Çocuk edebiyatının kanonu var mı? II

5 dakikada okunur

Bu yazı dizisinin ilkinde, nicelik bakımından devamlı büyüyen bir ivmeye sahip çocuk yazınının, aynı büyümeyi niteliksel olarak gösterip gösteremediğini sorgulamış ve buna sebep olan birkaç olgudan söz etmiştim. Bunlar değişebilir, arttırılabilir, kabul edilebilir yahut reddedilebilir sebepler. Sanattaki diğer her şey gibi. Zaten bu gibi tartışmalar zaman zaman yapılır, hatta bazen unutulur da. Vasatın hakim olduğu bir dönemde, özgün bir şeyin olup olmadığının tartışılması, sorgulanması; yeninin ve farklı olanın arzu edilmesinden daha doğal bir şey yok neticede. Aynı şey, vasatın hakimiyetini yitirdiği dönemler için de geçerli. O zaman da marjinallik, mantıksızlık, tutarsızlık, anlamdan yoksunluk ya da bir türlü anlaşılamayan yenilik tartışılabilirdi. Yine de tüm bunlar, hiçbir şeyin sorgulanmamasından, var olanın bütünüyle kabulü yahut reddinden daha iyi değil mi?

Edebiyatın diğer şubelerini terazinin bir kefesine, sanatsal sorumluluk ve estetik zevk bakımından yetişkin edebiyatından hiçbir farklı yanı olmayan çocuk yazınını diğer kefesine koyduğumuzda gördüğümüz şey, bütün kanonik tartışmaların, soruların ve kavgaların uzağında bir el değmemişlik. Çocuk yazını, edebiyat pastasından bir dilimken var olan sanatsal sorgulamaları sırtlanmak, hatta bunları çoğaltmak yerine; bunlar hiç yokmuş gibi kendinden emin üretimini sürdürüyor.

Neden yazıyoruz? Ne için? Çocukların bizden herhangi bir talebi olmadığı halde onlara söyleyecek neyimiz var? Zihni tanımlarla, klişelerle örülü, kavramsallıkla bütün, hayal gücü körelmeye yüz tutmuş bir yetişkinin bilgiçliğine sahiden ihtiyaç var mı? Hem niçin çocuklar? Neden yetişkinler için değil de onlar için yazıyoruz? Bu basit ve temel sorular üzerinde bir kez bile durmaya ihtiyaç duymamış, yazdıklarından ve kendinden tek bir an bile şüphe etmemiş olanın özgün ve nitelikli bir şey üretebileceğine dair bir inanç taşımıyorum. Kaldı ki bunların tartışılıp tabana yayılacağı paneller, konferanslar, akademiler de yok. Ciddi bir edebiyat dergisinin varlığından da söz edemiyoruz ne yazık ki. Mevcut çocuk dergileri, bilindik belli isimleri vitrine çıkaran, onların metinleriyle dergilerini ilgili aya hazırlayıp duran göstergeler yalnızca. O halde bir soru daha: Dergiler yeni isimler ortaya çıkaran, yayımlanmış eserler hakkında ciddi eleştirilere yer veren bir atardamar olmayacaksa varlığının manası nedir?

Türkiye’de hem akademik alanda hem de edebiyattaki çözülme, vasatın yayılımını her geçen gün güçlendiriyor. “Anadolu yarımadasının son bin yıl içinde düşünsel damar ortaya koyduğunu söyleyebilir miyiz?” diye soruyordu Enis Batur söyleşisinde. Aynı soruyu, çocuk yazınının yakın tarihine yönelttiğimizde de elimizde güçlü isimler kalmıyor ne yazık ki. Yapılmışın üzerine yeni ve özgün olanı, fantastiğin daha fantastiğini, postmodernizmin daha yeni ve farklı versiyonunu yapamıyor; geçmiş edebiyatçıların getirdiği çıtayı daha üstlere taşıyamıyorsak bunları tekrar edip durmanın ne anlamı var? 

Popülaritenin ve para hırsının gölgesinde birbiri ardınca çıkan yapıtları bir saniyeliğine durdurup bu sorulara, hep birlikte cevap arayabilir miyiz? Lütfen.

Önceki Yazı

Sezen şarkılarıyla uzaklara gittik

Sonraki Yazı

Paragraf meseli

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham