Birlikte daha güçlüyüz!

19 dakikada okunur

Türkiye’de ve dünyada birçok büyük orkestrayı yöneten Multiple Skleroz (MS) hastası Türk müzikolog ve orkestra şefi Aytuğ Ülgen’le 30 Mayıs Dünya MS Günü konseri öncesi buluştuk. Kendisi gibi MS hastası müzisyenlerle birlikte oluşturdukları orkestrayla dinleyenlere unutulmaz anlar yaşatan Aytuğ Ülgen, Litros Sanat okuyucuları için hastalığını ve müziğe olan tutkusunu anlattı: “Amacım bu hastalıkla mücadele edenlere hayatın sürdüğünü ve dört mevsimden ibaret olmadığını, kendi iç mevsimlerimizin de ne kadar kıymetli ve zengin olduğunu anımsatabilmekti. Beni kırmayarak katılan değerli müzisyen arkadaşlarım sayesinde çok anlamlı bir orkestra oluşturduk. Böylece dinleyiciler ve sahnedekiler olarak hep birlikte anlamlı bir bütün oluşturabildik.”

Sağlık hayatımızda her şeyin başı gerçekten. Yaşadığımız rahatsızlıklar bizi hayattan koparıyor, moralimizi bozuyor kısaca fazlasıyla olumsuz bir şekilde etkileniyoruz geçirdiğimiz hastalıklar dolayısıyla. Ancak yaşadığı ciddi rahatsızlıklara rağmen hayata tutunan ve çevresine umut aşılayan çok değerli sanatçılar da var günümüzde. Multiple Skleroz (MS) gibi yaşadığı ciddi bir rahatsızlığa rağmen icra ettiği sanatıyla herkese moral ve umut olan bir MS hastası Türk müzikolog ve orkestra şefi Aytuğ Ülgen’le tanıştıracağım sizleri. Kendisi gibi MS hastası müzisyenlerle oluşturduğu orkestrayla 30 Mayıs Dünya MS Günü konseri öncesi Aytuğ Ülgen’le bir araya geldik. Gelin isterseniz röportajımıza geçelim hep birlikte…

Tanımayanlar için bize kendinizden bahseder misiniz?
Çok kısaca sanatla uğraşıyorum. Daha uzunu ise başta müzik olmak üzere sanat ve yaratıcılığın her dalı ile birinci elden ilgilenen bir orkestra şefiyim.
Sanatla ilk tanışmanız nasıl oldu? Kısaca anlatır mısınız bizlere. Ulusal ve uluslararası birçok konserde orkestra yönetip dünya çapında işlere imza atan bir sanatçısınız baktığımızda.
Plastik sanatların resim, heykel gibi pek çok farklı ürünü ile çok erken yaşlarda tanıştıysam da müzikle birebir tanışmam annemin elimden tutarak beni götürdüğü ilk konserle oldu. O anda orada koca bir orkestra tarafından canlı olarak çalınan müzikle büyülendiğimi anımsıyorum. Daha sonra müziğe büyük bir yatkınlığım olduğu ortaya çıktı ve çeşitli talihsizliklerle yarıda kesilmiş olsa da bu alanda bugüne kadar süren serüvenim erken yaşlarda başlamış oldu.
İlk başta derin bir depresyon yaşadım
MS hastalığıyla ilk olarak yolunuz nasıl kesişti? Kaç yaşındaydınız? İlk tepkiniz nasıl oldu?
Pandemiden birkaç yıl önce çok yoğun geçen konser sezonlarından birinin tam ortasındaydım. Uzunca bir süredir yoğun tempom ve bu nedenle sürekli ihmal ettiğim dinlenme ihtiyacıma gereken özeni göstermediğim için ortaya çıkan yoğun kas ağrılarım, vücudumun çeşitli yerlerinde bölgesel olarak ortaya çıkan uyuşmalar gibi sorunlarım vardı. Zamanla bu sorunlara ufak tefek yeni sorunlar eklenmeye başlayınca hikayemi dinleyen dikkatli bir nörolog arkadaşımın yönlendirmesiyle ilk tetkikler yapıldı ve MS’in tam olarak eşiğinde olduğumu gördük. Doğal olarak insanı sarsan bir etkisi oluyor. Hayatınız boyunca sizinle olacak ve içten içe sizi sürekli olarak kemirecek bir hastalık yüzünden bugüne kadar edindiğiniz herşeyi, tüm becerilerinizi ve özellikle de sanatla uğraşan biri olarak hayatınızı kazandığınız yetilerinizi yitireceğinizi düşünmek başlangıçta çok yıpratıcı oluyor. Her ne kadar bugün o ilk düşüncelerden tamamen uzaksam da bu dramatik tablo sizi büyük bir umutsuzluk ve hemen ardından da derin bir depresyona sürüklüyor.
MS hastalığını bilmeyenler için sizden de dinleyebilir miyiz yaşayan biri olarak?
Uzmanı değilim tabii. Fakat hastalığını mümkün olduğunca araştırıp öğrenmeye çalışan biri olarak çok ilginç bir mekanizması olduğunu söyleyebilirim. Genetik ve çevresel etkenlere dayandığı düşünülüyor ve genellikle 20-40 yaş aralığında ortaya çıkıyor. Temel olarak bizi dış etkenlere karşı korumakla görevli olan bağışıklık sistemimiz MS’le beraber bizi düşmanı zannederek savaş açıyor ve özellikle beyin-omurilik hücrelerine saldırıyor. Miyelin adlı bir tür koruyucu kılıfla kaplı olan bu hücrelere saldırıldığında plak adı verilen hasarlar oluşuyor. Bunun sonucunda sinir uyarıları düzgün iletilemez hale geliyor ve konuşma, görme ve yürüme gibi çeşitli hareketlerde bozulmalar ortaya çıkıyor.
MS hastası bir sanatçı olarak çok güzel işlere imza atıyorsunuz. Bunlardan bir tanesi de Dünya MS Günü’nde Türkiye Multipl Skleroz Derneği’yle birlikte GEN’in koşulsuz desteğiyle “Sekiz Mevsim” konserini gerçekleştirdiniz. Sizin yönetiminizdeki Internum Oda Orkestrası, solist Oleksandr Samoylenko’nun yorumuyla Vivaldi ve Piazzolla’nın eserlerini seslendirdi. Konserin öncesiyle başlamak istiyorum. Bu konser hazırlığı nasıl gelişti? Bizlere sürecin ilerleyişini anlatır mısınız?
Çok sevgili dostlarım Arda ve Tufan’la yaptığımız bir sohbette sosyal sorumluluk projelerinden söz etmeye başladık ve tesadüfen onların MS Derneği ile sürdürdükleri dostluklarıyla benim kişisel durumumun kesiştiğini keşfettik. Tabii hemen güçlerimizi nasıl birleştirebiliriz diye düşünüp planlar yapmaya başladık. Böylece konser fikrinin ilk tohumu atılmış oldu. Meslektaşları ve yakınları olarak kısaca ‘Sasha’ olarak tanınan Oleksandr Samoylenko, dünya çapında bir solist olarak sürdürdüğü müthiş bir kariyeri bir anda bırakarak Türkiye’ye yerleşen ve ülkemizde bulunması hepimiz için büyük bir şans olan olağanüstü bir sanatçı. Geçtiğimiz beş altı yıl boyunca çeşitli vesilelerle birbirinden zevkli çalışmalar yapma imkanı bulmuş ve yeniden bir araya gelebilmek için fırsatlar aramaya başlamıştık. Bir sosyal sorumluluk projesi olarak böyle bir konser yapma fikri çıkınca ilk iş olarak kendisini aradım. Müthiş bir nezaket, dostluk ve sınırsız bir yaratıcılıkla hayranlığımızı tazeleyen bir desteği ve katkısı oldu. Onunla ve bu harikulade orkestrayla müziği paylaşmak çok büyük bir ayrıcalıktı.

İnsanlara umut aşılayan bir orkestrayız
Kendiniz gibi MS hastası olan müzisyen arkadaşlarınızla bir konser gerçekleştirdiniz. Bu rahatsızlığı geçiren insanlara moral ve güç veriyorsunuz. Empati yapınca hayran kalmamak elde değil.
Konser fikri ortaya çıktıktan sonra hemen MS’le mücadele eden meslektaşlarıma ulaşmaya çalıştım. Sasha’nın da ilgisiyle orkestraya MS’le mücadele eden birçok müzisyen dostumuzu davet ettik. Onlara konserin mantığını, içeriğini ve herkes için anlamını tarif ederek kendilerini davet ettim. Amacım bu hastalıkla mücadele edenlere hayatın sürdüğünü ve dört mevsimden ibaret olmadığını, kendi iç mevsimlerimizin de ne kadar kıymetli ve zengin olduğunu anımsatabilmekti. Çeşitli ve haklı gerekçelerle isim ve durumlarını paylaşmamı istemeyenler olsa da beni kırmayarak katılanlar sayesinde çok anlamlı bir orkestra oluşturduk. Böylece dinleyiciler ve sahnedekiler olarak hep birlikte anlamlı bir bütün oluşturabildik.
Konser öncesi ve sonrasında güneş gözlüğü kullandığınız dikkatimi çekti. MS sebebiyle gözlerinizde bir hassasiyet olduğunu tahmin ediyorum. Peki bu durumun konserlerde size yaşattığı durumu sormak istiyorum. Çok ışıklı ortamlarda zorluk yaşıyor musunuz?
Son yıllarda gittikçe artan bir duyarlılık ve hassasiyet var gözlerimde. Gün içinde sürekli olarak çeşitli filtreleri olan özel gözlüklerimi kullanıyorum. Sahnede mümkün olduğunca ışıktan kaçınıyorum. Ancak kimi zaman, biraz komik gelsede, özellikle opera ve müzikal gibi eserleri icra ederken kullanılan yoğun ışıklar nedeniyle güneş gözlükleri kadar karanlık olmayan ancak ışığı önemli ölçüde kıran gece gözlükleri kullanıyorum. Bilmeyenler için “havalı” bir görüntü olsa da aslında tamamen gerçek bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor.
Konseriniz devam ederken akşam ezanı başlayınca orkestranızı yavaşça sessiz moda aldınız ve ara verdiniz. Bu duyarlılığınız çok dikkatimi çekti. Günümüzde böyle hassasiyetler çok kalmadı maalesef.
Açıkhava konserlerinde beklenmedik bir şey olması ihtimali, olmaması ihtimalinden daima daha yüksektir. Konser günü hava muhalefeti nedeniyle başlangıç saatimizi biraz ileri almamız gerekti. Böyle olunca konserin bir kısmı ezan vaktine rastladı. Bu sırada akşam ezanı başlayınca beklemeyi uygun buldum. Büyük bir söz olsun istemem ama sanat ve inanç binlerce yıldır birbirlerini besleyen iki yakın alan. Her ikisi de en üst seviyelere ulaştığınızda bir vecd hali alır ve ne ilginç ki başka hiçbir alanın bu duyguyu ortaklaşa paylaştığını göremezsiniz. Bu iki alanın konser anımıza denk gelen kısa bir süre için bile olsa birbirlerine karşılıklı ve hakkaniyetli bir saygı göstermiş olması zarif ve anlamlı bir durum oldu o kadar.

Konser benim için “ayakta tedavi”
Konserden sonra çok sayıda MSdaşla tanışma imkânı bulduk. Her biriyle doktorlarımız, durumlarımız, ilaçlarımız, önlemlerimiz ve birbirimize önerilerimiz hakkında zenginleştirici sohbetlerimiz oldu. Bir kısmı ise Instagram üzerinden ulaşarak irtibat kurdu. Beni en mutlu eden şey bizleri sahnede izlemenin kendilerine verdiği umut, mutluluk ve güven duygusundan söz etmeleri oldu. Çünkü tüm amacımız bu duyguyu yaşatabilmek, umudunu henüz tesis edememiş olanlar varsa ilham verebilmekti. Her zaman söylüyorum, MS tedavisinin en önemli parçalarından biri; kişinin umut ve mutluluğunu yitirmemesi, bu duyguyu paylaşarak çoğaltabilmesi. Bu bakımdan çok özel bir dinleyici önünde ve sanatçı dostlarımızın eşsiz katkısıyla harikulade geçen bu konser benim için de aslında bir tür ‘ayakta tedavi’ oldu.
İlhan Baran gibi ustalarımın yeri çok ayrı
Sanatçı olarak kendime örnek aldığım başlı başına bir kitap kadar tutabilecek sayısız sanatçı, bilim ve düşünce insanından oluşan dev bir isim listem var. Ailem dışında ancak hayatımda en az onlar kadar büyük rol oynamış olanları paylaşmak isterim. Bendeki izleri ve etkisi bakımından ilk ve en önemli hocam büyük bir besteci ve son derece özgün bir sanatçı olan İlhan Baran’dı. Kendisiyle çalışma fırsatı yakalayabilmiş şanslı sanatçı adaylarının dünya görüşü, sanat algısı, entelektüel kapasitesi ve yorum gücü üzerinde en derin izleri nakşetmiş ustalardan biridir. Ancak, onun araladığı kapıdan içeri girmemi ve bir yol haritası oluşturarak bugüne ulaşmamı sağlayan, sadece sanatçı değil iyi insan olma yolunda da önümde eşsiz birer örnek teşkil eden başta Sami Hatipoğlu ve Burak Tüzün olmak üzere Leonid Nikolaev, Yuri Butsko ve David Ezra Okonşar gibi birbirinden kıymetli ustalarım olmasaydı eminim ki bugün bu sohbeti yapıyor olamazdık.

Önceki Yazı

Şehrazat balkonda

Sonraki Yazı

Güldürmedi, ağlatmadı, peki derdi neydi?

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye