Biz büyürken küçülen harita ya da çocuklara söylenen yalanlar

4 dakikada okunur

Caryl Churchill’ın çocuklara söylenen yalanları eksen alan Seven Jewish Children oyunu, yetişkinler dünyasındaki ikiyüzlülüğün turnusol kâğıdı gibi gelmişti bana. Holokost gibi sistematik bir zulme maruz kalan milyonlar içinden birine kulak veren oyun boyunca yetişkin yalanlarını dinliyoruz. Zaten oyunu okuduğumuzda daha ilk cümlede çocukların asla konuşmayacağını yazar fısıldıyor bize. Yetişkin gerçeğin üzerini örtecek çocuksa inanacaktır.

Oyunda tarihin seyri değişirken bu defa aynı kişiyi “başkalarının bahçeleri”nde gezinirken buluruz. Ötekilerin o toprakları hak etmediği yalanıyla çocuklar, yeni hayatlarına alışmaya zorlanır. İşgal ve kıyımın öznesine dönüşmüş yetişkin, hakikati perdelemeye mecbur hissediyordur.

La vita è bella filminde de benzer bir oyun kurma çabası görürüz. Sonucu değiştirmese de ölüm kampındaki yaşamı çocuğa göre yeniden kurma çabasıdır bu ve fakat yine yalanlar ön plandadır. Çünkü yetişkinlerin dünyasının gerçekliği çoğu zaman çocukların kaldırabileceği gibi değildir. Tam da bu yüzden kimilerine göre “çocukluk” modernleşmenin bize armağan ettiği kavramlardan biri. Modern zamanlardan önce çocuklar toplumun yetişkin olamamış, bir yönüyle eksik üyeleriydi nihayetinde.

 “İnsanlar doğar büyür ve ölür,” kabulüne eklenen çocukluk dönemi, yeni hakları ve ayrıcalıkları da sağladı. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, devletlere çocukları koruma konusunda yasal zorunluluk getirdi. Yetişkinlere tanınan hakların yanı sıra çocuklara özel bazı hakların da teminatıydı bu sözleşme. Buraya kadar bahsi geçen her şey hayatın sureti, aslı ise yıkıcı. Canlı yayınlarla çocukların “yaşama ve silahlı çatışmadan korunma hakkı”nın nasıl ihlal edildiğine seyirci kalıyoruz. Aristo’nun köleliği meşrulaştırmak adına söylediği arkaik ifadelere göz kırpan sözlerin bugünün dünyasında kullanıldığını işitiyoruz: “Evcil hayvanlar doğaları gereği vahşi hayvanlardan daha iyidir… Tıpkı ruhla bedenin ayrılması gibi insanlar da birbirinden farklıdır ve ayrıdır…”

Sezai Bey, çocuk öldüğünde annenin gözünde güneşin simsiyah kesileceğini söylüyor Anneler ve Çocuklar şiirinde.  Şöyle tamamlıyor sözünü: “Elinde bir ip nereye / Bilmez bağlayacağını anne.” O anneler dün başka bir coğrafyadaydı, bugünse biz büyürken günbegün küçülen bir haritada yaşam mücadelesi veriyor. Bizler de bu zamanın, kötülükle iç içe geçmiş, riyakâr tutumlarını ve uygulamalarını izlemeye mahkûmuz. Çocuklara söylenecek yalanlar bulmaya devam ediyoruz. Bu yalanlar onları bir süreliğine koruyor gibi görünse de bugünün gizlenen hakikateleri tarihin nesnel malzemesine dönüşecek. Haritadan geriye kalan ile ilgili bize de birkaç soruyu cevaplamak düşecek. Cevaplayabilirsek…

 

Önceki Yazı

Kudüs sevgisi ona anneden mirastı

Sonraki Yazı

Sanatçılar Filistin’in seslerini çizgilerle haykırdı

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde