Bir vazgeçilmez: Müzik

19 dakikada okunur

“Müzik, kelimelerin anlatamadığını anlatır ve unutulmuş duyguları hatırlatır.” diyor Goethe. Bence çoğu zaman dilimizle susmak, duygularımıza söz hakkı vermek ve çevremizden soyutlanmak için müzik dinleriz. Her tınının bir rengi var. Dakikalarca süren bir eserde çok küçük bir ayrıntı olarak yer bulan tek vuruşluk bir ses, bizi uzak bir maziye götürebilir, olmaktan korktuğumuz yerde buldurabilir ya da en güzel anılarımızı bize hatırlatabilir. Kesinlikle büyülü bir yapısı var. Hatta büyü gibi bir şey müzik. Binlerce yıldır dünyanın bir gerçeği, her zümrenin, her toplumun, her canlının vazgeçilmezi olması yönüyle sudan, ekmekten ve havadan ne farkı var? Yalnızca bir sazın telinden çıkan ses değil müzik, doğadaki tüm sesler, bir annenin çocuğuna seslenişi, bir öğretmenin öğrencilerine sitem edişi ve bir eskicinin nidası da müziğin ta kendisidir. İşte bu ve benzeri birçok yönüyle müzik bize çok yakın ve her an bizimle iç içe. Lise yıllarımdayken müziğe oldukça ilgiliydim. Bir sanatçıya “Ne dinleyelim?” diye sorduğumda; “Her türlü müziği dinle, her türlü müziğin iyisini dinle, klasik müzik, dini müzik, caz hatta arabesk de dinle ama kaliteli eserler ve iyi icralarla besle kendini ve pop müzikten uzak dur.” demişti. Hep aklıma gelir müzik dinlerken. Ülkemiz başta olmak üzere dünyanın her bir yanı zengin kültürlerle dolu. Hem dini kaynaklı müzikler (Bektaşi nefesleri, Mevlevi ayin-i şerifleri, tekke musikisi vs.) hem etnik, yöresel, halk müzikleri hem de klasik Batı müziği de önemli bir yer addetmektedir. Bu bağlamda müzik temalı bazı önemli eserleri de sizler için derledim. İyi okumalar dilerim.

 

Önerdiklerim

Türk Müziği Klasikleri / M. Fatih Salgar / Ötüken Neşriyat

Hiç şüphe yok ki klasik musikimiz, medeniyetimizin önemli sanat dallarından biri, belki de en önde gelenidir. “Makam ve usul” temeline dayalı musikimizin, “üslup, tavır ve aralık” gibi hayati sayabileceğimiz bu üç özelliğini kâğıt üzerine aksettirmenin zorlukları bilinmektedir. Bu nedenle de musikimiz çok eskiden beri çeşitli nota yazımına sahip olmasına rağmen “meşk” sistemini en sağlıklı yol olarak benimsemiş ve uzun yıllar devamlılığını bu yol ile sağlamıştır. Dolayısıyla meşk için sağlam bir kaynak olarak bilinen (Fem-i Muhsin) bir üstattan eserleri geçmiş olmak, önemli bir ayrıcalık kabul edilmiştir. Eserlerin büyük bir bölümünü kurucumuz Nevzat Atlığ ve 13 yıl kadar halefi olarak şefliğini yaptığım Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu ile vermiş olduğumuz konser kayıtları ve sahip olduğum geniş ses arşivi oluşturdu. Yine Münir Nureddin Selçuk, Kâni Karaca, Alâeddin Yavaşça, Bekir Sıtkı Sezgin, Meral Uğurlu, Münip Utandı ve diğer değerli solistlerimizin ve toplulukların icra ettikleri nadide makamlardaki eserler, bu çalışmaya temel teşkil etti.

 

Tekke Musikisi / Erdoğan Ateş / Rağbet Yayınları

Günümüzde Türk Mûsikî sanatının önemli bir bölümünü oluşturan Türk Din Mûsikîsi genelde iki ana baslık altında incelenmektedir. İbadet hayatımız içinde yer alan Kur’an kıraati, ezan, kamet, salâ, tekbîr, müezzinlik, mevlit gibi sesli icralar Câmi Mûsikisi baslığı altında, tasavvufî hayat içerisinde Allah’ı zikir amaçlı yapılan Mevlevî Âyini, Durak, Kaside, Mersiye, Nefes gibi icralar ise Tasavvuf (Tekke) Mûsikîsi baslığı altında ele alınıp incelenmektedir. Bu çalışmamızda, tasavvufî hayat içerisinde yer alan tekke zikirleri, bu zikirlerdeki türler ve okunan eserlerden örnekler vermeye çalıştık. Dînî hayat içerisinde önemli bir yer tutan ve zengin bir kültür hazinesi olarak günümüze uzanan bu eserleri korumak, icra etmek ve bizden sonraki nesillere aktarmak önemli sorumluluklarımızdan biridir. Ayrıca, geleneğe uygun olarak, yeni eserler ortaya koyarak ve icralarda bulunarak bu kültür birikimine azda olsa bizlerin katkı sağlaması basta gelen görevlerimizdendir. Bu çalışmamızın alanda önemli bir boşluğu dolduracağına ve konuya merak duyan tüm okuyuculara büyük katkılar sağlayacağına inanmaktayız.

 

Klasik Müzik Kitabı / Kolektif / Alfa Yayınları

 İlk gerçek “opera”yı kim yazdı? Nota sistemi nasıl ortaya çıktı? Besteciler senfonileri nasıl besteliyor? Bu kitap ilk yalın ezgilerden modern minimalizmin ortaya çıkışına kadar Batı klasik müziğinin gelişimini ve bunda kilit rol oynayan temel müzik eserlerini keşfedip analiz ederek birçok sorunun yanıtını veriyor. Sade bir dilde kaleme alınan Klasik Müzik Kitabı hem efsanevi hem de daha az tanınan bestecilerin doksandan fazla eserini inceliyor. Klasik müziğin bestelenmesi ve anlaşılmasıyla ilgili temel kavramları ve büyük fikirleri adım adım çizimlerle ve bilgi görselleriyle açıklıyor. İster bir müzik tutkunu olun, ister zaman zaman müzik dinleyin bu kitapta ilginizi çekecek ve klasik müzik anlayışınızı zenginleştirecek birçok şey bulacaksınız. Katkıda Bulunanlar: Steve Collisson, Levon Chilingirian, Matthew O’Donovan, George Hall, Malcolm Hayes, Michael Lankester, Karl Lutchmayer, Keith Mcgowan, Kumi Ogano, Sophie Rashbrook, Christina L. Reitz, Tim Rutherford-Johnson, Hugo Shirley, Katie Derham-Foreword

 

Müzik Terimleri Sözlüğü / Kazım Uz / VakıfBank Kültür Yayınları

Kâzım Uz, XIX. yüzyılın son çeyreği ve XX. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı münevveri ve Cumhuriyet aydını olarak döneminin fikir ve sanat dünyasını kendi lisanınca açık bir şekilde ortaya koymaya çalışan bir mûsikî sevdalısıdır. 69 yıllık ömründe hocalarından tevarüs eden kıymetli bilgilerden gelecek nesillerin de istifade etmesi adına Mûsikî, İbtidâî Nota Dersleri, Mûsikî Nazariyatı, Mûsikî Istılâhatı, Notalı Mektep Şarkıları ve Osmanlı Gençlerine Tuhfe başlıklı 6 kitap; çeşitli mecmûalarda yayımlanmış 21 makale ile muhtelif makam ve usûllerde bestelenmiş 200’e yakın eser bırakmıştır. Elinizdeki bu kitabın ana eksenini, özel arşivlerden istifade etmek kaydıyla bahusus neşredilmeyen eserleri, besteleri ve Müzik Terimleri Sözlüğü (Mûsikî Istılâhatı) oluşturmaktadır. Kâzım Uz’un hayatını, mûsikî karakterini, eserlerini ve bestelerini ele alan bu kitap; orijinal metin, günümüz Türkçesi ve literatür değerlendirmesi ile birlikte sunulan Müzik Terimleri Sözlüğü ile her müzikseverin başvuru kaynağı olmaya namzet bir eser.

Yeni Çıkanlar

 

Teşkilat-ı Mahsusa & Enver Paşa’nın Sırdaşı Anlatıyor / İhsan Aksoley / Timaş Yayınları

Emekli Tuğgeneral İhsan Aksoley, I. Dünya Savaşı’na Muhabere Teğmeni rütbesiyle katılmış bir Türk subayıdır. 1919 Eylül’ünde İstanbul’a dönen İhsan Aksoley kitabın ikinci bölümünde İstanbul’da kurdukları gizli bir teşkilat ile Anadolu’ya insan, silah ve malzeme kaçırdığını, kimliğinin deşifre olması üzerine Anadolu’ya geçişini kısacası Milli Mücadele döneminde yaşananları, göze alınan riskleri verilen zorlu mücadeleyi anlatmaktadır. İhsan Ahsoley hatıralarında Kuleli’de başlayan askerlik serüvenini, gencecik bir subay olarak Enver Paşa’nın emriyle Fizan’a gidişini, Türk Alman ilişkilerini, I. Cihan Harbi’nde Afrika cephesini, muhabere tesislerini nasıl kurduklarını anlatıyor. Fizan’da verdikleri kahramanca mücadeleyi, yerli halkla irtibatlarını, teslim olmama azimlerine rağmen esir düşmelerini, işgal altındaki İstanbul’a hüzünlü dönüşünü, akabinde de Milli Mücadele’ye destek vermek için dahil olduğu gizli teşkilatı, Anadolu’ya insan ve mühimmat sevkiyatı gibi nefes kesen faaliyetlerini, kimliğinin ortaya çıkması ile Anadolu’ya geçişini yalın, akıcı ve öyküsel bir dille gözler önüne seriyor.

Mekanın Toplumsallığı & Kentte Sosyomekansal Sistemler / Kolektif / Ketebe Yayınevi

Genel bir tanımla kent; farklı sosyal sınıflardan bireylerin, yapay çevrenin doğal çevreye baskın geldiği bir ortamda, belli kurallara uyum sağlayarak yaşamlarını sürdürdükleri yerleşim yeridir. İnsanlığın tarihi kadar eskiye dayanan sosyolojik düşüncede kent ve kent yaşamı önemli bir yer tutmuş, bilimsel bir disiplin olarak sosyoloji de başından itibaren kenti inceleyen alanlardan biri olmuştur. Son yıllarda bu alandaki araştırmaların odak noktalarından biri, “mekân” kavramı ve bu kavramın toplumsal dinamiklerle etkileşimidir. Kent mekânı coğrafyanın toplumsal bir forma bürünmesini simgeler ve bu dönüşüm sosyolojinin en kritik alanlarından birini oluşturur. İnsan faaliyetlerinin büyük ölçüde mekânda gerçekleşiyor olması, mekânı insan hayatının vazgeçilmez bir unsuru hâline getirmiştir. Mekânın Toplumsallığı: Kentte Sosyomekânsal Sistemler’de alanında uzman araştırmacılar; ev, müze, AVM, stadyum, mabet, meydan, park, çarşı-pazar, sokak-bulvar, mahalle gibi kentsel mekânları merkeze alarak, bu mekânların birey ve toplum yaşamındaki kritik rolünü analiz ediyor.

Erken Modern Osmanlı’da Deliler ve Delilik / Rüya Kılıç / İletişim Yayınları

Hem merak hem korku uyandıran, psikiyatriden çeşitli sanat dallarına geniş bir yelpazenin konusu olmuş delilik ve delileri Rüya Kılıç, erken modern dönem Osmanlı’da inceliyor. Delilerin teşhis edilmesi, delilik alametleri, tedavi yöntemleri gibi tıbbın konuya yaklaşımının yanı sıra toplumun delilere bakış açısını da ihmal etmiyor. Osmanlı’da dinin, delilere muameledeki etkisini de siyasi iktidarın delilere olan tavrını da dikkate alıyor. Modern psikiyatri öncesiyle günümüzdeki delilik “tanımlarının” farklılığını da mercek altına alan Erken Modern Dönem Osmanlı’da Delilik ve Deliler, yazarının deyimiyle “bir sessizliği” deliyor, ilgi duyulan ancak üzerine çok çalışılmamış bir alana ışık tutuyor. “[…] delilik bir kişi için sürgün gerekçesi daha sonra aynı kişi hakkında merhamet talebiyle affedilme gerekçesi olarak karşımıza çıkabiliyor. Kaldı ki sıklıkla vurgulanan merhamet sınırsız ve karşılıksız değildi. Kısaca ifade edecek olursak, yapılan, sadece Osmanlı’da deliler ve delilikle ilgili yüzeysel ve genelleyici yargılara varmak yerine bunları anlamaya ve anlatmaya yönelik sınırlı bir çabadan ibarettir.” Rüya Kılıç.

 

Çiçek Hanım’ın Rüyaları & Muradiye Hikâyeleri / Beşir Ayvazoğlu / Kapı Yayınları

Centil Bellini dedim de… Bu Venedikli ressamı biraz daha anlatsam iyi olacak. Cennetmekân Fâtih Sultan Mehmed Han, şebîh surete pek meraklıydı ve kâfiristanda bu fende hüner sahibi çok musavvir bulunduğunu öğrenmişti. Kostanzo Efendi gibi birçokları gelip gitti, amma hiçbiri bunun kadar hünerbaz değildi. Matruş bir adam, ne sakalı var ne bıyığı. Saçları da dökülmüş, ensesindeki bir tutam kıl olmasa bizim Cevlâkîlere benzeyecek. Baba Nakkaş, huzurda çok itibar gördüğünü söylemişti. Meğerse bunlar ailece musavvirmiş. Babası Yakopo ve bir yaş küçük kardeşi Covanni… Beşir Ayvazoğlu, birbiriyle ilişkili olmakla beraber bağımsız metinler olarak da okunabilecek sekiz tarihî hikâye ile Fâtih devrinde karşı karşıya gelen iki farklı estetiğin çatışmasını ve Osmanlı tarihinin en can alıcı meselesi olan “kardeş katli”ni birlikte sorguluyor. Üç bölümden oluşan bir üst hikâyenin birbirine bağladığı hikâyelerin odak noktası, Bursa’da, aralarında Cem ve Mustafa’nın da bulunduğu çok sayıda şehzadeyi misafir eden Muradiye…

Önceki Yazı

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Sonraki Yazı

Kültür sanatta yaz havası esiyor ama nasıl bir hava?

Son Yazılar

Onun mirası tebessümü ve dostluğuydu

Şehit Mustafa Cambaz anlatılırken tebessümünden, kediseverliğinden, fotoğrafçılığından ve mücadelesinden bahsediliyor. Onun mücadelesi doğduğu andan başlıyor 15

Yazının nabzı vardır

Yazar Zeki Bulduk: “Yazı, yaşamaktan daha sahici geliyor bana. Yazıyı pek değiştiremeyiz ama anıları bile farklı