Dijital sanatlar doğayı nasıl algılar?

18 dakikada okunur

Kalyon Kültür’ün devam eden FLORA isimli sergisini, Litros Sanat’ın yeni sayısı için küratörleri Ceren ve Irmak Arkman ile konuştuk. Sergide dijital sanatların doğayı nasıl algıladığı ve yorumladığı konularına eğildiklerini söyleyen Arkman kardeşler, bu serginin yıl içinde yapacakları doğa temalı sergilerin ilki olduğunu belirtiyor.

Kalyon Kültür’ün doğa ve sanat diyaloğuna dikkat çektiği ve bu anlamda güçlü mesajlar barındırdığı FLORA isimli sergisini küratörleri ve aynı zamanda Kalyon Kültür’ün direktörleri olan Ceren ve Irmak Arkman ile konuştuk. Arkman kardeşler, 18 yıldır ağırlıklı olarak dijital sanat ve tasarım konuları üzerine çalışıyor. Bu alanda sergi, festival, seminer, workshop ve fuarlar düzenleyen ikili, bir süredir de Kalyon Kültür’ün direktörleri olarak görev yapıyor ve şimdi de içinizi açacak bir sergiyle karşımızdalar: FLORA. Dijital sanat alanının öncü isimleri Anna Ridler, Clement Valla, François Quévillon, Mat Collishaw, Mustafa Hulusi, Pascual Sisto, Quayola, Ryoichi Kurokawa ve Sabrina Ratté’nin işlerini bir araya getiren FLORA sergisi insanların sanat çerçevesinde doğayı nasıl yorumladığına odaklanırken, bitki tasvirleri özelinde dijital sanatçıların doğaya getirdiği yenilikçi ve değişik yorumlara eğiliyor. Uluslararası 9 sanatçıyı bir araya getiren sergi Kalyon Kültür’ün Nişantaşı Taş Konak binasının 2 katında da 16 Nisan’a kadar ziyaret edilebilecek. Ayrıca bu sergiyi gezen her ziyaretçinin dikili bir fidanı olacak. Şöyle ki, sergiyi ziyaret edip formu dolduran katılımcılara Kalyon Kültür tarafından bir fidan dikilecek ve bu fidanların sertifikaları ziyaretçilere ulaştırılacak.
Doğa başlığı altında üç sergi olacak
Bu serginin yapılmasına nasıl karar verildi ve süreç nasıl gelişti?
Kalyon Kültür’deki ilk sergiyi solo yaptıktan sonra ikinci sergiyi bir grup sergisi yapmak istiyorduk. Bu serginin neredeyse yarısı kadar ki kısmı daha önceden tanıdığımız ve düzenli çalıştığımız, işlerini çok yakından takip ettiğimiz ve kendilerine güvendiğimiz sanatçılardan oluşuyor. Onları bu serginin merkezine koyduktan sonra, doğa temalı işler üreten isimler araştırmaya başladık ve epey bir iş arşivledik. Ancak bu sergide hepsini kullanamazdık, biz de bu sergiyi bir seri haline getirelim diye düşündük. Sonuç olarak doğa temalı üç sergi planladık. FLORA da bu serinin ilki. Bu sergide bizim de ilk kez çalıştığımız ve Türkiye’de de gösterimlerini ilk kez yapan sanatçılar da var. Sergi içerisinde üç boyutlu çekimler de yer alıyor, klasik animasyonlar da. Tamamen yazılım üzerine de işler var yapay zekâ işleri de. Kısacası bu sergide dijital sanatın farklı kollarından işler görmek mümkün. İkinci sergiyi de 17. İstanbul Bienali’ne paralel etkinlik olarak gerçekleştireceğiz. İkincisi serginin konusu ise insanların doğayı nasıl dönüştürdüğü içeriğinde “İnsan Eli Değmiş” başlığında olacak. Söz konusu sergide ‘her şey çok kötüye gidiyor, dünyanın sonu geldi’ gibi aşırı negatif yorumlar yapmaktansa, bu yorumu izleyiciye bırakmak istiyoruz. Bağırarak bir şey söylemek istemiyoruz.
FLORA’da daha çok çiçek ve bitki örtüsü üzerine odaklanan işler görüyoruz. Bunun özel bir nedeni var mı?
Sanatın her döneminde sanatçıların doğaya ilgisi olduğunu görüyoruz. Hatta bu ilginin arttığı bazı dönemler de var biz bu dönemin de öyle bir dönem olduğunu düşünüyoruz. Bu hem dünya gündemiyle hem de dijital sanatın bu alana yakınlığıyla ilgili olabilir. Şu an doğa temalı işler konusunda dijital sanatta ciddi bir yükseliş var. Biz de bu sergide hem dijital sanatların nasıl bir dünya olduğunu göstermeye çalışıyoruz hem de dijital sanatta doğa tasvirlerinin nasıl olduğu ve nasıl anlattığı aynı zamanda doğayı nasıl gösterdiği gibi konulara eğilmeye çalıştık. Odak olarak da bitki örtüsü ve çiçekleri belirledik.
“Sanatçı üretiyor ve bitiyor” diye bir şey yok
Bu serginin küratöryel sürecinden bahseder misiniz? Ayrıca dijital sanatların kürasyonu nasıl oluyor, zorlanıyor musunuz?
Küratörlük bir noktada kontrolü eline almayı gerektirse de sanatçılara da her zaman söz hakkı tanıyoruz. Ancak çoğu uzun süredir çalıştığımız ve bize güvenen sanatçılar olduğundan genelde bize güveniyorlar. İkinci sorunun cevabı, evet çok zor. Örneğin bir videoyu düşünün. Aynı videoyu farklı farklı şekillerde göstermek mümkün. Sonuçta bir videoyu, tüm odayı kaplayan bir LED ekranda da gösterebilecekken, 30 inçlik küçük bir ekranda da gösterebiliriz. Bu ekranı yere de koyabiliriz, tavana da asabiliriz. Yapabileceğiniz birçok seçenek var. Sonuçta sergileme için kullandığınız ekipmanlar, günün sonunda o işin nasıl deneyimlendiğini çok değiştiriyor. Bu nedenle sanatçı yapıyor ve bitiyor gibi bir alan değil dijital sanat. Sesini nasıl duyduğunuz, görüntüsünü hangi ekranda gösterdiğiniz her şey bu süreci etkiliyor. Bu süreç hem teknik bilginizin fazla olmasını hem de aynı işi farklı farklı şekillerde hayal edebilmenizi gerektiriyor. Bu nedenle fiziksel işlerin yerleştirilmesine göre evet dijital sanatlarda kürasyon daha farklı, daha zor ve komplike.
Türkiye’deki Küratörlük sisteminden farklı çalışıyoruz
Öte yandan biz Türkiye’deki küratörlük anlayışından başından beri farklı çalışıyoruz. Bizim yaptığımız uluslararası alanda yaratıcı prodüktör olarak tanımlanıyor. Bizim önceliğimiz her zaman sanatçının işini ve tekniğini iyi anlamak, onu en iyi nasıl sergileyebilirizi yapmak ve tüm bunları üç boyutlu olarak mekânda düşünmek. Sıralamamız bu şekilde. Bir de tabii izleyiciyi. İzleyicinin mekânı nasıl algılayacağı da önemli. Bunu asla göz ardı etmiyoruz. Bir diğer husus da sanatçının işine saygı… Ancak ülkemizde küratörlük, sanatçıları seçip, kavramsal çerçeveyi yazıp ondan sonra da bir şekilde o işlerin yerleştirilmesi üzerine kurulu. Biz ise bunu biraz daha ters kurguluyoruz her zaman için. Festivalde ayrı, kurumsal mekanlarda ayrı, fuarda ayrı olarak düşünüyoruz kürasyon sürecini. Çünkü mekân yani işin nerede sergileneceği çok önemli. Dolayısıyla Türkiye’deki küratörlük bağlamından biraz daha farklıyız. Eseri içine koyduğunuz mekân nasıl, ışığı nasıl, nasıl bir büyüklükte, tüm bunlar işin nasıl sergileneceğini etkileyen şeyler. Biz bunu sıfırdan bir prodüksiyon olarak görüp hareket ediyoruz. Örneğin ülkemizde genelde sergilerde sadece küratör adı gösterilir. Ama biz prodüksiyon ekibimizi de katarız ve bunu belirtiriz. Bu bizim için önemli bir şeydir. Bu nedenle sergi sürelerini uzun tutmak ve çok fazla sergi yapmamamızın da nedeni bu. Çünkü her serginin kendi içinde ciddi bir prodüksiyon ve emek var. Öte yandan küratör tanımlamasına da mesafeliyiz. Yaratıcı yapımcı/prodüktör tanımlaması daha doğru. Çünkü sanatçıya eserinin hangi ekipmanla nasıl gösterileceği konusunda destek vermek bizim işimiz. Eserin son noktada geleceği haline kadar ki varan süreçte sanatçıyla ortak bir yaratım sürecinde oluyoruz.
NFT’ler doğaya zarar veriyor
Son günlerde çokça konuşulan NFT mevzu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Şu an kiminle konuşsak NFT derdinde. Herkes bununla ilgileniyor. Çünkü daha düşük maliyetlerle aldığınız ya da ürettiğiniz bir şeyi daha yüksek fiyatlara satabiliyorsunuz. Bu nasıl çok hızlı para kazanırız çılgınlığı ile ilgili bir şey. Biz NFT’yi doğrudan sanatla ilgili bir şey olarak görmüyoruz. Evet bu işin sanat kısmı da var ama NFT illa ki sanat olmak zorunda değil. Örneğin kendi WhatsApp yazışmalarının da NFT’sini yapıp onu da satabilirsin. Yani bunun illa sanat olması gerekmiyor. İnsanların asıl ilgisini çeken ekonomik ve piyasa kısmı. Bunun getirdiği bir çılgınlık var ama bu sonsuza kadar sürmeyecek. Bu dönemsel bir şey. Her zaman bir lira koyup on bin lira alacağınız bir şey olmayacak bu ve bir noktada düzene girecek. NFT ile sanat işlerinin satılabiliyor olması mevzuu ise sanat dünyasını etkileyecek konular. Ve uzun süreçte bu etkilerin devam edeceğini düşünüyoruz. Sanat alanında varlığı uzun vadede olacak ama şu anki halkın tümündeki bu çılgınlık bir noktada bitecek. Sanat dünyasında aktif kullanımı olsa bile bu bir düzen ve düzenleme çerçevesinde yapılacaktır. Bu çılgınlık da geçince sanat için daha efektif kullanıldığı bir dönem başlayacaktır. Ayrıca yakın zamanda NFT’lerin doğaya da zarar verdiği konusunda konuşmaya başlayacağız. NFT’ler için kullanılan sunucular doğaya zarar veriyor. Bunları temiz yapanlar da başladı, doğa dostu NFT’ler gibi.
Kalyon Kültür’ü dijital sanatta öncü yapmak istiyoruz
Kalyon Kültür’ün ve dolayısıyla sizin dijital sanatlar alanında Türkiye’de sözü geçer bir mekân olma konusunda kaygısı var mı?
Evet bizim böyle bir isteğimiz var. Sonuçta bizim geçmişimiz ve kuvvetli olduğumuz alan bu. Bu mekânda çalıştığımız sürece bunu olabildiğince geliştirmek ve buna yatırım yapmak amacımız. Çünkü bunu çok önemli buluyoruz. Kalyon Kültür de buna kurumsal olarak sıcak bakıyor. Çünkü geniş kitlelere ulaşabilen bir alan ve hala ihtiyaç var. Öte yandan dijital sanatlara odaklanan kurum sayısı hala çok az. Sanat sergilerine dijital sanatlar dahil ediliyor ama yeterli değil. Son senelerde özellikle yurt dışındaki sanatçı ve eserleri ülkemize getiren sergiler de oldukça azaldı. Yani Türkiye’de işlerini görebildiğimiz yabancı sanatçı sayısı çok az ve bu ciddi bir gerileme. Biz buna biraz direnmek istiyoruz ve bu konuda zenginlik katmak istiyoruz. Bunun için çalışmaya devam edeceğiz.
Konağın mimarisini kapatmıyoruz
Kalyon Kültür’ün odaları ve mimari yapısı sergi sürecinde işlerle nasıl bir diyalog halinde?
Biz sergilerde mekândan uzaklaşmamaya gayret ediyoruz. Sonuçta tarihi güzel bir mekânımız var. Sergilerde duvarları ve konağın mimarisini kapamamaya çalışıyoruz. Dijital bir iş yapıyoruz diye odaları beyaz küp haline getirmek gibi bir derdimiz yok. Dolayısıyla işler bir şekilde mekanla konuşsun istiyoruz. Mimariyi hiçbir sergide kapamamaya çalışıyoruz.

Önceki Yazı

Tiyatroya hiçbir zaman ihanet etmedim

Sonraki Yazı

Çok boyutlu bir dille aktardık

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye