Dijital platformlarda kılıçlar çekildi

23 dakikada okunur

Dijital platformlar yılın ortasına yaklaştığımız bu dönemde önemli projelerini bir bir ortaya çıkarmaya başladı. Sektörün lokomotif oyuncusu Netflix’in yeni projelerine baktığımızda;  hem genel kitle hedefinden uzaklaşmak istemiyor hem de nitelikli örnekler arayan izleyicilerini elinde tutmak istediğini görebiliyoruz. Cannes Film Festivali’nde ödül alan filmleri kütüphanesine eklerken, izle ve unut diye özetleyeceğimiz dizi ve filmlere de devam ettiğini görüyoruz. Disney Plus ise popüler işlerin yarattığı konfor alanına sığınacağa benziyor. Nitelikli olmayan, genel kitleye yönelik, televizyon izleyicisini hedefleyen “Özür Dilerim” gibi yapımlarla abone sayısını arttırmaya çalıştığını görüyoruz. Oysa dijital izleyici kitlesi daha özgün örnekler görmek istiyor. BluTV bu dönemde “Bozkır” ve “Doğu” dizilerinin yeni sezonlarıyla fark yaratmaya çalışırken, “Bozkır”ın yeni sezonu ilk sezonun yaptığı etkiden uzak bir seyir takip etti. İlk sezonu yayınlandığında dijital platform izleyicisi böyle özgün yerel projelere muhtaç haldeydi, oysa şimdi oldukça çeşitlenen yerli yapımlarla bu merakın biraz törpülendiğini söyleyebiliriz. Amazon Prime, oldukça makul ücretiyle alternatif olabiliyordu ama artık ucuz değil, rakipleriyle aynı ücret politikasını uygulama yoluna gitti. Bu da abonelerinde bir düşüş yaratacağa benziyor. Zira rakipleri kadar zengin bir kütüphaneye sahip değil. Gain ise el değiştirdiği bu dönemde nasıl bir yol izleyeceği merak konusu. Yeni uluslararası ortaklıklarla büyüme yoluna mı gidecek yoksa hedef kitlesini mi değiştirecek göreceğiz. Mubi ise “Leyla’nın Kardeşleri”ni ilk defa yayınlayarak oldukça büyük bir etki yaptı geçen ay. Önümüzdeki dönemde festival izleyicisi kitlesine seslenen yaklaşımını nitelikli örneklerle genişletebilecek mi göreceğiz. Mubi, Netflix’in kütüphanesinden memnun olmayan seçkin örnekler görmek isteyenlere seslenen bir çizgi takip ediyor. Bu yaklaşım için örneklerini çoğaltarak oradaki kitle için daha cazip bir alternatif yaratması gerekiyor. Tek filmlik çıkışların yeterli olmayacağı düşüncesindeyim. 

Netflix, İstanbul Film Festivali’nde

Nisan ayının sinema namına en önemli etkinliği kuşkusuz İstanbul Film Festivali’nin varlığı. Bu yıl 7-18 Nisan arasında yapılan festivalde 12 günde, 14 bölümde, 84 ülkeden 160 yönetmenin filmleri gösterildi. Bu sene ulusal yarışma namına da önemli bir yenilik yaşandı. Ulusal yarışmada yarışan filmlerden biri dijital platform için yapılmış olan “Boğa Boğa” filmiydi. Böylece sinemada vizyona girmeyecek bir film ilk defa yarışma kapsamına alınmış oldu. Basın toplantısında festival direktörü Kerem Ayan; “Venedik Jane Campion’ın Netflix filmini alıyorsa biz de Onur Saylak’ı alırız” diyerek bu yeniliğin gerekçesini sunmuş oldu. Netflix ve öteki dijital platformların yapımcılığında yapılan filmlerin festivallerde gösterilme süreçleri oldukça tartışmalı bir zeminde devam ediyor. Bu konuda sert kurallar koyan Cannes Film Festivali duruşunu değiştirmezken Venedik Film Festivali son yıllarda adeta Netflix filmlerini resmi geçit törenine dönmüş halde. Anlaşılan o ki İstanbul Film Festivali festival-dijital platform gerginliğinde Cannes Film Festivali yaklaşımını değil Venedik Film Festivali yaklaşımını benimsiyor.

 Gain-BBC ortaklığı

Yerli dijital platform Gain’in BBC Studios ile yaptığı anlaşmanın sonucu olarak BBC First dizilerini yayınlıyor olması, nitelikli ve özgün dizi örneklerinin bu platformda izleyiciyle buluşmasını sağlıyor.  Altın Küre, Primetime Emmy ve BAFTA gibi ödül almış örnekler Gain’de izleyicileri bekliyor. Sean Bean ve Stephen Graham’ın başrollerinde yer aldığı BAFTA ödüllü Time, Richard Gere’li mini dizi “Mother Father Son”, Victor Hugo’nun “Sefiller”, Nancy Mitford’un roman uyarlaması “The Pursuit of Love”, Yeni Zelanda’da geçen “Top of the Lake” ve  1930’larda geçen “The Durrells” isimli dizler bu ortaklığın vesilesiyle Gain’de izlenebilen örneklerden. 

Herkesin konuştuğu o film

Saeed Roustayi üçüncü uzun metraj filmi olan “Leyla’nın Kardeşleri”nde kamerasını yoksulluğun ve sınıfsal problemlerin üstünde tutmayı sürdürüyor. “Leyla’nın Kardeşleri”, dört erkek kardeşiyle birlikte otuzlarını bitirmiş olarak evlenmeden ailesinin yükünü hem ekonomik hem de psikolojik olarak sırtlayan Leyla’nın aileyi ayakta tutma ve yoksulluktan kurtarma mücadelesi ekseninde ilerliyor. Ne var ki yoksulluğun derin çukurunda debelenmeye alışmış bu aile bireylerinin geleneksel baskılanmışlığın pençesinden kurtulmaları hiç de kolay olmaz. Üstelik ülkenin bütünü de tıpkı bu aile gibi giderek daha fazla dibe batar halde yoksullaşıp devalüasyona uğruyorken tünelin ucu görünmüyordur.  Bu karamsar ama bir o kadar da gerçekçi tablo yüzünden filmin İran’daki gösterimi yasaklandı. İlk gösterimini yaptığı Cannes Film Festivali’nde ise FIPRESCI Ödülü’nü almıştı.

“Özür Dilerim” renkli bir seyir

Dijital platformlar yaklaşım olarak genel izleyici kitlesine odaklı bir seyir takip ediyorlar. Bu çerçevede özgün yerli yapımlarında da romantik komedi türünde çok sayıda üretim yapılacağa benziyor. Bunların en yenisi ise “Özür Dilerim” oldu. İbrahim Büyükak, Oğuzhan Koç ve Gizem Karaca’nın oyuncu kadrosunda yer aldığı yapım, oyuncuların tanınmışlığına yaslanan renkli bir seyirlik vaat ediyor. Deniz fenerinde bekçilik yapan Erkin, otuzlu yaşlarının ortasında, yapayalnız bir adamdır. Kredi borçlarının altında ezilen Erkin, bir gün dedesinin ölüm haberini alır. Hemen huzurevinde kalan dedesinin yanına giden Erkin’i büyük bir sürpriz beklemektedir. Dedesi Erkin’den, yıllar önce kalbini kırdığı kardeşi Koray ve eski nişanlısı Merve’den özür dilemesini istemektedir. Kredi borçlarından kurtulabilmek için dedesinin isteğini gerçekleştirmekten zorunda kalan Erkin, bu süreçte kendisini büyük bir maceranın içinde bulur.

 

 

 

DİJİTAL PLATFORMLARDA NE VAR NE YOK?

Mubi

  • Sınır 

 “Kutsal Örümcek” ile büyük ilgi gören Ali Abbasi, 2018 yapımı filmi “Sınır”da; çevresinden farklı görünen sınır memuru Tina’nın güçlü hisleriyle kaçakçıları yakalamasıyla edindiği şöhretin yanında tuhaf görüntüsüyle iticiliğinin gerginliğini yansıtıyor. Bir gün sınırda kendisi gibi olan Vore’yi gören Tina’nın kendisini mıknatıs gibi çekildiğini hisseder. Ali Abbasi İskandinav masallarından hareketle oldukça orijinal bir hikâyeyle unutulmaz bir anlatım sunuyor. 


  • Kara Büyü

Güney Kore’de herkesin tanıdık olduğu küçük bir kasabaya gelen yabancı biri, herkesin dikkatini çeker. Hem kibar hem de zeki bir görüntü veren bu yabancının varlığı giderek bir gerginlik sebebi olacaktır. Çünkü kasabada ansızın bir hastalık yayılmaya başlar. Ölümlerin peşi sıra dizildiği bu küçük kasabada polis memuru Jong-goo hem aile düzenini korumaya hem de bu gizemi çözmeye kararlıdır. Bölgedeki şamanın da bir kurtarıcı olarak devreye girdiği filmde yönetmen her sarsıcı bir korku- gerilim atmosferi kuruyor. 


  • Victoria

Yönetmen Sebastian Schipper’ın bir gecede çektiği, kamerayı açıp hiç kapatmadan bitirdiği filmi Victoria, aksiyon dolu bir Berlin gecesine ortak olurken sinemanın sınırlarını sonuna kadar zorlayan unutulmaz bir deneyim sunuyor.  Victoria isimli genç bir İspanyol kadın, Berlin’de bir gece kulübünün kapısında dört kişiyle tanışır. Dört genç, o akşam tehlikeli bir adama borçlarını ödemek zorundadır. Hem hikayesinin ve oyuncularının başarısı hem de hiç kapanmayana takip kamarasının maharetiyle Victoria son yılların en iyi Alman yapımı filmlerden biri.

 

 

Amazon Prime Video

  • Carlito’nun Yolu

Brian de Palma’nın yönetip Al Pacino’nun oynadığı “Carlito’nun Yolu” filminde; Carlito Brigante’nin tek istediği tüm suçları geride bırakıp Bahamalar’da bir iş kurarak kirli geçmişinden sıyrılmaktır. Carlito eski sevgilisiyle yeni bir hayata başlamak isterken hayatın da onun için farklı planları vardı. “Carlito’nun Yolu” 70’lerin ikinci yarısının resmedildiği, dönem özelliklerini kusursuzca sunan etkileyici bir insan hikayesi ve dönem ruhu vaat ediyor. 


  • Rusya’dan Sevgilerle

Amazon Prime iyi bir hamleyle bütün James Bond filmlerini kütüphanesine ekledi. Bu İstanbul’da geçen “Rusya’dan Sevgilerle”de Bond Rusların elinde olan Lektor şifreleme makinesini alma görevini yerine getirmeye çalışırken ezeli düşmanı SPECTRE’nin 1 numaralı adamı Ernst Stavro Blofeld ile mücadele etmek zorundadır. İstanbul’un 1960’larının resmedildiği bu kedi-fare oyununda İngiliz İstihbaratının göz bebeği James Bond Ruslara karşı üstün gelmeye çalışacaktır. Bizim içinse önemli olan İstanbul’un bonkörce sergilenmesi olur.


  • Ölüm Geçirmez 

Quentin Tarantino’nun Robert Rodriguez’le birlikte organize ettiği filmlerden biri olan “Ölüm Geçirmez” yetmişler sinemasını sevenler için oldukça keyifli bir seyirlik. Arabasıyla otoyolda genç kadınları öldüren dublörlük yapan parlak bir katilin baltayı taşa vurmasının hikâyesini anlatılıyor. Konudan ziyade dönemin özelliklerin yansıtan film, dönemin şiddet odaklı istismar sineması filmlerine bolca gönderme barındırıyor.

 

 

Disney Plus


  • Sular Çekilince

“Sular Çekilince”, belgesel serisinde okyanuslar altında kalan batık şehirlerin, enkazların izinin sürüldüğü, yeraltındaki dünyanın keşfine odaklı bir yapım. Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ta anlattığı “Boğazın Suları Çekildiği Zaman” bölümünü hatırlatan belgeselde çığır açan teknolojiler ve nefes kesen fotoğrafçılık ile okyanusun gizemli sırlarını ve kayıp dünyaları ortaya çıkarmak adına okyanusun adeta tıpasının çekildiği bir görsellik sunuyor. 


  • The Menu

Margot ve Tyler, menüsü ünlü bir şef tarafından hazırlanan seçkin bir restoranda yemek yemek için, bir adaya giderler. Ünlü şef Slowik, misafirlerine birbirinden farklı yemeklerin yer aldığı bir tadım menüsü hazırlamıştır. Bir süre sonra anlaşılır ki bu menüde sadece yemeklerin servis edilmesi yoktur. Son dönemde oldukça artan bir trende dönüşen kişiye özel yemek sunumları ve usta şef pazarlamasının incelikli bir eleştirisi sunuyor. 

  • James Cameron’la 20 yıl sonra Titanik

James Cameron’ın Titanik’i çekmesinden 20 yıl sonra uzman bir ekiple bir araya gelip neyi nasıl çektiklerini izini sürüyor. Yeni teknolojiler ve dönem özelliklerini karşılaştırıldığı belgesel dizisinde Titanik’in peşine tekrar düşüyorlar. Dönemin en pahalı ve en çok ses getiren yapımı bugün tekrar çekilse nasıl çekilirdi sorusuna cevap arayan belgeselde ilginç bölümler söz konusu. 

 

 

BluTV


  • Bozkır

İlk sezonuyla büyük ses getiren “Bozkır” dizisi, başkomiser Seyfi ve ekibinin Anadolu kırsalında çözmeye çalıştıkları cinayetlerin izi ikinci sezonda da devam ediyor. Sürekli yeni cinayetler ortaya çıkarken hem şehrin atmosferini hissediyoruz hem de cinayetlerin izini sürülmesini takip edeceğiz. Yerelliğinin başarılı bir temsili olan “Bozkır”, yabancı dizilerden alıntı hikâyeler yerine yerli hikâyelere yaslanan senaryosuyla övgüyü hak ediyor.


  • Unutulmaz Cinayetler

Cinayet hikâyelerinin en başarılılarından biri olan iki Emmy ödüllü “Unutulmaz Cinayetler”, 1900’lere damgasını vuran cinayetleri, benzersiz bir sinematik kurgusuyla yeniden canlandırıyor. Daha sonra çok sayıda benzerini gördüğümüz belgesel serisinde arşiv görüntüleriyle dönemlerin ruhu yansıtılmaya çalışılırken tanık ifadeleriyle yaşanan olayların ince ayrıntıları ortaya çıkarılıyor. Oldukça başarılı bir kurguya sahip belgesel dizisi meraklıları için es geçilmeyecek bir örnek.

  • Tinker, Tailor, Soldier, Spy 

Ajan filmlerinin en iyisi sayılabilecek kadar başarılı olan film, İstanbul bölümleri de olan unutulmaz bir gerilim sunuyor. Soğuk Savaş döneminin en önemli olaylarından biri olan Cambridge Beşlisi olayından hareketle çekilen filmde, Cambridge Üniversitesi mezunu 5 genç İngiliz’in Sovyetler Birliği’ne sempati duyup İngiltere devlet kadrolarında çalışmaya başladıktan sonra Sovyetlere bilgi akışı sağlamalarına dayanan gerçek hikâyenin bir ayağı sunuluyor. Tomas Alfredson’un yönettiği filmde; Gary Oldman, Colin Firth, Tom Hardy, Mark Strong ve John Hurt’ten yer alıyor.

 

 

Netflix

  • İyi katiller sevgilim

Evlilik komedilerinin ileri bir aşamasını sunan filmde birbirlerinden sıkılan çift artık birlikte bir yaşam yerine karşı tarafı öldürme planları yapmaya başlar. Bu planlarını eyleme geçirmek için ıssız bir dağ evi tatillerini karar kılarlar. Ancak eve gelen başka bir grup işleri daha da karmaşık hale getirecektir. İskandinav mizahının eğlenceli bir örneği olan filmde, orta sınıf idealizminin çöküşünün mizahi bir unsurunu izliyoruz.


  • Beef 

Netflix’in yeni dizisi “Beef” 10 bölümlük süresinde büyük ilgi uyandırdı. Rotten Tomatoes ve öteki yorum sitelerinde neredeyse tam puan alan dizide iki farklı sosyal statüden insanın birbirleriyle trafikte yaşadıkları bir gerginlikte sonra azılı düşmana dönmeleri ve intikam peşinde koşmalarını izliyoruz. Oldukça başarılı oyunculuklar vaat eden “Beef”, son dönemin en nitelikli Netflix dizisi sayılabilir. 

  • Boğa Boğa

İstanbullu bir çift olan Yalın ve Beyza, Assos’ta bir köye taşınır. Yeni bir hayata başlamak üzere buraya gelmişlerdir. Ancak ilk günden itibaren köylüler Yalın’a olumsuz ve tehditkâr biçimde yaklaşır. Çok geçmeden bu tepkilerin şiddeti hızla yükselir ve bir gün Yalın bir gencin saldırısına uğrar. Bu saldırıyla birlikte Yalın’ın gerçekte kim olduğu ortaya çıkacak ve köy halkıyla arasında gizli bir savaş başlayacaktır.

Önceki Yazı

Dolapnâmeler

Sonraki Yazı

Gecikmiş bir festival yazısı

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım