Bu otobüs tiyatronun kalbine gidiyor!

16 dakikada okunur

Bir otobüs düşünün bu aynı zamanda bir tiyatro sahnesi. Duraktan yolcu olarak bindiğiniz ve oyuna zaman zaman dahil bile olabildiğiniz “Çok Uzak Çok Yakın” oyununun yazan, yöneten ve oyuncularından Burcu Halaçoğlu, özgün projesini Litros okuyucuları için anlattı: “Bir otobüsün içinde tiyatro yapmak her zaman aklımda vardı. Markette yaşadığım bir hikâyeden esinlenerek bu oyunu yazdım. Düşünce olarak çok kolay gelmiş olsa bile sonrasında otobüs satın almaya kadar götürdü bu hayalimiz bizi. Seyircinin oyuna dahil olması da tiyatro oyunumuzu daha da güzelleştiren ayrı bir nokta.”

Burcu Halaçoğlu

Hayatımda belki de izlediğim en özgün tiyatro oyunu diyebilirim, pardon otobüs yolculuğu diyecektim. Evet yanlış duymadınız. Kadıköy’de bir otobüs durağında başlayan bir tiyatro oyunundan bahsedeceğim size. Benimle birlikte durakta bekleyen birçok insan aynı otobüse binerek bir tiyatro oyununu izledik. Hatta zaman zaman oyuna dahil bile olduk. Durakta beklerken “Acaba otobüsü kaçırdım mı, yoksa durağa gelen bu otobüse mi binecektim?” diye içimden geçirmedim dersem yalan olur. “Çok Uzak Çok Yakın” oyunu bir halk otobüsünde geçiyor ve seyirciyi 58 dakikalık bir sefere çıkarıyor. Adnan, Cemre, Serhat ve Sibel’in otobüs yolculuğuna eşlik ederken, çevremizde çok sık rastladığımız tanıdık hikayelere kulak misafiri oluyorsunuz aslında oyun boyunca. TiyatroPol’ün kurucularından aynı zamanda “Çok Uzak Çok Yakın” oyununu yazan, yöneten ve oyuncu olarak kadroda yer alan Burcu Halaçoğlu’yla oyunu sonrası çok keyifli bir röportaja imza attık. Röportajımıza geçmeden, oyunda Burcu Halaçoğlu’yla birlikte oynayan oyuncuları da saymadan olmaz. Erkan Akbulut, Buğra Can Şahin ve Cansu Başlılar “Çok Uzak Çok Yakın” oyununda Burcu Halaçoğlu’na eşlik eden isimler.
Öncelikle kurucusu olduğunuz tiyatronuz TiyatroPol’le başlayalım isterseniz. Kısaca TiyatroPol’ü bilmeyenler için bizlere anlatır mısınız?
TiyatroPol’ü biz 2013 yılında kurduk. İlk oyunumuz oyuncu arkadaşım Cansu Başlılar ve benim bitirme projemizdi: “Teklif”. O da aynı şekilde mekâna özgü bir işti, oyun bir evin içinde geçiyordu. Seyirci bir çiftin kendi evlerinde geçirdiği bir saate tanık oluyordu. Zaten öncelikli merakımız da bu tarz işler yapmaktı. İkinci mekâna özgü oyunumuz Kör Tuzak’ta sahnemiz bir otel odasıydı. Sadece 5 oyun oynamıştık koronavirüs nedeniyle, durmak zorunda kaldık. O süreçte de Çok Uzak Çok Yakın oyunumuza çalışmaya başladık. Daha çok kendi mekânında geçen ve seyirciyi de oyuna dahil eden, çok boyutlu bir sahneleme biçimini araştırıyoruz. Çünkü hikâyelerimizi seyircinin de parçası olabileceği ortak deneyim, atmosfer ve ilişki üzerinden anlatmayı istiyoruz.
Otobüste tiyatro yapmak bizim hep aklımızda vardı
TiyatroPol olarak daha önce bir evde ve bir otel odasında da oyunlar sergilediniz. Bu sefer bir halk otobüsünde geçen “Çok Uzak, Çok Yakın” tiyatro oyununuzu izleyicilerle buluşturuyorsunuz. Neden otobüs, nereden geldi aklınıza çok merak ediyorum doğrusu.
Otobüs fikri bizim hep aklımızda vardı aslında. Metropol hikayesi anlatmak istiyorsan ilk akla gelecek yerlerden bir tanesi de otobüs oluyor. Otobüs hem yazmak istediğim hikayeler açısından çok uygundu hem de ilk düşündüğümüzde kolay bir prodüksiyon gibi gelmişti, hatta “otobüste tiyatro kolay ya, hallederiz” demiştik ancak biraz uzun sürdü.
“Çok Uzak, Çok Yakın” oyununuzun hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?
Otobüs fikrinin ardından sık sık buluşup beyin fırtınası yaptık kendi aramızda. Otobüste ne olsun ki, hem o sıralar kafaya taktığım soruları sorayım hem de canlı kanlı bir şey olsun dedik ve hikâye peşine düştük. Bir sürü fikir çıktı ortaya. Ben konuştuklarımız üzerinden birkaç farklı versiyon yazdım. Ama son hali markette yaşadığım bir olaydan esinlenerek ortaya çıktı. Elbette sahneler çalışılırken daha da sadeleşmek, samimileşmek ve bir otobüste yaşanıyormuşçasına gerçek olması amacıyla bir sürü değişiklik yaptık üzerinden.
Hikâyeyi markette yaşadığım bir olaydan esinlendim
Hikâyeyi yazarken özellikle esinlendiğiniz olay ya da kişiler oldu mu?
Evet, biraz önce de bahsettiğim gibi oyunun ana çatışması bir markette yaşadığım bir olaydan esinlenmedir. Yine oyuna çalıştığım ama hiçbir şey yazamadığım bir gün sıkılıp market gezmeye çıkmıştım ve anlatmak istediğim şeyin aynısını yaşadım. Elbette o an bunu düşünmüyorsunuz ve olayı yaşıyorsunuz. Çok sinirlendiğimi, üzüldüğümü ve başkası adına utandığımı hatırlıyorum. Orada yaşadığımız şey “ne ve nasıl” anlatmak istediğimi kafamda çok netleştirdi.
Otobüste geçen bir tiyatro oyunu yazıp oynadığınızda çevrenizden nasıl tepkiler aldınız? Çünkü ben Türkiye’yi geçtim dünyada da böyle bir şey duymadım gerçekten. Özgünlük olarak sınırları fazlasıyla yukarı taşıdınız diyebilirim.
Elbette hepimiz için çok yeni ve ilginç bir deneyim. Çok şaşıranlar oldu, bir sürü soru soran oldu ama genelde hep desteklendim diyebilirim. Yapıcı eleştirilerle katkı sağladılar, güzel yorumlar ve öneriler aldım çevremden. Şu anda da kime söz etsem ilgiyle dinleniyor, çok seviniyorum. Öte yandan mekâna özgü işler yapmayı düşünüyorsan bana çok da sıra dışı gelmiyor. Belki ben çok fazla toplu taşıma kullandığım için, bilmiyorum o da olabilir. Daha önce ülkemizde farklı konseptlerde ve şekillerde de olsa tiyatroda kullanılmış bu arada otobüs. Sahneye dönüşen otobüsler olmuş ya da bir çocuk oyunundan bahsetmişlerdi öyle hatırlıyorum. Bunlar benim duyduğum birkaç örnek, o yüzden dünyayı hiç bilemiyorum, belki denenmiş olabilir.
Oyunumuz için otobüs satın almak zorunda kaldık
Oyundaki halk otobüsünü de sormak istiyorum. İETT bu noktada size destek oldu mu, otobüsü kiraladınız mı yoksa satın mı aldınız?
Yukarıda da bahsettiğim gibi hayalperest olduğumuz için sürecin çok kolay olacağını düşünmüştük. “Ne olacak, en kötü özel halk otobüsü kiralarız” diye yola çıkmıştık. Bu süreçte bu otobüsler belediyeye bağlandı. Belediyeden de bütün bir sezon boyunca bize böyle bir imkân sağlayamayacakları cevabını aldık. Ardından şahıslara ait otobüsleri kiralamaya çalıştık ki, orası bir çukur. Her hafta otobüs değişiyor ve fiyat artıyordu. Biz her türlü yine başa döndük. Hala nasıl vazgeçmedik inanamıyorum. Oyunumuzun hem oyuncusu hem de yapımcısı Erkan Akbulut’un isteği, azmi ve uğraşları sayesinde elbette bu süreci aştık diyebilirim. Sonunda Erkan dayanamayıp bir otobüs satın aldı. Oyundaki otobüs tiyatromuzun otobüsü, sahne yerine otobüsümüz var.
Hem yazıp hem oynamak nasıl bir duygu oyuncu olarak, onu da sormak istiyorum size?
İlk provalarda baya zorlandım ama zamanla alışıyorsunuz bu duruma tabi. Birisine bırakman gerekiyor kendini. O prova ya yazar ya yönetmen ya da oyuncu olacaksın. Git gide daha çok oyuncu oluyorsun tabi.
Seyircininin doğaçlama katkısı oyunu daha da güzelleştiriyor
Seyirciler de oyunun fazlasıyla içinde ve anlık olarak onlardan da tepkiler gelebiliyor. Bir otobüs seyirci ve sizler varsınız sadece. Seyircilerin katılımları nasıl oluyor ya da hiç beklemediğiniz tepkilerle karşılaştınız mı? Daha önceki oyunlardan bir anınızı paylaşabilirsiniz eğer isterseniz.
Seyirci ne kadar katılacağını ya da nereden izleyeceğini kendisi seçebiliyor. Bazen sadece izlemeyi bazen de oyunun parçası olmayı seçiyorlar. Elbette her oyun farklılık gösterebiliyor. Bazen çok az dahil olurken bazen de öyle seyircilerimiz oluyor ki oyun bittiğinde oyuncu sanılıyorlar. Her oyun hemen hemen ilginç oyunsu anlarla karşılaşıyoruz. Çok da spoiler vermeden birkaç örnek verecek olursam mesela “Geç kalıyoruz, inmemiz gerekiyor” diyen seyirciden, arabulucu olup bizimle konuşmaya çalışanlara, diğer seyircileri ikna etmeye çalışandan şoförle sohbet edene pek çok farklı bizi de şaşırtan, heyecanlandıran tepkiler oluyor oyun sırasında. Oyunun atmosferi, ruhu aslında seyircinin katılımıyla güzelleşiyor ve derinleşiyor.
Bir gün metrobüste de böyle bir oyunu oynamayı düşünür müsünüz? Pek bir farkı yok metrobüsün otobüsten ama farklı bir modelini oraya taşımayı düşünür müsünüz?
Malum İstanbullular olarak metrobüsü de fazlasıyla kullanan bir toplumuz. Neden olmasın? Bu oyun değil tabi ama metrobüste geçen, ona özgün bir hikaye ve anlatım biçimi düşünülebilir.
Kendinize örnek aldığınız oyuncular var mı?
Örnek aldığım diyemem ama etkilendiğim oyuncular var. Merly Streep, Kate Winslet, Anthony Hopkins ve Jude Law gibi daha bir sürü oyuncu var.
Yeni oyun Eylül’de geliyor
Koronavirüs nedeniyle ara verdiğimiz Kör Tuzak oyunumuza Eylül ayında yeniden başlamayı düşünüyoruz. Çok Uzak Çok Yakın oyunumuz devam ediyor olacak. Yeni projelerle ilgili de küçük küçük fikirler gelmeye başladı, neye dönüşür bilemem ama yeni bir oyun hazırlığımız da olacak.
Oyunbaz’ın “Bernarda Alba’nın Evi” oyununu unutamam
Oyunbaz’ın “Bernarda Alba’nın Evi” oyununu oynarken, ben Amelia’yı oynuyordum. Oyunun ilk sahnesinde ters giden bir şey var dedim. Bir sorun var, oynayamıyorum. Birkaç sahne sonra fark ettim ki her şeye bir 10 saniye öncesinden tepki veriyorum. Daha oyuncu girmeden önce dönüp o yöne bakıyorum, sonra o geliyor mesela. Bir zamanlama sorunu yaşıyorum. Koca oyun boyunca bunu düzeltemedim. Ne kadar uğraşsam da, yok olmuyor. Her şeye erken tepki veriyorum. Ben de bir yerden sonra bıraktım, öyle oynamaya devam ettim ne yapayım.

Önceki Yazı

Bir tahta bavula dünyayı sığdıranların öyküsü

Sonraki Yazı

Dijitalde gündem hareketli

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye