Çığlıklarını kayıt altına almak istedik

14 dakikada okunur

Yönetmen Tülay Gökçimen belgeselin yapılış amacını “Biz bu insanların sessiz çığlıklarını bir belgesel ile kayıt altına almaya, duyurabildiğimiz kadar insana duyurmaya karar verdik” diyerek anlatıyor.

Dünya hem adil değil hem de milyarlarca insan gözleri kör ve kulakları sağır eden bir dram karşısında sessiz. Bu çok tanıdık, bilindik bir hikâye. Bu karamsar tabloyu aşan ise mağdur ve mazlumların sesine ses vermek üzere çalışan insanların varlığı. İşte yönetmen Tülay Gökçimen onlardan biri. Yıllardır büyük zulümler gören ancak asla sesini duyuramayan Doğu Türkistan halkının sesine ses olmak üzere çalıştırdı kamerasını ve Adı Soykırım isimli belgeseli çekti. Belgeselin Atlas Sineması’ndaki ilk gösterimi sonrasında Gökçimen ile belgeseli konuştuk.

Neden Doğu Türkistan üzerine bir belgesel yaptınız, hangi duygu ve düşüncelerle yola çıktınız?
Yaşadıkları pek çok haksızlığa, işkenceye, soykırıma rağmen seslerini duyuramamış ve yalnız kalmış bir halk Doğu Türkistan halkı. Çin’in yanı başında hayatta kalmaya çalışan bu coğrafyadaki insanlar uğradıkları zulümlere, maruz kaldıkları sistematik asimilasyon ve soykırım politikalarına karşın seslerini dünyaya duyuramıyorlar. 1946 yılından beri süren ve toplam 30 milyon Müslümanın etkilendiği bu zulüm, Çin’in ekonomik, askeri, siyasi, coğrafi ve demografik gücü nedeniyle ne yazık ki görmezden geliniyor. Biz bu insanların sessiz çığlıklarını bir belgesel ile kayıt altına almaya, duyurabildiğimiz kadar insana duyurmaya karar verdik ve onların yanında olduğumuz düşüncesi ile yola çıktık.
Doğu Türkistan meselesi hepimiz için Çin’in karartma politikalarından dolayı bir muamma bilinen onlarca gerçeğe rağmen. Peki siz ne gördünüz içine girince?
Biz bu belgesel çekmeye başlamadan önce yüzlerce kişiyle konuştuk, görüşlerine başvurduk desek yeridir. Pek çoğu hala Doğu Türkistan’da akrabası, ailesi olduğu için kameralar karşısında konuşmaktan çekindi. Tabi, kendileri için korktuklarından değil, ailelerinin başına bir hal gelir düşüncesiyle konuşamadılar. Araştırmalarımız ve konuştuğumuz insanlar bize gösterdi ki biz bu mesele hakkında çok da bilgiyi sahip değilmişiz. Yani yaşadıkları onca şeyi anlatamamak bunları kendi kendilerine yaşamak zorunda kalmak korkunç bir durum. Sadece Müslüman oldukları için ortadan kaldırılmaya veya asimile edilmeye çalışılan bir toplumla karşı karşıya olduğumuzu gördük. Bizim doğal olarak yaşadığımız pek çok durum, onlarda suç olarak kabul edilmiş. Örtünmek, namaz kılmak, selam vermek, çocuk sahibi olmak onların ortadan kaldırılması için yeterli sebepler. Tüm enformasyon kanalları Çin devleti tarafından kapatılmış olan ülkede 1990 Barin Katliamını, 2014 Yarkent ve İlişbu Katliamını ve en son 2009 yılında yaşanan Urumçi Katliamlarını gören Doğu Türkistanlılar artık susmak istemiyor.
Artık konuşmaya karar verdiler
Bir yönetmen aynı zamanda aktivist olarak dünyanın çeşitli bölgelerindeki mağdurların sesi olmaya çalışıyor onların belgesellerini çekiyorsunuz. İlk kez bölgeye gitmeden çekim yaptınız, ne hissettiniz?
Aslında ben yıllardır bu insanların yaşadıklarını anlatmak istiyorum ama konuşan kişinin çok az hatta hiç olmaması bizi bu belgeseli çekmekten alıkoyan yegâne sebepti. 2017 yılında Çin tarafından oluşturulan toplama kampları sonrası bölgeden dünyanın farklı yerlerine kaçabilen insanlar artık ne olursa olsun konuşmaya karar verdiler. İslam coğrafyalarında yaşananları anlattığımız belgesel serimiz kesinlikle Doğu Türkistan olmadan olmaz diyerek harekete geçtik ve Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistan halkının yardımını alarak böyle bir işe giriştik. Hayırlı olsun, hayırlara vesile olsun inşallah.
Belgesel İstanbul’daki üç kişinin hikayesi üzerine kuruluyor. Neden üç kişi sadece?
Üç kişi, üç etkili isim… Bize farklı bilgiler verecek ve tanıklıklar yapacak üç kişinin anlatımları üzerine kurduk hikâyeyi. Anlatımı güçlendirmek için çizim ve animasyonlardan, canlandırmalardan destek aldık. Daha fazla insan olabilirdi ama konuyu ne kadar uzatırsak o kadar etkisi azalır diye düşündük ve 42 dakikada toparlayarak etkili bir belgesel oluşturmaya çalıştık.
Çin işkencesi uygulanıyor
Adı Soykırım belgeselinde yansıtmadığınız, yansıtmaktan çekindiğiniz sadece bunlar buz dağının görünen yüzü diyebileceğiniz olaylar var mı?
Tabi ki var. Örneğin Çin’in yaptığı işkenceleri tam olarak veremedik. Öyle kötü, öyle mide bulandırıcı şeylerdi ki ne ruhumuz izin verdi bunları açıkça vermeye ne de elimiz vardı açıkçası. İnsan beyni bunları duymaya hazır değil diye düşündük. Gerçekten Çin rejimi o dünyaca ünlü Çin İşkencesi tabirini öyle bir uygulamış ki, biz keşke bunları öğrenmeseydik dedik.
BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimî üyesinden biri olan Çin, Doğu Türkistan’daki yaşananların müsebbibi. Her şey bu kadar net görünürken hak, hukuk, adalet adına mazlum bir milletin yok edilmemesi adına dünya kamuoyunu nasıl harekete geçireceğiz?
Bu konuyu farklı kanallarla insanlarımıza, dünya insanına anlatarak kamuoyu oluşturmak belki de en önemlisi. Çin, tüm baskın gücüyle bir karabasan gibi Doğu Türkistan’ın üzerine abanmış durumda. Bölgede yaşanan zulümlerle ilgili hiçbir veri, içinde bulunduğumuz enformasyon çağına rağmen ülke dışına çıkamıyor. İnsanlar, aileleriyle ve bizatihi kendi hayatlarıyla tehdit ediliyor. İşgal altındaki İslam topraklarından sayısız veri, fotoğraf, video akışı varken Doğu Türkistan, tam bir bilinmezlik içinde. Çin yönetimi yaşananları reddediyor ama bölgeye kimsenin girişine izin de vermiyor. Ara sıra Batı basınından isimleri çağırıp kurmaca haber yapılıyor o kadar. Doğu Türkistan şehirlerini gezme imkânına yeryüzünde kimse sahip değil. Tüm bu yaşananlara karşı kör ve sağır olmadığımızı Çin’e ve onun destekçilerine göstermemiz gerekiyor.
Şairlerimiz şiir yazmalı
Müslüman ülkelerin tavrı da çok farklı değil, onlar da bu konuya duyarsız. Türkiye hakkındaki özellikle bir Filistin meselesi kadar görülmemesi noktasındaki eleştirilere ne dersiniz?
Filistin duyarlılığı da ülkemizde kolay oluşmadı. Filistin’in Kur’an’da geçen bereketli topraklara sahip olması, içinde barındırdığı Mukaddesatımız Mescid-i Aksa’nın değeri, son teknolojik silahlara karşı taşlarla kendini ve vatanını savunmaya çalışan insanlara da ilgi zamanla oluştu ama bu bile yeterli değil. Sadece bir saldırı veya Gazze’ye bomba düşünce duyarlılık kendini gösteriyor maalesef. Doğu Türkistan halkının kendini anlatamaması, yaşananlarla ilgili kaynakların kısıtlı olması maalesef gündem oluşması için yeterli olmuyor. Bizim yaptığımız gibi çalışmaların artması ve belki de tek tek insanlara yaşananları anlatmak lazım. Müslüman ülkeler için de artık bir şey demek gelmiyor içimden. Türkiye tek başına pek çok sorunla baş etmeye çalışıyor. Rabbim ülkemizin yardımcısı olsun.
Sanat camiasından, toplumun tetikleyicisi olarak beklentiniz nedir?
Yapılan işlerin duyurulması birlik, beraberlik eminim bereket getirecektir. Şairlerimiz yaşananların şiirlerini yazmalı, yazarlar kitabını, bu zulümlerin ezgileri olmalı dilden dile dolaşmalı. Her sanatçı sanatının zekatını belki de böyle vermeli…
42 dakikada insanlık dramı
Belgeselde Uygur Türkleri ile yapılan röportajlar; animasyonlar, çizimler ve canlandırmalar eşliğinde veriliyor. Üç tanığın dilinden Doğu Türkistan’da hem geçmişte hem de bugün yaşananlar 42 dakikalık belgeselde aktarılıyor. Çalışmada, Doğu Türkistan’da yaşananlar; aktivist Meryem Sultan, medya çalışanı Muhammed Ali Atayurt ile cezaevi ve kamp mağduru Aygül Kadir’in tanıklığında çok boyutlu olarak gözler önüne seriliyor. Türkiye ve dünya kamuoyunun dikkatini Doğu Türkistan’da yaşananlara çekmek amacıyla yapılan belgeselin çeşitli şehirlerde ve ülkelerde gösterimi planlanıyor.
Güncellenmiş 1984
Çin’in 1949 yılından bu yana hakimiyeti altında tuttuğu Doğu Türkistan’da; 1600 civarındaki toplama kampında 8 milyon kişinin kaldığı tahmin ediliyor. 500 bin çocuğun da eğitim adı altında asimilasyona tabi tutuluyor. 2014 yılında ‘teröre karşı halk mücadelesi’ adı altında bir süreç başlatılan Çin’de Uygurlara yönelik kültürel, dini kısıtlama ve baskılar daha sonraki yıllarda hız kazandı. Toplama kamplarının uygulamaya konulduğu 2017 yılından itibaren ise ülkeye ve yaşananlara dair bilgi alınamıyor. İnanç ve geleneklerini yaşamaları yasak olan Uygurlar; kameralarla evlerinde dahi takip ediliyor, telefonlarındaki uygulamalarla izleniyor.

Önceki Yazı

Oruçtan daha güzel gülü olan kim?

Sonraki Yazı

Evrensel bir merhamet ve erdem çağrısı : Harakanî

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de