Bugün ellerimizi boş bırakan eserler çoğunlukta

/
19 dakikada okunur

Yazar Ayşegül Genç: “ Sanat türlerinin belki de tümü insanı insana yaklaştırabilir. En basiti en sıradanı bile belirli bir mesafe aldırabilir. Bu mesafeyi en çabuk aldıranına ve en çabuk yaklaştıranına “eser” diyoruz. Belki de insanı insana yaklaştırdıktan sonra ne yapacağını teklif eden eserlere de “iyi eser” diyoruzdur. Bugün insana ve topluma yaklaştırdıktan sonra ellerimizi boş bırakan eserler çoğunlukta.”

Ayşegül Genç, son eseri “Dünya Atı”nda dünya denen tantanaya dair bir kırgınlığın peşinden gidiyor. Onun kalemini en başından beri ilgiyle takip ediyorum. Söyleşide de belirttiğim gibi Genç, her daim anlattıklarıyla temas ettiği ince ayrıntılarla kalbimizi fethetmeyi başarıyor. Bu yıl yazar, aynı zamanda 2022 Necip Fazıl Kısakürek Kültür-Sanat Ödüllerine Hikaye-Roman dalında layık görülürken, Genç’e hem önceki söyleşilerimize atıfla çeşitli sorular yönelttik, hem son kitabı “Dünya Atı”na değindik hem de aldığı ödülün kendisi için ne ifade ettiğini ve aynı zamanda 2022’de onun için kültür-sanat alanında dikkat çeken isimleri de sorduk. 

“Meydanda değil yolda olmak en güzeli belki de. Meydanda seyirciler ve alkışlar olur, yolda ise sizi izlemek için bile bir miktar sizinle yürümesi gerekir insanların, alkışların yerini adımlar alır.” Sizinle yaptığım bir söyleşide böyle demiştiniz. Sadece kitaplarınız değil yolladığınız tweetler bile naif oluyor. Farkında mısınız? Bir örnek: “Bazı insanlar o kadar güzeldir ki onların çirkin mi yakışıklı mı havalı mı karizmatik mi olduğunu düşünmek aklımıza gelmez. Bazı insanlar o kadar güzeldir ki.” Bu naif perspektifle bakmayı nasıl başarıyorsunuz insana, kelama, kaleme ve hayata?

Çok teşekkür ederim Şeyma Hanım. Belki de gönlüm gönlünüzde karşılık bulduğu için böyle düşünüyorsunuz. Malum birine, seviyorsak naif, sevmiyorsak uyuz diyebiliyoruz yahut seviyorsak mütevazı sevmiyorsak ezik diyebiliyoruz. Aynı özellikler başkalarında farklı farklı algılanabiliyor. Ama çoğunluk naif buluyorsa belki de gerçekten böyle yazıyorumdur. Özel bir çabayla değil. Öyle olduğum için böyle veya böyle olduğu için öyle.

Eserin bir meselesi olması gerekir

Edebiyat önce insanı kendine sonra insana yaklaştırmalı, diyorsunuz. Siz yazınsal hayatınızda kendinize ya da insana yaklaştığınız, yakından bakabildiğiniz için mi böyle kıymetli eserler ortaya koyuyorsunuz? Aslında insanın insana yakından bakması az bulunur bir şey, değil mi? İnsanın kendine çok yakından bakıp kör olması da çok olağan bir şey sanki. 

Sanat türlerinin belki de tümü insanı insana yaklaştırabilir. En basiti en sıradanı bile belirli bir mesafe aldırabilir. Bu mesafeyi en çabuk aldıranına ve en çabuk yaklaştıranına “eser” diyoruz. Belki de insanı insana yaklaştırdıktan sonra ne yapacağını teklif eden eserlere de “iyi eser” diyoruzdur. Eskiler insanın kendini tanımasını cehennemden kurtuluş için gerekli görürlerdi, başka insanı tanımayı da cemiyetin kurtuluşu için gerekli görürlerdi. Bugün insana ve topluma yaklaştırdıktan sonra ellerimizi boş bırakan eserler çoğunlukta. Tanıdığımız, zaaflarını, yanılgılarını, eksiklerini, kusurlarını bildiğimiz insanı ne yapacağız? Niçin bu kadar yaklaştık ona. İşte asıl mesele bu. Sanatçının peşine düşmesi gereken sorular bunlar. Sanatçının bulduğu cevaplar kendi ellerinden de tutan cevaplar aslında. Teknik, üslup, anlatım tarzı, yenilik, buluş hepsi bir elin parmakları gibidir ama o elin insana uzanması için eserin bir meselesi olması gerekir. Hiçbir meselesi yoksa bir mesele arayışı olması gerekir.

İyiliği ceplerinde taşıyanlar onu orada unutuyorlar

“Kötülüğü överek ve iyiliği değersizleştirerek aradaki çizgiyi silmeye çalışan kitaplar var. Oysa biz iyi ve kötü arasındaki çizgi silinmesin, ara açılsın, birbirlerine karışmasınlar diye çabalamak zorundayız.” Bu ifadeler de sizinle yaptığım bir başka söyleşiden. Öncelikle bildiğim sulardan gidiyorum izninizle. Bana verdiğiniz söyleşideki bu cevaplar bir kitabınızın arka kapağına da alıntılanmıştı yanılmıyorsam. İyilik ve kötülük kavramları hakkında siz neler söylemek istersiniz? Yaşadığımız çağ hep bu iki kavramın kavgasından mı ibaret ezelden beri, tıpkı Amak-ı Hayal kitabındaki gibi?

Evet, “Ceylan Uykusu” kitabının arka kapağında yer alan ifadeler. Her gün iyiye ve kötüye dair yeni tanımlamalar yapılıyor ve “değersizleştirmek” denilen silahın namlusu her gün şakağımızda gezdiriliyor. Kötülüğü taşıyanlar onu ceplerinde sürekli döndürüp duruyorlar. Döndürdükçe şekli yuvarlaklaşıyor, köşeleri törpüleniyor. Sonra çıkarıp bu o kadar da kötü değil diyorlar. İyiliği ceplerinde taşıyanlar ise onu orada unutuyorlar. Onun karanlıkta kaldıkça, dokunulmadıkça ve çıkarılmadıkça yok olduğunu sanıyoruz. Oysa iyilik tükenmez, bitmez, kesilmez, durmaz, düşmez, kaybolmaz, sürünmez. Yarımı da tamdır, birazı da heptir, tek parçası bile bütündür. Bu yüzden iyilerin yardımcıya ihtiyaçları yoktur, kötüler ise yanlarına hep bir yoldaş hep bir yardımcı ararlar. İyi ve kötü yer değiştirmemeli. Birbirleri ile aynı hizaya gelmemeli. İyilik yücelerde kötülük diplerde durmaya devam etmeli. İyi olanı değersizleştirip aşağıya çekersek ve kötülüğü överek yukarıya çıkarırsak ve ikisini yan yana getirirsek bu bize geçici bir özgürlük hissi verir sadece. Her yer düz ve eğimsiz olduğu için hoşumuza gider. Oysa bu insanın dünyadaki varlığını, düzeltici rolünü, sorumluluğunu, tavrını yok saymak demektir.  

İlgili söyleşimizi ilk defa eser merkezli hazırlamadım. Ancak eserlerinizi, bilhassa önceden değinmemiş olduğumuz son eserinizi de es geçmek istemiyorum. Kimi zaman “Kuğu Boynu” ile selamladınız okuru. Kimi zamansa “İç Bir Şey” ile. Bazen “”Çile Kırgını ile bazense “Kalbin Arka Odası” ile karşımıza çıktınız. Son eseriniz “Dünya Atı” adını taşıyor. İlgili eserle ilgili söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? 

“Dünya Atı”, diğer kitaplarımdan farklı olarak bir mülk edinme/mülk olma kitabı. “At dünya atı ama sen ahiret yolcususun.” demeye çalışıyorum. Sadece para, ev, tarla değil insanı da mülk edinemezsin demek istiyorum. Sahip olma arzusu ve başkasının malı olma duygusunu irdelediğim bir kitap. Diğer yandan teknik açıdan bir değişiklik yapmak istedim. Öyküler bir üst anlatıcı topluluğu tarafından anlatılıyor. Biz dili ile.  Bu kitapta “her şeyi bilen” bu anlatıcıların bilmediklerini de vurgulamaya çalıştım.

Ödüller bir başlangıcı işaret ediyor

Yakın zamanda size takdim edilen Necip Fazıl Kısakürek hikaye-roman ödülünü size kazandıran eser mi “Dünya Atı”? Bir bakıma ustalık eseriniz denebilir mi? Ödül sizin için neleri ifade ediyor?

Ödül genel bir ödül aslında. İlk eserler ödülü gibi değil. Şimdiye kadar yazdıklarınıza ve duruşunuza verilen bir ödül olabilir. Benim için kıymetli bir ödül. Kelimelerle sessiz sedasız yürüdüğümü düşünürken aslında yalnız olmadığımı okunduğumu diğer yazarlardan bir yönümle de olsa ayrıldığımı fısıldıyor. Jüri üyeleri kıymetli insanlar ve alanlarında oldukça başarılılar. Onların takdir etmesi başlı başına sevinç uyandırıyor. Aynı zamanda bir başlangıcı da işaret ediyor. 

Bir vicdan var öykülerinizde. Aslında çoğu zaman sizde bunu görüyorum. Mesela aynı eserden  şu satırlara kulak verelim: “Bu cennete nasıl gideceğiz İsmail amca, avucumuza mı bakacağız, ne getirdiğimize mi bakacağız, avucumuzda bir serçe can çekişiyor sadece, avucumda getirdiğim bir can çekiş sadece.” Ayşegül Genç’in vicdanı en çok nerede durur?

Vicdan genel bir kavram. Herkes vicdanlı olduğunu düşünse de vicdanının sesine kulak verdiğini söylese de çoğu zaman tam tersi olur. İnsan vicdanının sesini susturmada pek mahirdir. Tanrı inancı olmasa bu susturuşu kim sorgulayabilir. Ben görmezden gelsem bile bir gören var düşüncesi; belki de en büyük vicdan olarak düşüneceğimiz mahkeme-i kübranın varlığının düşüncesi, insanı vicdanı ile de vicdansızlığı ile de yüzleştirir. Kılıflar, mazeretler, boş vermeler geçersiz hale gelir. 

“İmâ” öykünüzde geçen “bitmeyen dünya tantanası” aslında bu eserdeki birçok öykünün arka planında yer alan bir atmosfer. Buna rağmen kalbimizin çocuk yanına da sesleniyor bu öyküler. Bir şeyi eğip bükmeden ifade etmenin yolu çocuk olmaktan geçiyor. Sizce?

Kesinlikle katılıyorum. Çocukken haklı çıkmaya çalışmadığımız için neyse onu görüyor ve hissediyoruz. Büyüdükçe haklı olma telaşı başlıyor. Yolumuzu değiştiriyoruz, çevremizi değiştiriyoruz, sözlerimizi davranışlarımızı eğip büküyoruz. Büyümek bir telaşa dönüşüyor. Hep haklı olmak istiyoruz. Mümkün olmayan bu istek, bizi zaman zaman iki yüzlü, yalancı, bencil insanlardan biri yapıveriyor.

Söze itimadımızı koruyoruz

Özel bir dosya hazırlıyoruz ve 2022 yılında kültür-sanat hayatına damga vurmuş isimleri ağırlıyoruz bu sayımızda. Sizin için bu yıl nasıl geçti? Aynı zamanda edebiyat dünyamızda, kültür- sanat dünyamızda ne gibi öne çıkan gelişmeler ya da isimler söz konusu oldu? Çeşitli örnekler vermek ister misiniz?

Benim için güzel bir yıldı. “Dünya Atı” yayınlandı ve birkaç ay içerisinde ikinci baskıyı gördü. Diğer kitaplarım ilgi görmeye devam ediyor. Sevdiğim yazarlardan Güray Süngü’nün yeni romanı yayınlandı. Yaşıyor ve yazıyor bu çok değerli. Kemal Tahir’in kitapları titiz bir çalışma ile Ketebe çatısı altında toplandı. Bunlar güzel gelişmeler. Okur Dergi yayın kurulundayım, dergimiz hala büyük bir ilgi ile karşılanıp değer görüyor. Yeni öykü kitapları ve romanlar çıkmaya devam ediyor. Sözün yürüyüşü, söz ile düzeltme çabasının diri oluşu demek bu. Söze itimadımızı koruyoruz, bu çok güzel.

AYŞEGÜL GENÇ KİMDİR?

Konya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladı. Selçuk Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümünden 1999 yılında mezun oldu. Öykü ve yazıları Genç, Hece, İtibar, Dergâh, Aşkar, Cins, Okur, Muhit gibi dergilerde yayımlandı. “Kuğu Boynu” romanıyla 2016 yılında ESKADER Yılın Romanı Ödülü’ne, “Kalbin Arka Odası” romanı ise 2020’de TYB Yılın Romanı Ödülü’ne, 2022 yılında ise Necip Fazıl Hikâye-Roman Ödülü’ne layık görüldü.

Önceki Yazı

Sanat bizi bahtiyar kıldı

Sonraki Yazı

Önce eği̇ti̇mci̇ sonra sanatçıyım

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de