Denizle iç içe bir hayatımız var

17 dakikada okunur

“Deniz ve Ötesi” isimli kişisel sergisiyle İstanbullu sanatseverlerle buluşan İtalyan ressam Lorenzo Mariotti, “Kendimi bildim bileli çizim yapıyorum. Çok küçükken evin duvarlarına çizerdim. Duvarlarda hep tekneler, gemiler vardı. Deniz hayatımın tamamını kaplıyor diyebilirim. Ailem sayesinde hep denizle iç içeyiz. Bu da çalışmalarıma yansıyor. Resim yapmak karşı konulamaz bir arzu. Her gün resim yapıyorum, eğer yapmazsam hayal kırıklığı yaşıyorum.” şeklinde konuşuyor.

İtalyan ressam Lorenzo Mariotti’nin “Deniz ve Ötesi” isimli kişisel sergisi, Rahmi M. Koç Müzesi’nde ziyaretçilerini bekliyor. Denizcilik konusundaki uzmanlığını tablolara yansıtan Mariotti’nin eserleri denize ait her şeyi günlük yaşamdan enstantaneler ile sunarak, sanatseverleri farklı bir bakış açısı yakalamaya davet ediyor. Mimariden manzaraya, natürmorttan portreye kadar geniş yelpazede üretim yapan sanatçı, 33 yağlı boya eserden oluşan sergi ile deniz tutkunlarını farklı deneyimlere ortak ediyor. Denizcilik konusundaki uzmanlığını İtalyan Deniz Kuvvetleri’ne ait efsanevi eğitim gemisi Amerigo Vespucci’de bölüm başkanı olarak görev yaptığı yıllarda edinen Mariotti’nin eserlerinde tarihi fırkateynler, gemilerin yanı sıra bir tayfanın ellerine doladığı halattan açıktaki savaş gemisine bir kayıktan meraklı gözlerle bakan çocuklara kadar denize dair her şey yer buluyor. Mariotti’nin incelikle işlediği tablolara, İtalya’nın tarihi bölgelerindeki heykel ve yapılara denizi simgeleyen objelerin kattığı güzellik de günlük hayattan enstantaneler ile yansıyor. Denize olan büyük tutkusunu çalışmalarına yansıtan Lorenzo Mariotti, hem sergiye hem de çalışmalarına dair sorularımızı yanıtladı.

Resim yapmadığım bir günüm yok
Öncelikle sizi kısaca bir tanımak isteriz?
1972 yılında Roma’da doğdum. Klasik Antik Çağ eğitimimin ardından inşaat mühendisliği alanında doktora yaptım. Roma’daki La Sapienza Üniversitesi’nde teknik mimarlık alanında profesör oldum. 2002 yılından bu yana moleküler biyolog olan Alessandra ile evliyim. Deniz ve Ötesi sergisinin afişinde tasvir ettiğim bir kız ve bir erkek, Giulia ve Matteo, çocuğumuz var.
İtalyan Deniz Kuvvetleri’ne ait Amerigo Vespucci’de bölüm başkanı olarak görev yaptığınızı okudum. Tarihi bir öneme sahip gemide görev yapmak çok kıymetli olmalı?
Kesinlikle, benim için çok kıymetli zamanlardı. Kısa bir süre deniz yardımcı subayı olarak görev yaptım. Ardından efsanevi eğitim gemisi Amerigo Vespucci’de bölüm başkanı olarak görev yapma şansını elde ettim. İlk zamanlarımı Leghorn’daki Deniz Harp Okulu’nda (Livorno) ve Palazzo Marina’da (Roma’daki Deniz Kuvvetleri’nin karargâhı) geçirdim. Bu üç birim de İtalyan Donanması’nın temel ve simge hizmet yerlerini oluşturur.
Deniz hayatınızda önemli bir yere sahip sanırım… Ne ifade ediyor size?
Deniz hayatımın tamamını kaplıyor diyebilirim. Aileme de teşekkür ediyorum. Eşim Alessandra ve çocuklarım sayesinde hep denizle iç içeyiz. Latinler “Navigare necesse est, vive non est necesse” (Yelken açmak gerekli, yaşamak değil) demiş. Bu sözünün ne demek olduğunu anlıyoruz yaşadıkça.
Peki resim ile yolunuz ne zaman, nerede kesişti?
Resme her zaman büyük ilgi duydum. Kendimi bildim bileli çizim yapıyorum. Çok küçükken evin duvarlarına çizerdim. Tabii ki bu ailemin pek hoşuna gitmezdi. Duvarlarda hep tekneler, gemiler vardı. Babamın resme olan büyük tutkusu beni çok etkiledi. Onun sayesinde imgeler, paletler şekillendi. Asıl dönüm noktası ise annemin beni, Roma’daki San Luca Akademisi’nin onursal üyesi olan Maria Luisa Iannetti ile tanıştırmasıydı. Onun yeteneği ve tutkusundan çok etkilendim.
Resim yapmak size ne hissettiriyor? Neler resmetmeyi seviyorsunuz?
Resim yapmak karşı konulamaz bir arzu. Her gün resim yapıyorum, eğer yapmazsam rahatsızlık duyuyorum ve hayal kırıklığı yaşıyorum. En keyif aldığım şeyden uzak kalmanın hüsranı kaplıyor içimi. Mimariden manzaraya, natürmorttan portreye kadar geniş bir yelpazede üretim yapıyorum ancak ister gemi olsun ister mimari, esas olan insanın mahareti…
İşim çalışmalarıma ilham veriyor
Nelerden ilham alırsınız?
Resim yapma tutkusu beni bir mühendis olarak profesyonel çalışma programımda sıklıkla rastladığım konuların peşinden gitmeye itiyor. Bazen en büyük ilham boş bir tuvalden gelmese dahi önemli bir müşteriden gelen sipariş bile olabilir.
Çalışmalarınızda bir mesaj verme kaygısı olur mu?
Bir esere başlamadan önce genellikle mesaj kaygısı taşımıyorum. Bitmiş bir işe bakarken ve insanların yorumlarını dinlerken bile kendimi genellikle resmin gerçekliğiyle iletilen mesajların hoş bir rahatlamasını hissediyorum.
Çalışmalarını beğendiğiniz ilgili takip ettiğiniz ressamlar var mıdır?
Elbette… 20’nci yüzyılın başlarından İtalyan ve Amerikan isimlerin resimleri başta geliyor. Yabancı denizcilik şirketleri için resim yapan meslektaşlarımı da ilgiyle takip ediyorum.
Deniz ve Ötesi serginizden bahsedelim istiyorum. İlk kez Türkiye’de bir serginiz açıldı. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?
Sergi fikri, Rahmi M. Koç Müzeleri’nin uluslararası basın danışmanı sevgili Bruno Cianci’den geldi. Müzenin denizcilik koleksiyonunda, İngiliz HMS Hood’un Amiral Teknesi ‘Maid of Honour’ çok önemli ve benzersiz bir yere sahip. Maid of Honour sayesinde de sayın Rahmi M. Koç ve bu eşsiz müzeyle tanıştım. Müzede sergilenen Maid of Honour’ın bir tablosunu yapmış ve sayın Koç’a armağan etmiştim. Sayın Koç’un burada bir sergi açmam konusundaki daveti de beni çok heyecanlandırmıştı. Pandemi nedeniyle iki yıl ertelemek zorunda kaldık ama nihayet bir aradayız. Denizcilik konusunda bu denli zengin bir koleksiyonu barındıran Rahmi M. Koç Müzesi’nde denize ve resme tutkun bir olarak eserlerimin sergilenmesinden büyük mutluluk duyuyorum. Bu tür girişimler, genel olarak kültür ve güzellik adına sinerjik bir çaba içinde halklar, kurumlar, ülkeler arasındaki temasları, iş birliklerini ve dostlukları teşvik edip geliştiriyor.
Sergideki eserler burası için özel olarak mı hazırlandı?
Sergide, hepsi yağlıboya 33 eserim yer alıyor. Maid of Honour’ın dışında bu sergiye özel hazırladığım tablolardan biri de İstanbul Boğazı’na ait. Bu eserimde Boğaz’daki günlük yaşamdan anları büyüleyici bir ışıkta resmettim.
Rahmi M. Koç için yaptığınız özel bir çalışma da yer alıyor eserler arasında…
Yukarıda da dediğim gibi Maid of Honour sayesinde sayın Rahmi M. Koç ve bu eşsiz müzeyle tanıştım. Bu amiral tekneyi görünce tablolarımdan biri olmasına karar verdim ve eseri bitirdikten sonra Koç’a armağan ettim. Sergiyle birlikte hem objenin kendisi hem de eserim aynı anda müzede yer almış oldu.

İstanbul’a bir kez daha hayran kaldım

Tablolarınıza isimler verir misiniz? Her eserin sizde bir hikâyesi var mıdır?
Kesinlikle evet. Her eserim bir dönemi, bir insanı, bir yeri yansıtır ve bana da her zaman hatırlatır. Bütün işlerimde, büyük İtalyan ressamı Eduardo de Martino’nun yaptığı gibi hepsinden bir parça, bazen de bir tutam ironi var.
Sanatseverleri sergide nasıl bir deneyim bekliyor?
Her şeyden önce insan yaratıcılığındaki mükemmelliği görecekler. Bunun yanında, sanatçıların sade, filtrelerden uzak eserleriyle bile zamana nasıl ayak uydurabileceklerini, gerçekliklerini nasıl şiirselleştirdiklerini keşfetmenin sürprizini yaşayacaklar diye düşünüyorum.
Açıktaki savaş gemisine bir kayıktan meraklı gözlerle bakan çocukların olduğu eser beni çok etkiledi… Çocuk ve savaş gemisi aslında ne kadar birbirinden uzak kavramlar. Bu eseri hangi düşüncelerle yapmıştınız?
Rus ressam Alexander Deineka’nın benzer bir eseri var. Bu eserde, iki çocuk bir deniz uçağının kalkışını izliyor. İsmi de “Geleceğin havacıları”ydı. Benim bu mütevazı eserimde de üç temel şey var. Çocuklarım, deniz ve uçak gemisi Cavour’un fırlatışını yaptığı Aletto. Aletto ismi, iki kardeşin isimlerinden türetilmiş: Al-berto + Etto-re.
İstanbul’a sanırım bu ikinci gelişinizdi… Ne düşünüyorsunuz bu şehir hakkında?
İstanbul olağanüstü bir şehir. 1998 yılında bu şehre Amerigo Vespucci’de görev yaparken gelmiştim ve büyülenmiştim. Hem bir kapı hem bir geçiş yolu. Birçok kültüre ev sahipliği yapmış bir şehir. İkinci gelişimde de bir kez daha hayran kaldım.
Şu an neler yapıyorsunuz? Yeni çalışmalarınız var mı?
Şu anda İtalyan Donanması’nın iki birimi, uçak gemisi Cavour ve Francesco Morosini için 16 büyük iş üzerinde çalışıyorum. Eylül ayına kadar tamamlamayı planlıyorum. Ardından özel müşterilerden gelen taleplere yoğunlaşacağım. Yeni sergiler için de bir şeyler şekilleniyor ancak henüz konuşmak için erken.

Denizin ötesine taşan bir sergi oldu
Mine Sofuoğlu (Rahmi M. Koç Müzesi Genel Müdürü)

Rahmi M. Koç Müzeleri olarak 28 yıldır kültür, eğitim ve eğlencenin adresi olmayı sürdürüyoruz. Dönemsel sergiler, koleksiyonumuza eklenen yeni objeler ile yeni ve benzersiz keşifler yapmak isteyenlere ev sahipliği yapıyoruz. Çok geniş bir denizcilik koleksiyonuna sahibiz. Müzemizin ana bölümlerinden Hasköy Tersanesi’nde sergilenen gerçek boyutta tekne ve yatlar, sandallar, gemi donatım objeleri, gemi makinelerinden oluşan değerli bir koleksiyon yer alıyor. Dünyayı dolaşmış iki yelkenliye, Fenerbahçe Vapuru’ndan Uluçalireis Denizaltısı’na, Gonca ve Ysolt gibi birbirinden kıymetli buharlı teknelere, sayın Lorenzo Mariotti’nin de tabloya yansıttığı ve HMS Hood’un Amiral Teknesi ‘Maid of Honour’a kadar uzanan çok mühim bir mirasa ev sahipliği yapıyoruz. Mustafa V. Koç Binamızda sergilenen seçkin gemi modelleri ise denizcilik koleksiyonumuzun bir diğer önemli parçasını oluşturuyor. Üç yanı denizlerle çevrili ülkemizde denizciliğin gelişmesi için, bir müze olarak, üzerimize düşen vazifeyi layıkıyla yerine getirmeye çalışıyoruz. Bu çerçevede sayın Lorenzo Mariotti’nin denizin ötesine taşan, günlük yaşamdan enstantaneleri de ustalıkla yansıttığı eserleri sanatseverlere farklı bir bakış açısı sunuyor. Türkiye’deki ilk sergisine Rahmi M. Koç Müzeleri olarak ev sahipliği yapmış olmaktan da son derece mutluyuz.

Önceki Yazı

Neyzen Tevfik ya da “Canına kıymazsan seyahât etme”

Sonraki Yazı

Tiyatro asla ölmez!

Son Yazılar

Tiyatro asla ölmez!

Deneyimli tiyatro oyuncusu Kerem Atabeyoğlu, teknolojinin gelişmesiyle tiyatroların öldüğü şeklinde yapılan yorumlar için net konuştu. Tiyatroya