Çıldırsın ağaçlar!

5 dakikada okunur

Kokunun hafızası var mıdır bilinmez… Ama çok iyi bilinen bir şey vardır ki baharın, kışın, aşkın ve hüznün koyaklarına sızan kelimeler, huzurun kokusunu bırakır zamanın gerdanına. Demini alan kelimeler şiir olur, ılgıt ılgıt dizilir nemli toprakların gamlı eteklerine. 

Evet şiir… 

Şiir, yarası olmayan hiçbir toprağa, gönle, gölgeye ve türküye kokusunu bağışlamaz. Sızısı olanın, hakikatin kıyısına kıvrılanın ellerinden sıkı sıkı tutar ki avuçlarında sakladığı tek bir hikâyeyi canlı tutabilsin. Evrendeki her sanat gibi şiir de kendi içinde o tek’in varlığını ararken, kendini doğurur, doğurtur! Öz hikâyesi ritim olan şiir, ritmine sahip çıkabilecek bir kalemin kölesi olacak kadar da mütevazıdır! O da bilir; köle olmadan sultan olunmayacağının altındaki gerçek mânâyı. Şiirin bilip de insanın hâlâ çözemediği bu garip devinimdir sonsuza dek bizi bize anlatacak olan…

Baharın kokusu, şiirin demi bir süre gamlı günlere mola vermenin sinyalini veriyor gönlümüze bu günlerde. “Enkaz” kelimesinin gerçek ve mecaz anlamlarının kıyısında açamayan hikâyeler, şiirin avlusunda iyileşse ne çıkar dedik. Sahiden ne çıkar bir şiirin genzinde saklansak ve “hiç canım acımadı ki!” diyebilecek kadar yarına umutla bakabilecek kadar cesur olsak? Cesaretin ana ögesi inanç değil midir zaten? İnandığımız her güzel ayrıntı hakikatin nefesinde yeniden, yeniden doğmaz mı? 

Baharın avlusunda, şiirin gönlüne çivilenen umutların hatırına “çıldırmanın adabını” kazısak yorulmuş yanlarımıza. Siyasetin, ölümlerin, vefasızlıkların ve bencilliklerin unutturduğu diğergâm yanımıza sığınma talep etsek, yeniden doğursak bizi bize…  

Fırçasının her telini, dizelerinin saçlarında gezdirip şiir ile resmin kesiştiği yerde, bizleri o kayıp kentle buluşturan şairdir Eyüboğlu. “İnsan Kokusu” “Sabır ile Koruk” “Merhaba Yeşil” eserlerinden sadece birkaç tanesi. Resim ve şiirlerinde, halk kültüründen beslenerek özüne, insanına uzak kalmayan şairin, bahara selâm veren çalışmalarının bize söylediği ve söyleyeceği çok şey var…

 “Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden/ Rabbim ne güzel çıldırır./ Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak;/ Sevincinden titreyerek./ Yılda bir kere kendini verir toprak/ Yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan/ Rabbim ne güzel yarılır./ Biz de bir kere sevinebilseydik./ Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya./ Kim bilir belki bir gün sulh olunca” (Bedri Rahmi Eyüboğlu)

Açamayan çiçeklerin çığlığını bağrında saklayan hayat, acının ağulu göğsünde uyuturken insanı, bir şiir çıkar, bir şair çıkar, uyandırır insanlığı. Umudun ve inancın sözlüğünü koyar avuçlarında yorgunluğu emzirenlere. Şairin dizelerinde çıldırttığı ağaçlarda açan çiçeklerin kokusunu alabiliyor musunuz şimdi? Eğer kokusunu alabildiğiniz duygunun tarifini de yapabiliyorsanız, sendelediğimiz yerden kalkabilmenin düsturunu da biliyorsunuz demektir. Unutmadığımız her güzel ayrıntı bizi hem kendimize, hem insanlığa dair hazırlayan iyi bir okuldur. Mezuniyetimiz hakikate olsun hep…

 

Bahar mı geldi yoksa?

Önceki Yazı

Muvakkatın cazibesi

Sonraki Yazı

İstanbul’da çiçeklerle kokulu karşılaşmalar

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine