Coğrafyanın Kaderliği

5 dakikada okunur

Her toplum kendi doğal akışı içinde yaşar ve yaşamalıdır da. Söz konusu doğal akış içinde toplum kendi kendine şekillenir. Bir toplumun sosyal hayatında önemli dinamiklerin başında dilin, dolayısıyla edebiyat ve sanatın geldiği bilinen bir gerçektir. Edebiyat ve sanat, çok uzun denilebilecek bir sürece ihtiyaç duyduğu için, oluşturacağı iklimin etkisi de doğal olarak hemen ortaya çıkmayacaktır. İktidar, sermaye, parti, örgüt veya cemaat gibi güçler tarafından toplumun doğal gidişatına yapılan/yapılacak (kaba kuvvet içeren) her müdahale yapay ve temelsiz olmaya mahkûmdur. Böylesi bir müdahale, ilk yıllarda yapanlar tarafından başarılı görünse de toplumun geniş kesimleri tarafından asla benimsenmeyeceğinden gidişat diktatörlüğe dönüşecektir.
Durkheim’e göre toplum, “Kendine has nitelikleri olan, özgül bir gerçekliği temsil eder.” İşte bu gerçeklik olgusunu dışarıdan çeşitli zorlama ve manipülasyonlarla değiştirmeye, başka bir hale dönüştürmeye kalkışmak, toplumun özgül ağırlığında düzeltilemez hasarlar açılmasına neden olacaktır.
Ben 1960 darbesinde bir bebekken, bu yaşıma kadar ortalama her on yılda bir muhtıra ve darbelere tanık bir halde yaşadım ve yaşıyorum. Toplumu kendi olağan ve doğal sürecinde yaşamasına tahammül edemeyen çeşitli güçlü odaklar yüzünden ne çocukluğumu ne gençliğimi ne de orta yaşlılığımı huzur içinde yaşadım. Toplumun kılcal damarlarında yaşayan bir öğretmen ve bir şair olarak huzur içinde olmadım / olamadım hiç. İbn Haldun’a atfedilen “Coğrafya kaderdir” sözü sanki tam da bizim kuşak için söylenmiş bir söz.
Şair ve yazara, yaşadığı coğrafyanın acılarını, sevinçlerini ve hüzünlerini dile getirmek gibi ağır ama kutlu bir görev yüklendiği içindir ki böylesi bir coğrafi kaderliğin hep merkezinde yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.
En son 15 Temmuz 2016’da ABD ve taşeronları tarafından düzenlenen darbede tek bir şeyi hesap edemediler: Halkın, darbeye karşı direnmesini! Daha önceki darbelerde, bırakın insanların sokaklara çıkmasını, evinin önüne veya balkona bile çıkamadıkları bir gerçektir.
Bu darbe girişiminden bu yana geçen beş yıl içinde, bir çok konunun hâlâ aydınlanamaması, gerçek faillerin çoğunun yurtdışına kaçması, haksız mağduriyetler yaşanması ve söz konusu örgütten boşalan yerlerin başka cemaat ve tarikatlarca dolması gibi olguların dikkatlerden kaçmadığı da bir gerçektir.
Doğduğu ve yaşadığı coğrafyanın kaderini iliklerine dek hisseden ve hayatın gerçek anlamının farkına vararak yaşayan ve üreten duyarlı her şair ve yazarın, yaşadığı coğrafyanın özellikle de sanat ve edebiyat iklimine yapacağı her katkının, bu ülke insanını hayata karşı her zaman diri ve umutlu kılacağına yürekten inanıyorum.
15 Temmuz ve benzeri gibi her türlü girişimin hiçbir zaman ve mekânda başarılı olmaması şeklindeki dileklerimi tekrarlıyorum.

Önceki Yazı

Geleceğin Radyocuları Mezun Oldu

Sonraki Yazı

Perdenin Ardı

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.