Çizimlerimin ortak noktası “iyilik”

//
13 dakikada okunur

İllüstratör Halime Nur Sevim: “Çizimlerim daha ziyade çocuklara yönelik olsa da aslında toplumun her kesimini çemberin içerisine almaya çalışıyorum. Nur yüzlü dedeler, nineler, özverili babalar, merhamet abidesi anneler, arkadaşlar, oyun dışında kalmasın diye koltuk değneğiyle oyuna dahil edilen bir çocuk, kanadı kırık bir kuş, gözü çapaklı bir kedi, liste uzayıp gidiyor. Ortak bir noktaları var. İyilik.”

Bize iyi gelen, içimizi ısıtan, “bunda kendimi buldum” dediğimiz; kimi zaman bir şarkı oluyor, kimi zaman bir kitap, bazen de bir resim. Çoğu şeye öylesine bakıp geçtiğimiz sosyal medya aleminde denk geldiğiniz Halime Nur Sevim’in çizimleriyse öyle hemen bakıp geçemiyor insan. Her detayını uzun uzun incelemek istediğimiz, bizi biz yapan değerlerin yaşatıldığı o çizimlere bakınca kelimenin tam anlamıyla insan gerçekten ‘iyi’ hissediyor. Halime Nur Hanım iyi hissettiren çizimlerini bir de İstanbul’la harmanlayınca ortaya tam bir görsel şölen çıkmış desek yeridir. Onun karakterlerini şehir hatları vapurunda çay içerken, bir antikacıda plak alırken, bir martının bacağına tutunup uçarken ya da bir kediyle uyurken görebilirsiniz. Birbirinden güzel fotoğraflarla çizimlerini buluşturan İllüstratör Halime Nur Sevim çizimlerinin ortak noktasının ‘iyilik’ olduğunu belirterek, “Rahmetli Sezai Karakoç’un dediği gibi ‘kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz’ acizane bunu yapmaya gayret ediyorum” diyor. İşte o birbirinden güzel çizimler ve keyifli röportajımız sizlerle.

 

Sizi tanımakla başlayalım, Halime Nur Sevim kimdir?

1993 yılında Beyoğlu’nda doğdum. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldum. Edebiyata ilgim var. Okumayı severim. Lâkin çizmeyi daha çok seviyorum. Kendimi bildim bileli bir şeyler çiziyorum. Bu zamanla artık hayatımın bir parçası oldu. Hem hobim hem profesyonel işim ve bu durumdan pek memnunum.

 

Meslek seçimi olarak illüstratörlüğü seçmenizin nedeni nedir?

Buna belirli bir zaman diliminde karar vermedim. Doğal olarak hayatımın bir parçası oldu. Evvelinde hobi olarak yaptığım çalışmalar zamanla meslek hâline geldi. Bununla birlikte çalışmalarımı sadece iş olsun diye yapmıyorum. Günün belirli bir bölümünü kitap illüstrasyonu gibi profesyonel işlerime bir bölümünü de tamamen kendi ilgi alanlarıma ayırıyorum. Çizimlerimi konusuyla örtüşen resim alt yazılarıyla sosyal medya mecralarında eskiden beri paylaşırım. Zaman zaman dergilere kapak illüstrasyonu ve konu çizimi de yapmaya başlamıştım. İlk olarak çocuk edebiyatı üzerine de pek çok yayını bulunan Bestami Yazgan’ın “Alfabenin Öyküsü” isimli kitabının resimleştirilmesi teklifini aldım ve çizimlerini yaptım. Çocuk kitabı resimleme serüvenim bu işle başladı. Daha sonra yine çocuk edebiyatına dair bazıları da seri olmak üzere 20’nin üzerinde resimlendirdiğim kitap var. Dergi çizimleriyle birlikte kitap illüstrasyon çalışmalarım devam ediyor.

 

Sosyal medya hesabınız çok keyifli bir hesap. Nasıl ortaya çıktı?

Sosyal medya hesaplarım için profesyonel bir destek almıyorum. Yaptığım çalışmaları zaman zaman paylaşıyorum. Bu çalışmalarımın içerisine güzel İstanbul’umuzun sokaklarını, caddelerini, insanlarını, çiçeklerini, böceklerini, çeşmelerini, camilerini, yaşlılarını, gençlerini, kısacası hayatın bütün renklerini dahil etmeye çalışıyorum. Zannediyorum insanlar bu paylaşımlarda kendilerine ait birtakım izler buluyor…

 

Çizimlerinizi fotoğraflarla harmanlama fikrinden sonra birçok fotoğrafçı çektiği fotoğrafları kullanmanız konusunda hoşnutluğunu ve memnuniyetini dile getirdi. Hem fotoğrafçılardan hem de sanatseverlerden nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Her sanatçı gibi fotoğrafçı da fotoğrafının/sanatının   bir sanatçıya ilham vererek ortaya daha farklı bir sanat eserinin  çıkmasından memnuniyet duyar, duyuyor… Fotoğraf bu yeni yolculukla birlikte daha geniş kitlelere, farklı iklimlere doğru yol alıyor. Bu harmanlama resim, illüstrasyon, tasarım severlerin, fotoğraf sanatına ilgilerini artırarak yeni keşiflere doğru kapı aralamasına vesile oluyor..

Kağıdın ve sulu boyanın yeri bende başkadır

Pandeminin etkisiyle hayatın tüm alanları neredeyse dijitalleşti, sizin için bu dijitalleşme süreci nasıl geçti, neler ürettiniz, neler düşündünüz?

Pandeminin o sıkıcı, bunaltıcı günlerinde malûm günlerce evlerde sıkışıp kaldık. Çizim yapıp duruyordum. Kendi kendime dedim ki; “Madem sen evden çıkamıyor ve istediğin yerlere gidemiyorsun o zaman resimlerin gitsin, dolaşsın.” Öyle de yaptım. Malum İstanbul adeta cennetten bir köşe. Özellikle tarihi alanlarda hangi noktayı kadraja alsanız benzersiz görüntüler ortaya çıkıyor. Bu fotoğraflar çizimlerle buluşunca ortaya bambaşka bir şey çıkıyor. Şehir güzel ve bereketli olunca bizim de fazla zahmet çekmemize gerek kalmıyor. Bu dönemde fotoğraf üzerine illüstrasyon çalışmalarım yoğunluk kazandı. Çalışmalarımdaki fotoğrafların hepsi bana ait değil. Çok güzel fotoğraf çeken arkadaşlar var. Onlardan müsaade isteyerek, isimlerini belirterek illüstrasyon çalışmamı tamamlıyorum…Önceleri tamamen kâğıt üzerinde çalışıyordum. Son zamanlarda kitap çalışmalarında resimler dijitalleşmeye başlayınca haliyle dijital çizim yapmaya da başladım. Elbette kâğıdın, suluboyanın yeri bende her zaman başkadır. Fırsat buldukça kâğıt üzerinde çalışmalarıma devam ediyorum.

Sanatın yorumu görecelidir

Çizimlerinizde geleneksel unsurlar ön planda. Gelenekselliğin sosyal medya dünyasında nasıl bir karşılığı var, siz nasıl görüyorsunuz, özellikle tercih ettiğiniz bir unsur mu?

Geleneksellik çok geniş bir kavram. İnançlarına atıfta bulunmak, tarihe kayıtsız kalmamak, bize ait motifleri, yerli desenleri ön plana çıkarmak geleneksellik ise evet, bunu yapıyorum. İnsanların, yetişme tarzları, düşünce tarzları farklı farklı. Herkesi memnun edemeyiz. Elbette her ürünün, çalışmanın bir mecrası hitap ettiği kitlesi vardır. Genel olarak olumlu tepkiler alıyorum… Sanatın mecrası, malzemesi, yolu, yordamı, yorumu görecelidir. Dijitalleşme ile birlikte daha zengin malzeme ve olanaklarla daha geniş kitlelere ulaşabilme imkânı da doğuyor. Burada önemli olan ne yaptığınızdır. Toplumun her kesimini çemberin içerisine almaya çalışıyorum.

 

İnsanlara iyi hissettirmek, iyiliği yaymak noktasında bir misyonunuz olduğunu düşünüyor musunuz, düşünüyorsanız bu misyonu nasıl tanımlarsınız?

Çalışmalarımla hayatın olumlu yönlerine atıf yaparım. Çizimlerim daha ziyade çocuklara yönelik olsa da aslında toplumun her kesimini çemberin içerisine almaya çalışıyorum. Nur yüzlü dedeler, nineler, özverili babalar, merhamet abidesi anneler, arkadaşlar, oyun dışında kalmasın diye koltuk değneğiyle oyuna dahil edilen bir çocuk, kanadı kırık bir kuş, gözü çapaklı bir kedi, liste uzayıp gidiyor. Ortak bir noktaları var. İyilik. rahmetli Sezai Karakoç’un dediği gibi “kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz” Acizane bunu yapmaya gayret ediyorum.

 

Gelenek deyince birlik beraberlik örf adet gibi konular ön plana çıkıyor. Çizimlerinizde bu gibi duygulardan besleniyor musunuz?

Hayatın içinde olan, bize özgü, bizi ilgilendiren, ruh dünyamızda, gönül coğrafyamızda karşılığı olan her şey bizim de ilgi alanımızdadır. Bu Ramazan olur, bayram olur, piknik, oyun ve eğlence olur. İnsan iki kanatlı kuş misali, maddi ve manevi yönleri olan bir varlık. Kanatlardan biri ihmal edildiği takdirde uçamaz, mesafe kat edemez. Maddi/fiziki olanın yanında ruhi/metafizik alanında ihmal edilmemesi gerekir diye düşünüyorum.

İlhama her daim kapımız açık

Sulu boya ve dijital çizimlerinizle çocuk kitaplarını da süslüyorsunuz aynı zamanda. Çalışma mutfağınızda neler var ilerleyen süreçlerde?

Kitap, dergi illüstrasyon çalışmaları belirli bir program çerçevesinde devam ediyor. Fırsat buldukça işten bağımsız fotoğraf üzerine illüstrasyon çalışmalarımı yapıyorum. Bazen kitap çalışması yoğunluğundan başka hiçbir şey yapmaya fırsatımız olmuyor. Ama ilerleyen zamanlarda çalışmalarımdan oluşan bir sergi yapmak niyetindeyim… Bununla birlikte ilhama her daim kapımız açık. Buyursun gelsin. Başımızın üstünde yeri var.

Önceki Yazı

Edebiyatla her şey dengeleniyor

Sonraki Yazı

İşimiz yazılanı oynamak ve yaşamak

Son Yazılar

Sessizlik olarak görünen şey

Friedrich Nietzsche, “Bir sanatçının işi konuşmaya başladığı zaman kendisi susmalıdır.” der. Bunun ülkemizde en seçkin örneği