gün filmlerim günde 5-6 kez yayınlanırken telif alamıyorum. 12 yıllık hukuki mücadelem devam ediyor, sonunda ben kazanacağım.” derken bütün bu güzel anımsamaların içerisinde mutlaka konuşulması gereken önemli bir konuya değinmiştir. Türk sinemasında farklı konumlarda bulunan emekçilerin sadece Yeşilçam romantizmi ile anılmaması gerektiğinin cümleleridir bunlar.

Reşat Nuri Güntekin’den çok etkilendiğini söyler Safa Önal. Yazar olmaya karar vermesinde Reşat Nuri Güntekin’in bir öyküsü dönüm noktası olmuştur. “Hiç durmadan yazdım.” der, “Hiç durmadan okudum, yazdım.” Kelimelerin büyüsüne kapılmış bir yaşam ve bizlere bıraktığı -dile kolay- yüzlerce film… Aşkın sınıflandırmalara meydan okuduğu bir dünyada, Safa Önal’ın hikâyeleri bize aşkın sınırsız olduğunu, gururluları, savunmasızları ve romantikleri tüm biçimleriyle kapsadığını hatırlatıyor. Safa Önal, filmler aracılığı ile bizi insani bağların derinliklerini keşfetmeye ve hepimizi birleştiren evrensel duyguyu kucaklamaya davet ediyor.

Önal’ın yolculuğunu düşünürken, beyazperdede karakterlere hayat verirken gösterdiği tutkuyu hatırlayalım. O, kalıplara ve geleneksel normlara meydan okuyan bireyler yaratmada ustaydı, bize gücün kırılganlıkta bulunabileceğini ve sevginin en beklenmedik koşullarda yeşerebileceğini gösterdi. Aşkın sadece basit bir duygu olmadığını, zamanın, sorunların ve hatta ölümün bile üstesinden gelebilecek bir güç olduğunu anlattı. Sevginin ilham verme, iyileştirme ve bize ortak insanlığımızı hatırlatma gücüne inandı. Diyaloglar, sahneler ve karakterler üzerinde çalışarak geçirdiği sayısız saati de unutmayalım. Bir röportajında “belki de 700 gece sabahladım.” diyor senaryo yazmak için. Huzur içinde yat sevgili Safa Önal, sözlerinin hayatlarına dokunduğun insanların kalplerinde sonsuza dek yankılanacağını bilerek.

Attila Dorsay

Türk sinemasının simgesiydi 

Safa Önal, bence Türk sinemasının en büyük simgelerinden biriydi. Hem yazarlığı hem de yönetmenliği vardı. Bazı filmlerde oyunculuk da yapmıştı. O kadar verimli bir insandı ki böylece 395 senaryoya imza attı kendisi. Ne yazık ki 92 yaşında da aramızdan ayrıldı. Onun tüm filmleri unutulmaz filmlerdir. Bu filmlerden 33 tanesini bizzat kendi yönetti. Dünya üzerinde böyle bir sanatçı yok. Ben sinema yazarlığına Yeşilçam’dan sonra başladım ama buna rağmen onunla çok karşılaştık. Çok samimi olduk. Onunla 2022 yılında bir ödül töreninde ödül almıştık. Birçok fotoğraf çekindik. İyi ki de çekinmişiz… O zaman 90 yaşında olmasına rağmen fark ettim ki aklını ve hoşgörüsünü hala korumaya devam ediyordu. Dolayısıyla kaybı da beni son derece üzdü. 

Bu kadar eser üretmiş bir insanın arkasında bir servet bırakması gerekirdi. Kanallarda filmlerinin gösterilmesinin ardından aileye bir para ödenmesi gerekirdi. Bunun da peşine düştü kendisi, bu önemliydi. Ama ne yazık ki böyle bir şey yok. Öte yandan eskiden dijital ortam yoktu. Her film kendine özgü ağırlığı olan ve fiziksel olarak korunması gereken filmlerdi. Ama bugün öyle değil. Dijital imkânlar nedeniyle bir film 100 yıl sonra dâhi varlığını ilk günkü gibi koruyabilir. Bu nedenle eski birçok filmimiz kayboldu gitti. Bu 395 filmin de kaçı iyi durumda bunu söylemek kolay değil, bazıları kayboldu. Şimdi geç de olsa belli bir koruma çalışması yapılıyor. 

Tüm bunlarla beraber Safa Önal’ın tüm yarattığı karakterler, yazdığı senaryolarla ilişkili. Vesikalı Yarim, Önal’ın Türk sinemasında yarattığı en duygusal ve en melankolik filmlerden biridir. Ah Güzel İstanbul ise İstanbul üzerine bir tür komedidir. Cingöz Recai de çok ünlü bir Türk roman kahramanının ilk kez perdeye taşınmasıdır. Bodrum Hâkimi yine bir Türkan Şoray filmidir. Ağaçlar Ayakta Uyur ise çok ünlü bir tiyatro oyunundan uyarlanmıştır. Deprem filmi ise Türk sinemasında çok az işlenmiş konulardan birini beyaz perdeye taşımıştır. Dolayısıyla deprem konusunu gerçekçi bir şekilde anlatan sayılı filmlerden biridir. Yüreğimde Yare Var ise çok duygusal bir filmdir. Yine kendisinin yönettiği Yarınlar Bizim filmi de sosyal ve toplumsal bir filmdir. Bu film toplumdaki kimi olgulara değinir. Tüm filmlerinin kendisine göre bir özelliği var. Keşke böyle bir sanatçının vefatının ardından bir kanal veya Sinematek birkaç ayını Safa Önal’a ayırsa. Onun imzasını taşıyan filmleri gösterse… Ama yapılmıyor maalesef.

Cüneyt İnay

Klavyeden hızlı bir adamdı

Üstat Sefa Önal’ı ben henüz sektöre girmeden önce dergilerde çalışırken takip ediyordum. 400’e yakın proje yazmış olmasına inanamamıştım, hatta dizi bölümleriyle birlikte 1000’i geçer diye düşünüyorum, zamanın şartlarında inanılmaz bir rakam, zamanına göre ise klavyeden hızlı bir adam. Bir gün kendisiyle bir toplantıda karşılaştık, devlet erkanın davetiyle senaristlerin bir araya geldiği bir toplantıydı. Ben henüz 28 yaşındaydım, üstat Sefa Önal ise henüz 80 yaşındaydı. Ben kendisine “Acaba o mu” diye dik dik bakıp tanımaya çalışırken yanıma geldi ve “Aferin senin kalemini beğeniyorum” dedi, ben onu tanımaya çalışırken o beni çoktan tanımıştı, üstat orada da hızlı çıktı.

Hilal Çelenk

Biz senaristlerin duayeniydi 

Safa Önal, biz senaristlerin duayeni Safa Abi’si. Onunla 1995 yılında tanışmıştım. Erman Han’ın olduğu sokakta bir kafede. Jilet gibi takım elbisesiyle, bakımlı, janti, beyefendi biriydi. Her zaman şık giyimliydi. Onun senaryosunu yazdığı sayısız filmlerle büyüdüm. Vesikalı Yarim filmi benim en sevdiğim senaryosudur. Safa Abi ile yollarımız senaryo yazmakta değil ama yazdığımız senaryoların telifini alma mücadelesinde kesişti. Onunla en son konuşmam telifle ilgili benim açtığım ve onun da kendi adına açmış olduğu bir telif davası üzerine uzunca bir sohbetti. Kendi mücadelesini, yıllarca sürdüğünü, yıllarca sürecek bir sürece hazır olmamı söyledi. Haklı da çıktı. Safa Abi sözünü esirgemeyen ama doğru söyleyen biriydi. 

 

 

 

Safa Önal kimdir?

Safa Önal, 17 Aralık 1931 tarihinde babasının görev yeri Nevşehir, Avanos‘ta doğdu. Nihal ve Fahretin Önal çiftinin ilk oğlu olarak dünyaya geldi. İstanbul‘un Maçka semtinde Maçka Palas apartmanında oturdular. Babası Fahretin Önal kaymakamlık, valilik ve belediye başkanlığı da yapmış bir bürokrattır. Sunucu Sezen Cumhur Önal kardeşidir. Önal, Nişantaşı Ortaokulu’nda okudu. Haydarpaşa Lisesi’nden mezun oldu. 1945 yılında kısa öyküler yazarak yazarlığa aldım attı. Bir yandan da çeşitli dergilerde çalıştı. Daha sonra senaryo yazmaya başladı. Safa Önal’ın filme çekilmiş 395 senaryosu bulunuyor. Bu bir dünya rekoru olarak da 2005 yılında, Guinness Rekorlar Kitabı tarafından onaylandı. En fazla filme çekilmiş senaryo sahibi kişi ola- rak kitaba girdi. 1961 yılına kadar gazetecilik yaptı. 1953’te ilk senaryosu olan “Kanlı Para” sayesinde Yeşilçam’a “İnleyen Nağmeler” adlı filmle ilk kez yönetmenliği denedi. 1973 yılından itibaren de yönetmenliğe başlayarak 40’a yakın film yönetti. Çok sayıda fotoroman senaryosu da yazdı. Bunlardan en çok bilineni olan “Beyaz Şemsiye” adlı fotoromanda Türkan Şoray ve Cihan Ünal da rol aldı. Safa Önal, 2007 yılında yaptığı son filmle yönetmenliği bıraktı. Önal, Senaryo Yazarları Derneğinin Kurucu üyesi ve Başkanlığı’nı da üstlendi. Önal, iki kez evlendi ve boşandı. Umut adında bir oğlu vardır.

Ödülleri : 1. Adana Altın Koza Film Şenliği, En İyi Senaryo, Menekşe Gözler / 3. Dadaş Film Festivali, Onur Ödülü / 5. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri, Sinema Onur Ödülü / 47. Altın Portakal Film Festivali, Yaşam Boyu Onur Ödülü

Ödülleri :
1969 – 1. Adana Altın Koza Film Şenliği, En İyi Senaryo, Menekşe Gözler
2008 – 3. Dadaş Film Festivali, Onur Ödül

Senarist Olduğu Filmler 
2007 – Hicran Sokağı
2006 – Tövbe (2)
2004 – Aşkımızda Ölüm Var
2002 – Papatya ile Karabiber
2002 – Yaz Gülü
2002 – Berivan
2001 – Yapayalnız
2000 – Zehirli Çiçek
1998 – Affet Bizi Hocam
1998 – Birisi
1998 – Kader Ayırsa Bile
1997 – Böyle mi Olacaktı
1997 – Canısı (2)
1996 – Gözlerinde Son Gece
1996 – Hoşçakal İstanbul
1995 – Gölge Çiçeği
1994 – Günah Tohumu
1994 – Yorgun Ölüm
1994 – Sevginin Gücü
1994 – Bir Aşk Uğruna
1993 – Gerçek Bir Masal
1993 – Ufukta Bir Ağaç
1993 – Zirvedekiler
1993 – Al Dudaklım
1992 – Yalnızız
1992 – Tatar Ramazan Sürgünde
1991 – Aldatacağım
1990 – Alev Gibi Bir Kız
1990 – Kanımdaki Şeytan
1990 – Kabadayılar Kralı
1990 – Tatar Ramazan
1990 – Yalı
1990 – Sözde Kızlar
1989 – Sevdim
1989 – Vahşi Ve Güzel
1989 – Kan Çiçeği
1989 – Ayaz Geceler
1989 – Acı Şarkı
1989 – Acı Yıllar / Lekeli Melek
1989 – Allahım Sen Bilirsin
1989 – Hayat Acıları
1989 – Av
1989 – Bu Şehrin Geceleri
1989 – İtirazım Var
1989 – Dehşet Gecesi
1989 – Öğretmen Zeynep
1988 – Deniz Yıldızı
1988 – Kızım ve Ben / Gurbet Kadını
1988 – Nazlı ile Emir
1988 – Sana Can Dayanmaz
1988 – Sapık Kadın
1978 – Evlidir Ne Yapsa Yeridir
1969 – Yumurcak
1968 – Vesikalı Yarim
1966 – Ah Güzel İstanbul
1957 – Lejyon Dönüşü
1953 – Kanlı Para

Yönetmen Olduğu Filmler 
2007 – Hicran Sokağı
2000 – Gazeteci Yazarını Arıyor
1990 – Yalı
1987 – Vur Hançerini Kadınım
1980 – Hikayelerden Biri
1977 – Küçük Ev
1976 – Aşk Dediğin Laf Değildir
1976 – Dolandırıcı Aşıklar
1975 – Yarınlar Bizim
1974 – Dertler Benim Olsun
1974 – Çılgınlar
1974 – Yüreğimde Yare Var
1973 – Umut Dünyası
1971 – Sezercik Yavrum Benim
1971 – Bir Genç Kızın Romanı
1971 – Bir Kadın Kayboldu
1970 – Ölünceye Kadar
1970 – Buğulu Gözler
1970 – Afacan
1970 – Ağlayan Melek
1970 – Arkadaşlık Öldü mü?
1969 – Cingöz Recai
1969 – Kalbimin Sahibi
1969 – Karlı Dağdaki Ateş
1969 – İnleyen Nağmeler

Önceki Yazı

Dijital memleket, Disney’de külfet, Tabii’de hikmet

Sonraki Yazı

Munari bizi rahatsız etmeye geldi

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım