Cam Perde’nin ardında ‘kadın’ olabilmek

10 dakikada okunur

Bizi dört bir yandan kuşatan ve nasıl yaşamamız gerektiğinden tutun da ne sıklıkla nefes alacağımıza kadar hayatımız hakkındaki her küçük detay hakkında dayatmalara sahip olan toplumsal tabular arasında ‘kadın’ olarak hayatta kalabilmemiz ve var olabilmemiz ne kadar mümkün? İçine doğduğumuz ve pençeli tırnaklarını her saniye omuzlarımızda hissettiğimiz ataerkiyle baş edebilecek güçte miyiz sahiden? Her adımımızda karşımıza dikilen cam perdelerden kurtulmak için kesiklerle baş etmeyi göze almak zorunda mıyız? Bu soruların cevapları her birimizin kendi hikayesinde gizli ne yazık ki. Fakat bu sorularla yaşamak hatta boğuşmak zorunda olduğumuzu insanlara haykırmak da mesele. Ve bu meseleyi dert edinen bir film izleyebilmek çok özel…

Cam Perde’nin ardında ‘kadın’ olabilmek

Fikret Reyhan’ın son filmi Cam Perde, adından da anlaşılacağı üzere bakıldığında görülmeyen ancak bir şekilde bilinen, hissettirilen engeller arasında hayatta kalmaya çalışan genç bir kadının var olabilme mücadelesini anlatan bir film. Daha filmin ilk sahnelerinde Nesrin, yeğeniyle birlikte gittiği dövmecide gizli saklı dövme yaptırırken çıkıyor karşımıza. Filmin bu açılış sahnesi bile karakterin maruz kaldığı toplumsal baskıyı gözümüze sokar nitelikteyken, bu sahnenin hemen ardından omuzlarına çöken yorgunluk ve huzursuzlukla bekar bir anne olarak hayatını idame ettirmeye çalışan bir kadın görüyoruz. Bir yandan işiyle ve ev işleriyle uğraşırken, bir yandan oğluyla ilgilenmeye çalışan Nesrin, kendini istemediği bir hamileliğin içinde buluyor ve fakat eski eşi ile devam eden sorunlu iletişimi sebebiyle bu hamilelik üzerine düşünecek zamanı bile olmuyor. Erkek arkadaşı Selim’in işlettiği pastanede çalışırken, eski ilişkisinin enkazından kurtulmaya çalışıyor. Fakat kendisini taciz etmeye devam eden eski eşi sebebiyle bu pek de mümkün olmuyor… 

Eski eşinin tacizleriyle baş etmeye çalışan Nesrin’e fırsat bile verilmemesi ve bu sürecin de başka bir erkek -erkek arkadaşı Selim- tarafından yönetilmesi ile Nesrin, bir anda konunun öznesi olmaktan çıkıp hayatındaki erkekler arasındaki güç dengesini sağlamaya çalışan bir terazi görevi görmeye başlıyor. Filmin ilk sahnesinden itibaren benlik mücadelesi veren bir kadın olarak gördüğümüz Nesrin, patriarkal düzenin içinde yitip giden, üzerinde bir erkeğin elini hissetmediği bir anı dahi olmayan ve bunun boğuculuğuyla baş etmeye çalışan bir kadına dönüşüyor. Film bu anlamda ataerkil toplumun yapısında maruz kaldığı gerek psikolojik gerek fiziksel şiddetle başa çıkmaya çalışan ve bunu yaparken de kendisi olmaktan vazgeçmeyen birçok kadına ses oluyor. 

Güçlü anlatım, zayıf sinematografi

Filmin mizanseni, sıkışıp kalmışlık ve içinden çıkılmazlık halini yansıtmaya çok müsait bir şekilde çizilmiş. Karakterin içinde olduğu sürekli tedirginlik halini ve hem mental hem fiziksel yorgunluğu seyirciye yansıtmak için kullanılan teknikler takdire şayan. Kamera hareketleri hikâyeyi öylesine destekliyor ki, Nesrin’in uyumaya çalıştığı anların dışında temponun hiç düşmediğini ve panik halinin her an devam ettiğini gözlemleyebiliyoruz. Kadrajın Nesrin’in her hareketini takip eden bir noktaya yerleştirilmesi ve karakterin üzerindeki kaygıyı, tehlikeyi ve tetikte olma halini seyirciye bu kadar geçirebilmesi filmin daha derinlikli bir anlatıma sahip olmasına olanak sağlamış. 

Filmin teknik anlamdaki bu başarısının yadsınamaz olduğu bir gerçek. Fakat ne yazık ki, bu teknik başarı estetik bir anlayış ile desteklenmiyor. Her ne kadar filmin dokusuna ve biçimine uyumlu sahneler de izlesek, göz doyurucu bir renk skalasıyla yahut bakmaktan keyif alacağımız ve bizi sanatsal doyuma ulaştıracak planlara rastlayamıyoruz filmde. Bu bir anlamda filmin bu kadar gerçeği yansıtmasıyla açıklanabilir pek tabii fakat, yine de hikâyenin böyle ince bir işçilikle dokunduğu bir filmin gözümüze de daha fazla hitap etmesi filmin başarısını biraz daha yukarıya taşıyabilirdi. Ne de olsa sanat, var olanı estetize etmeyi de içinde barındıran bir olgu… 

Sık rastlanmayan türden bir auteur! 

2017 yılında Sarı Sıcak filmiyle çıkış yapan ve ülkemizin önemli auteur yönetmenlerinden biri olma yolunda ilerleyen Fikret Reyhan’ı, Cam Perde’den evvel Sao Paulo ve Moskova Film Festivali gibi festivallerde edindiği başarıyla anımsayabiliyoruz. İstanbul Film Festivali’nde dört ödül birden kazanan bu çıkış filminde Reyhan, toplumun alt sınıfına mensup göçmen bir ailenin, kendine ait bir gelecek hayaline sahip genç bir üyesini anlatıyor. Yönetmenin ilk filmiyle yakaladığı bu başarıyı, 2020 senesinde çektiği Çatlak filmi takip ediyor. Aile içi dinamikleri toplumcu gerçekçi bir perspektiften ele alan bu filmle Reyhan, Türk toplumunun ciddi bir çoğunluğunu oluşturan dar gelirli ailelerin hassas yapısını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. İçinde yaşadığımız topluma dair olağanüstü gözlemlerin sonucunda ortaya çıkan bu iki filmle Adana ve İstanbul gibi ulusal festivallerde ödülleri toplayan yönetmen, 2023 yılında Cam Perde filmiyle bu defa toplumsal tahlillerini bir kadının özgürlük arayışı ve patriarkal düzende sıkışıp kalmışlığı üzerinden anlatmayı tercih ediyor ve yine ulusal festivallerde topladığı ödüllere bakılırsa bu konuda da iyi bir iş ortaya koymayı başarıyor. Yönetmenin filmlerini genel hatlarıyla incelediğimizde birçok seyirciyle ortak bir paydada buluşuyoruz; Fikret Reyhan, gerek ele aldığı konuların bu kadar bizden olmasıyla, gerekse bu konuları işleyiş biçimindeki ustalığıyla Türk sinemasının geleceği için önemli bir yere sahip. Taşradaki ‘kötü’ insan modelini uzun planlar ve diyaloglarla izleyiciye sunmak ya da modern dünyada yalnızlaşan bireye bir ayna tutmak yerine gerçek insanların, gerçek ailelerin gerçek sorunlarını dinamik bir üslup ile ele alan yönetmen, sinemamızda yıllardır ihtiyaç duyduğumuz değişikliklere öncü olacak isimlerden biri gibi duruyor. 

Önceki Yazı

Kenarın ve dağın kalbinde kendi hikâyesini aramak: “Yorgun Mermi”

Sonraki Yazı

Olvido

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham