“Bizim kuşağın okulu film festivalleriydi”

15 dakikada okunur

Oyuncu ve yazar Rıza Sönmez: “Kısa film kendi başına bir tür olarak sinemanın en eğlenceli en yaratıcı alanı. Yıllar önce İstanbul Kısa Film Festivali’ni iple çekerdik. İzlediğimiz birbirinden yaratıcı filmlerle ufkumuz açılırdı. Bugünkü gibi dijital imkanlar olmadığı zamanlarda filmleri sınırlı arşivi olan sinemateklerde ve festivallerde izleyebilirdik. Benim ve benden hemen önceki sinemacı kuşağın okulunun festivaller olduğunu söyleyebilirim. Biz festivallerde öğrendik, bugün sahip olduğumuz donanımın büyük bir bölümünü…”

“Eşkıya”, “Masumiyet”, “Filler ve Çimen”, “Neredesin Firuze”, “Mavi Gözlü Dev”, “Vicdan”, “Siyah Beyaz” ve “Nefes: Vatan Sağolsun” gibi önemli filmlerde performansıyla yer almış, çok yönlü profiliyle üretimlerine devam eden, oyuncu ve yazar kimliğinin yanı sıra sinemanın mutfağında, kamera arasında da çalışmalarına devam eden Rıza Sönmez ile Litros Sanat’ın Esenler Film Günleri özel sayısı için bir araya geldik. Bu yıl Esenler Film Günleri’nin jürisinde de yer alan başarılı oyuncu ile hem oyunculuk mesleğini hem de sinemayı konuştuk. Oyunculuğun hayatının merkezinde olmadığını söyleyen Sönmez, kendisinin de yer aldığı “Eşkıya” filminin Türk sineması adına bir kırılma anı olduğunu belirtiyor. Aralık ayında çıkacak olan yeni kitabının da müjdesini veren oyuncu, kısa filmin kendi başına bir tür olarak sinemanın en yaratıcı ve eğlenceli alanı olduğunun altını çiziyor, tamamı sohbetimizde…

Oyunculuk hayatımın merkezinde değil

Oyunculuk sizin için ne demek? mesleki ve teknik anlamlarının dışında, hayatınızın neresinde nasıl konumlu, biraz bahseder misiniz kendinizdeki karşılığından? 

Oyunculuk hayatımın merkezinde değil. Mesleğimle var olmuyorum. Birden fazla uğraşı alanım var. Oyunculuk, yönetmenlik, yazarlık benim uğraşı alanlarım. Onlar Rıza’ya katkı sunuyorlar ama oyunculuk yapmasam yaşayamam diyemem. Yaşarım, yaşarız. Milyarlarca insan gül gibi de yaşıyor. 

Dizilerden pek hazzetmiyorum

Sinema, tiyatro ya da dizi desem; hangisinde yer alma süreci sizin için daha keyifli ya da sizi daha çok yansıtan bir alan ve neden?

Sinema öncelikli alanım. Dizilerden pek hazzettiğimi söyleyemem. Bir dönem dizilerde oynamak zorunda kalmamak için kafe/bar açmıştım. 16 yıl işletmecilik yaptım. Tiyatro zor bir çalışma alanı. Daha fazla disiplin gerektiriyor. Aynı oyunu aylarca bazen yıllarca oynamak fikri bana uzak. Hiperaktivitem buna izin vermez. Dizilerde oynamayacağım diye bir kararım yok ama oynamayacağım diziler var. İçinde nedensiz şiddet olan ya da militarizmi yücelten işlerde oynamıyorum. 

“Eşkıya” filmi Türkiye sinemasında bir kırılma anıydı

Elbette filmografinizde yer alan her filminiz/işiniz eminim sizin için çok kıymetlidir ama bu röportajın fırsatıyla sormak istiyorum, oyunculuk performansınızla yer aldığınız, içinize en sinen ve sizde derin izler bırakan, sizin için yapı taşı denebilecek işe hangilerini örnek vermek istersiniz, neden?

Her birinin ayrı bir yeri var elbette ama bazı kırılma anları var. ‘Eşkıya’ filmi Türkiye sinemasında bir kırılma anıydı. Türkiye seyircisinin ‘Türk filmi’ algısını kıran milyonlarca insana ulaşması nedeniyle ayrı bir yere sahip. Derviş Zaim’le çalıştığımız her film, Ezel Akay’la ‘Neredesin Firuze’, 3. Esenler Film Günleri jüri başkanımız Atalay Taşdiken’in ‘Kar Kırmızı’ filmi, muhteşem kadrosuyla ‘Siyah Beyaz’ filmi ve Türkiye’de kimsenin izlemediği, benim oyunculuk performansımı sadece Hindistan Pune Festivali izleyicilerinin gördüğü Muharrem Özabat’ın ‘Bir Şey Değilim’ filmi bunlar arasında yer alıyor… 

Siz aslında çok yönlü bir sanatçısınız. Hem televizyon hem sinema hem de diğer görsel endüstrilerde yer alıyorsunuz. Bu çok yönlülük hali hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz? Bu alanın her kısmında üretmek ve yer almak istemekle ilgili bir durum mu bu?

Yönetmen olmak arzusuyla sanat eğitimi almaya karar vermiştim. Müjdat Gezen Sanat Merkezi benim okuduğum yıllarda sinema, televizyon ve tiyatro eğitimi veriyordu. Çok kıymetli ve ufuk açan hocalarımız oldu. Sonrasında Marmara Üniversitesi, Sinema TV’de yüksek lisans yapmam da tuzu biberi oldu. Birbirinden kopuk olmayan birbirlerini besleyen bir yaratım alanında olduğumuzu düşünüyorum. Ayrı bir düşünme, üretme yolculuğu yok. Prodüksiyon koşullarında farklılıklar var. 

Kısa film sinemanın en yaratıcı alanı 

Bu yıl Esenler Film Günleri’nde jürisiniz. Kısa film festivalleri hakkında genel olarak ne düşünüyorsunuz? Sizce hem ülke sinemasına hem de kısa film üreticilerine katkısı nedir bu festivallerin?

Kısa film kendi başına bir tür olarak sinemanın en eğlenceli en yaratıcı alanı. Yıllar önce İstanbul Kısa Film Festivali’ni iple çekerdik. İzlediğimiz birbirinden yaratıcı filmlerle ufkumuz açılırdı. Bugünkü gibi dijital imkanlar olmadığı zamanlarda filmleri sınırlı arşivi olan sinemateklerde ve festivallerde izleyebilirdik. Benim ve benden hemen önceki sinemacı kuşağın okulunun festivaller olduğunu söyleyebilirim. Biz festivallerde öğrendik, bugün sahip olduğumuz donanımın büyük bir bölümünü. Festivallerin varlığı kısa film üretimi için büyük bir motivasyon kaynağı oluyor. Şimdi yurtdışında en başarılı sonuçlar alan sinemacımız Nuri Bilge Ceylan’ın da yolculuğu Cannes’te, kısa film bölümüne seçilmekle başlamıştı. Çok sayıda kısa film yapan yönetmen var ama bir sorunumuz var. Yeterince destek yok. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sinema destekleme kurulunda kısa film için verilen destekler daha çok öğrenci filmleri ödev desteği sayılabilecek miktarlarda. Bu yüzden Esenler Film Günleri’nin projelere yapım desteği vermesi çok önemli. Umarım önümüzdeki yıllarda destek miktarları artarak yeni film üretimlerinin önünü açmaya devam eder.

Seyircinin en kolay empati kurduğu temalardan biri çocuk 

Esenler Film Günleri’nin bu yılki teması çocuk. Bu tema hakkında ve bu temanın sinema filmlerinde karşılık bulması hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Çok geniş ve yaratma arzusu duyuran bir tema. Kısa filmciler tarafından nasıl algılandığını festival filmlerini izlerken göreceğiz. Seyircinin en kolay empati kurduğu temalardan biri çocuk. Hepimiz çocuk olduk. Berlinale’de çocuklara yönelik K Generation başlıklı bir yarışma da olduğu düşünülürse bu yılki tema çok isabetli.

     (Rıza Sönmez’in yönetmenliğini yaptığı “Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var” filminin setinde.)

Önceki sorulardan hareketle; kısa filmciler, genç sinemacılar ya da bu yola girmek isteyen yeni sinemacılara neler söylemek istersiniz? Kendilerinde hangi sorulara yanıt verdikten sonra sizce bu yola baş koymalılar?

Bütün sanatlar için geçerli genel bir cümle yeterli olacaktır. Önce seyircisi, önce izleyicisi, önce okuyucusu, önce dinleyicisi olmalılar. Sonra teknik donanımlar edinmenin yollarını aramalılar ve sinemanın kolektif bir yaratım alanı olduğunu atlamayarak, birlikte üretim yapabilecekleri arkadaş toplulukları oluşturmalılar. Süreci kolaylaştıracaktır. 

Siz kısa filmlerde yer alıyor musunuz? Bu yer alma sürecindeki motivasyonunuz nedir?

Çok yoğun bir çalışma sürecim var mümkün olmuyor. Ama bir oyuncunun bir projede yer alma motivasyonu kabaca iki nedenle olur. Proje özgün ve yaratıcıysa ve önerilen rol oyuncunun performans gösterebileceği bir kompozisyonsa ikna edici olabilir. 

Kısa film uzun metraj için bir basamak değildir 

Kısa filmi uzun metraja geçişte bir basamak olarak mı görüyorsunuz? Yoksa tamamen kendine ait bir alan olarak mı adlandırıyorsunuz? Biraz kısa filme bakışınız hakkında görüşlerinizi paylaşır mısınız?

Şiir, romana başlamak için nasıl basamak değilse ya da karikatür resim yapmak için bir basamak değilse kısa film de uzun metraj için bir basamak değildir. Ama kısa filmden gelen uzun metraj projeler de yapan yönetmenler vardır. Kısa film sırf süresi kısa olduğu için böyle adlandırılmıyor. Kısa film dramaturjisi başta olmak üzere uzun metrajdan birçok açıdan başka dinamiklere sahiptir. Öyle ki kısa film tanımı bile biz bu röportajı yaparken dünyanın bir başka yerinde yeniden tanımlanıyor olabilir. 

Yeni kitabım Aralık’ta yayımlanıyor

Yeni projelerinizle ilgili ya da kafanızda dönen, yapmak istediğiniz yeni projelerinizle ilgili bir şeyler söylemek ister misiniz?

Birçok proje var ama en önemli sorun bütçe. Uzun metraj, docu-drama ve kısa film projelerim var. Mesela gündemimdeki bir kısa film projesinin bütçesi 450 bin TL, şimdilik bu bütçeyi bulmam mümkün görünmüyor. Uzun metraj bir film öykümle önemli bir yapım şirketi yakından ilgileniyor. Bu ara daha çok kitap projelerine yoğunlaştım. Kendi başımıza bütçe sorunu olmadan gerçekleştirebiliyoruz. Aralık ayında Alfa Yayınları’ndan “Sen Mutluluğun Turşusunu Kurabilir Misin? Rıza Sönmez’den Bir Yemek Müzikali” adlı kitap çıkacak.

Önceki Yazı

Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız

Sonraki Yazı

Ödüller önemli ama filmden önemli değil

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye