Burada cam kırıntısı dâhi israf olmuyor

//
21 dakikada okunur

Cam sanatının tasarım süreciyle ilgili konuşan Kültür ve Turizm Bakanlığı devlet sanatçısı Ahmet Karaahmetoğlu: “Cam sanatının bir okulu yok. Bu sanat usta-çırak ilişkisi ile yürütülen bir sanat dalı. Hiçbir şekilde bu işin bir kalıbı, bir kitabı, bir düşüncesi yok. İnsanın düşünce ve fikirlerini el yardımı ile hayata sunmasıdır. Usta çırağını nasıl yetiştirirse çırakta o sanatı ileriye  o şekilde taşır. Ben de mesela şu an kullanmış olduğum hiç kimsenin beğenmemiş olduğu kırık camı yerden topluyorum, alıyorum ve ondan mutlaka bir obje yapıyorum. Benim için camın kırıntısı dahi önemlidir. ” diye konuşuyor. 

Hayatımızın her anında olan camın,  doğada kaybolması için  en az 4000 yıla ihtiyaç duyulur. Kimyasal madde içeriği olmayan, saf ve temiz olmasından dolayı geri dönüşümde sıkça karşımıza çıkan bir maddedir. Osmanlıdan yadigâr kalan cam üfleme sanatı ile de cam sanatının en güzel geri dönüşümünü görüyoruz. Geleneksel bir halde yapılan cam üfleme sanatı camı erittikten sonra  cama farklı desenler, işlemeler yaparak yeni  eserler ortaya çıkarılıyor. Doğadan topladığı atık camları kolye, küpe, süs eşyası yapan ve unutulmaya yüz tutmuş bu sanatı yaşatmaya devam eden  Kültür ve Turizm Bakanlığı devlet sanatçısı Ahmet Karaahmetoğlu namıdiğer Boncuk Ahmet’i Kocaeli Karaaslan’daki atölyesinde ziyaret ederek röportaj gerçekleştirdik. “Camlarınızı atmayınız doğaya zarar vermeyin camlarınızdan gelir elde edebilirsiniz” diyen Ahmet Bey ile bu sanatı nasıl yaşatmaya devam edebileceğimiz üzerine de sohbet ettik.  20 yıla yakın çaba harcadığını belirterek “Osmanlı’da ki gibi bu cam sanatının bize ait olduğunu herkese duyuralım. Meşaleler gibi yanardağlar gibi yansın ve parlasın. Unutulmasın” diyerek  Litros Sanat Gazetesi okuyucularına mesajını belirtti. Röportajımız sonrasında bizlere yapılışını birebir göstererek, bizleri mutlu etti.

Öncelikle merhaba. Biraz sizi tanıyabilir miyiz ?

İsmim Ahmet Karaahmetoğlu. Trabzon Sürmene doğumluyum. Aslen İstanbul’da ikamet ediyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığı geleneksel el sanatları cam ustasıyım.

Cam sanatı ile tanışmanız nasıl oldu?

Cam sanatıyla 9 yaşındayken mahallemizde açılan bir atölyede yardımcı asistan olarak çalışmaya başladığımda yolum kesişti. Daha doğrusu  o zamanların hitabıyla çırak olarak başlamış olduk. Sonuçta bu işten ufak tefek gelir elde etmeye başlayınca hoşumuza gitmeye başladı. Çocukluğun vermiş olduğu heyecanla beraber o zaman ki ustamızın yanında çırak olarak  ilk defa bu cam sanatı ile tanışmış oldum. Ondan sonra ilerleyen zamanlarda ustamızla okul çıkışlarında, sömestr tatillerinde, yaz tatillerinde bu işi devam ettirdik. Cam sanatını sevince hoşumuza da gitti bu işin böyle ileriye kadar devam etmesi için sürekli bir fiil askere gidene kadar ilgilendik. Askerden sonra da  kendimizin iyice bu işten anladığını tespit ettiğimizden dolayı askerden geldikten sonra kendi atölyemizi kendi iş yerimizi kurduk. O gün bugündür de  bu cam sanatıyla beraber devam ediyoruz. 2012 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir organizasyonunda katkıda bulunmuştum. Orada yetkililer ile tanıştık. Bakanlığın kendi bünyesinde yapmış olduğu bir sınav ile devlet sanatçısı kimlik kartını aldık. O günden beri yurt dışı ve yurt içinde düzenlenen geleneksel el sanatları kültür festivallerinde ülkemizin tanıtımına katkıda bulunuyoruz.

(Ceyda Nur Sakarya ve Ahmet Karaahmetoğlu)

Baktığımız zaman 9 yaşından beri bu sanat ile meşgulsünüz uzunca bir süre olmuş. Peki bu sanatı nasıl tanımlarsınız? Sizin için bu cam sanatı ne ifade ediyor?

Şu an ne ifade ediyor derseniz benim için çok önemli bir sanat olduğu söyleyebilirim. Çünkü tüm gelirimi kazancımı bu işten sağlıyorum. Benim için bulunmaz bir hint kumaşı diyebilirim. Çünkü başta röportajdan öncede sizinle konuştuğumuzda da söylediğim gibi, herhangi bir sanatsal okulu, kurs merkezinin olmayışından dolayı yapmış olduğum sanatın çok değerli ve kıymetli bir sanat olduğunu keşfettim. Aşağı yukarı 20 yıldır da bu atık camlarla çalışıyorum. Çöpten toplamış olduğum camlarla sıfır sermayesiz para kazandığımdan da çok memnun ve mutluyum. Cama bir kat daha sevgim arttı. Onun için cam sanatı benim için çok kıymetli, çok doğal kendisi gibi ben de severek ve isteyerek canı gönülden bu işi yapıyorum.

Diğer sanatçılardan ayıran cam sevgisi

Bu atık cam meselesine değinmek istiyorum. Aslında sizi diğer cam sanatçılarından ayıran atık camları işliyorsunuz. Bu sizin işinizi kolaylaştırıyor mu yoksa daha zor hale mi getiriyor?

Diğer ustalardan ayırmasının sebebi şöyle; en başta cam sevgisinden kaynaklanıyor. Bir insan yapmış olduğu işi önce severek yapmalı. İnsan, sevdiği işi yaptığı zaman bir de bundan gelir elde ettiği zaman bir kat daha mutlu oluyor. İkincisi ekonomik durumların şartların artmasından ziyade benim geri dönüşümde çalışmamda ki  en büyük sebep şöyle; biz camı mal ederken bir çok emek verip güç sarf ediyoruz ama dışarı atılmış hazır camlar hazır şekilde boyanmış olduğu için biz ekstra fazla bir maliyet harcamıyoruz oradan da bir kârımız oluyor. Dediğim gibi onlarında benim için herhangi bir maliyeti olmadığı için atık camlarla çalışmayı biraz da maddiyattan dolayı yani herhangi bir cam parası ödemiyorum.

Aslında israfa da değinmiş oluyorsunuz. Özellikle bu konuya dikkat çekmek istiyor musunuz?

Evet istiyorum. Sonuçta cam bütün evlerde, toplumlarda kullanılan doğal bir ürünüdür. Herhangi bir kimyasal madde içeriği yoktur. Bire bir saf ve temizdir. Biliyorsunuz cam kırıldığında kesicidir. Kestiği zamanda  zarar verebiliyor insanlara. Bizlerde insanları bilgilendiriyoruz. Diyoruz ki “camlarınızı atmayınız, camlarınızdan gelir elde edebilirsiniz.” Çoğu insanımızın bundan habersiz olduğunu ve toplumun duyarsızlığını görüyoruz. Ben de diyorum ki; doğaya, topluma zarar veröeyin gelin bunları güzel bir sanata dönüştürün. Hem maddi destek sağlayın. Hem de doğayı temiz tutun diyoruz.

Sanatta israf eğitimi ustaya bağlıdır

Başka sanat dallarını da düşünürsek israfa nasıl değinmeli, nasıl bir ele alış biçimi olmalı?

Eskiden nenelerimiz, annelerimiz, babalarımız bir pantolonu uzun zaman giyiyorlardı. Yırtıldığı zaman yama yapılıyordu. Bu nedir israfı önlemektir. Biz bunu ailelerimizden, kültürümüzden, çocukluğumuzda yerli malı günlerinde öğrendik. Sanatta da bu ustaya bağlıdır. Usta çırağımı nasıl yetiştirirse çırakta o sanatı ileriye o şekilde taşır. Ben de şu an kullanmış olduğum hiç kimsenin beğenmemiş olduğu kırık camı yerden topluyorum, alıyorum ve ondan mutlaka bir obje yapıyorum. Benim için camın kırıntısı dahi önemlidir. Bunu da yeni gelen nesile veya benden bu işin eğitimini alan kişilere birebir izahını yapıyorum. Yaptığınız obje kırılmış olsa tekrar eritin çünkü bizde sıfır israf.

Baktığımızda kaybolmaya yüz tutmuş bir meslek, sanat  olarak adlandırabiliriz. Peki bu sizin malzeme temin etmenizi nasıl etkiliyor? Bir sorun yaşıyor musunuz?

Şuana kadar bir sıkıntı, bir problem yaşamıyorum. Kendimde lise tahsilimi sanat okulunda yaptığım için oradaki bilgi birikimlerimi şimdi ki güncel hayata tasarlayarak  kendi takım ve taklavatlarımı tedarik ediyorum. İnsanoğlunun içinde keşfedilmemiş bir sürü duygu var. Bu duygularını dışarıya çıkaramadığı için insanlar sanattan hem uzak kalıyorlar hem de içinde ki cevherleri dışarı vuramıyorlar. Mesela şeker tutucusunu veya köfte maşasını  ben camı ezme de kullanıyorum. Kendi materyallerimi kendim tedarik ediyorum.

 Bir çok ürün yapıyorsunuz bu ürünlerin tasarım süreci nasıl gelişiyor?

Cam sanatının bir okulu yok. Bu sanat usta-çırak ilişkisi ile yürütülen bir sanat dalı. Hiçbir şekilde bu işin bir kalıbı, bir kitabı, bir düşüncesi yok. İleriye dönük olarak yaptığım çeşitli çalışmaların nasıl yapıldığını, resimlerle göstererek devlet kurumlarının desteğiyle bir kitap haline getirmek istiyorum. Ben bir sanatkarım daha çok o yönüyle ilgileniyorum. Ama az da olsa bildiklerimi yazarak ortaya koymak istiyorum.   Sonuçta bilgi bizden yetenek yapan kişiden. Tabii ki biz kitap çıkaracağız ama  kişi sürekli seri çalıştığı zaman o da ona bir beceri katacak.

Cam sanatı tamamen unutulacak

Konuşmalarınızdan anladığım kadarıyla bu meslekte usta çırak ilişkisi devam ediyor. Sizinde şuan yetiştirdiğiniz bir çırağınız var mı?

Şu an eskisi kadar usta çırak ilişkisi olmuyor. Çünkü yeni neslin kültür ve sanatla alakası olmadığı için daha çok masa başı işlere  yöneliyorlar. Bunlarda tabii bizim gibi sanat ile uğraşan kişileri  üzüyor. İstediğimiz zaman bir çırak bulamıyoruz. Bulduğumuzda da  maddi açıdan verdiklerimiz onları tatmin etmediği için insanlar başka sektöre yöneliyorlar. Tabii onlarda lazım ama bunlarda bizim kültürümüz kaybolmaması için bizler ve devlet büyüklerin el birliğiyle usta çırak ilişkisini tekrardan devam ettirerek ileriki nesillere aktarılması gerekiyor. Çünkü ben bu sanatı kısa bir dönem yapacağım ve ben bıraktıktan sonra icra edeni bulunmayacak. Sonra ülkemizde bu sanat yapanı bulunmayan bir sanata dönüşecek. 

Gerek yapılış şekli gerek kullanılan malzemeleri olarak  zor bir sanat diyebilir miyiz? Herkes yapabilir mi? Yoksa gerçek bir yetenek istiyor mu?

Ben her insanın içinde mutlaka bir cevher olduğuna inanıyorum. Ama bu cevheri dışarı taşıyamıyoruz. Ben 7’den 70’e herkese ders veriyorum. Korkulacak hiçbir şey yok. Her iş zordur  kolay iş yoktur. Ama önce yaptığınız işi seveceksiniz o zaman her şey çorap söküğü gibi gelecek.

Sadece sevgi, saygı ve emek

Peki bu sanatı yapmak için bir bütçe gerekiyor mu ? Pahalı bir sanat mı?

Bakarsanız her işin sermayesi çok yüksektir. Ama ben bu sermayeleri en alt seviyelere indirmenin peşindeyim. Ben atık camları kullandığım için yapmış olduğum sanat bana çok cüzi bir miktara geliyor. Benim nazarımda sadece sevgi, saygı ve emek gerektiriyor. Onun haricinde başka bir şey gerektirmiyor. 

 Gittiğiniz etkinliklerde nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Ben  buradan sadece teknik hırdavatlarımı alıyorum. Geri kalan malzemelerimi gittiğim yerlerde bulabileceğim atık şişeleri kullanıyorum. Kullandığım şişeler piyasamızda bulunan soda, gazoz, alkol şişeler oluyor. Ben bunları diziyorum insanlar şaşırıyor. Siz mi bunları kullanıyorsunuz diyorlar. Ben de diyorum yok ben sadece bunları eritip şekilden şekile sokuyorum. İlk başta yadırgıyorlar ama tabii sonra işleme geçtiğimizde insanlar beni hayretle izliyorlar. Tabii onların beni izlemesi de hoşuma gidiyor.

El birliği ile çalışmalar yapılsın

Bu sanatı nasıl yaşatabiliriz? 

Benim için uzmanlık sorusu gibi bir soru oldu. Ben bu sanatı bu yaşıma kadar şahsi olarak yaşatıyorum. İmkânlarımın el verişli olmayışından dolayı bu işin yaygınlaşmasında pek fazla aktif rol alamıyorum. Bu sanatın yaygınlaşması için siyasi bürokratların el atması gerekiyor. Hem halkın bilinçlemesi hem de halkın gelir elde etmesi için belediyelerin, halk eğitimlerin, devlet meslek edinme kurslarının bu sanatı ve unutulmaya yüz tutmuş diğer sanatlarımızı tanıtıp ilerletebiliriz. 

Gençlere son tavsiyeniz nedir?

Cam herkesin evinde kullandığı eksilmez bir ana maddedir. İçinde hiç kanserojen maddede yok. Göründüğü gibi doğal ve saftır. Bu yüzden ileriye doğru taşıyalım bugünleri mumla aramayalım, meşaleler gibi yanardağlar gibi yansın parlasın ve unutulmasın. Herkes bu işi yapsın. Ülkemizi, dünyaya zamanı geldiğinde eski Osmanlı’daki gibi bu cam sanatının bize ait olduğunu gösterelim.

Önceki Yazı

Kaybederek kazanmak ya da Andrei Tarkovski

Sonraki Yazı

Flanör’ün ölümü

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine