Dijitalde özgünlük hayal oldu

9 dakikada okunur

Her sayıda başka bir yönünden bahsettiğimiz dijital platformların bu sayıda hayal olan özgünlük söyleminden bahsedeceğiz. Az biraz klişe olsa da yüzümüzü güldüren yapımlar diyeceğiz. Netflix’i hem övüp hem yerdikten sonra Mubi ve Amazon Prime’a geçeceğiz.

Dijital platformların yenilikçi, farklı ve orjinal olma seçeneği duyurulan her projeyle rafa kalkıyor. Klişeler, özensizlik had safhada olmaya devam ediyor. Yapımların bütçeleri de düşünülünce içler de acımıyor değil. Yayın hayatına başlayan Disney Plus’un ilk yerli yapımı “Kaçış”ın birinci bölümü özel bir davetle izlendi. Davet sonrası ilk başta diziye karşı yorumlar görünür olmadı. Ama kulislerde bu kadar kötü nasıl olunabilir sorusu dolanmaya başladı. Açıkçası şaşırtmadı. Çünkü kendini yeni gösteren dijital platformlarda, eskilerde Türkiye üzerinden Ortadoğu’ya açılma düşüncesindeler. Bu düşünce ekseninde üretmeye, projeler ortaya koymaya devam ediyorlar. Disney’in diğer içeriklerininde farklı olacağını pek sanmıyorum. Ama dijital platformlar dünyasında her an her şey de olabilir.

Av mısın avcı mısın?
Av ve avcı olma hikâyeleri her yerde. Herkes avcı olmak istiyor. Pastadan en büyük payın kendinin hakkı olduğu düşünüyor. Netflix yapımı Kuş Uçuşu’da medya sektöründen bir av avcı hikâyesi anlatıyor. Dizide Birce Akalay, Miray Daner, İbrahim Çelikkol, İrem Sak ve Defne Kayalar yer alıyor. Aslı (Miray Daner) genç ve hırslı bir gazeteci adaydır. Sunucu ve gazeteci Leyla Kıran (Birce Akalay) hem idolü hem yerine geçmek istediği kişidir. Kariyer basamaklarını tek tek tırmanmak yerine kuş uçuşu gitmek ister. Hikâye bir televizyon programı arkasında gerçekleşen taht savaşları üzerine kuruluyor. Kendi içinde devamlılık ve mantık bütünlüğü açısından birçok hata barındırıyor olması işin alışıldık tarafı oluyor. Avcı olan Aslı’nın avcı olması temellendirilmiyor. Temellendirilmediği noktada sadece bir şeyi, bir kimseyi takıntı haline getirmenin işe yarar bir şey olduğu izlenimi ortaya çıkıyor. Tabii burada temellendirilse “haklı mı olacak?” da denilebilir. Burada dizinin neyi nasıl anlatmak istediği devreye giriyor. Girdiği noktada da kalıyor. Çünkü diziler darma duman eden ya da çerezlik olarak ikiye ayrılıyor. Darma duman eden dizilere uzun zamandır Netflix’te rastlanmıyor. Ama çerezlik diziler her daim sizi buluyor.
Klişe ama güzelinden
Netflix’i bu kadar yerdikten sonra da az da olsa övmek istersem “Yolun Açık Olsun” filminden bahsedebilirim. Engin Akyürek ve Tolga Sarıtaş’ın başrolünde yer aldığı filmin bilindik bir konusu var tabii ki. Gazi Yüzbaşı Salih (Engin Akyürek) ile Kerim (Tolga Sarıtaş) asteğmenin düğün basmak üzere çıktıkları yolculuğu işleyen film, bir yola bağlı anlatılarda âdet olduğu üzere hesaplaşma ve yüzleşme meselelerine değiniyor. Asker olmak, erkek olmak, aşık olmak gibi olmak hâllerinin üzerine gidiyor. Klişe bir konusu olsa da başlangıcından bitişine güzel bir seyir yaşatıyor. Doğru oyuncu seçimi ve biraz özen ile en azından klişe ama yüzü güzel filmler olabileceğini gösteriyor.
Kıyıda köşede kalmış bir dizi
Dijital platformlar arasında abonelik ücretiyle en uygun olan Amazon Prime, kendi için keşfetmesini isteyene farklı filmler ve diziler sunuyor. Ama benim oyum daha çok dizilere gidebilir. Onlardan biri ise “Bosch” dizisi. Yedi sezonluk dizi Los Angeles Polis Departmanı cinayet masası dedektifi Harry Bosch’un çözmeye çalıştığı cinayetleri, kızı Maddie ile ilişkilerini oturtma sürecini anlatıyor. Adım adım Bosch’un dedektif olmayı seçmesinin arka planını, mesleğinin hayatına egemen olmasını izliyoruz. Haziran 2021’de veda eden dizinin devamı olan Bosch: Legacy’nin ise geçtiğimiz günlerde ilk bölümleri yayınlandı. Polis departmanından ayrılan Bosch, özel dedektif olarak yeni bir kariyere başlar. Yeni bir kariyere başlasa da çözülmemiş cinayetlere olan takıntılılığı, bir işin sonuna gitme tutkusu devam eder. Kendi polislik macerasında yaşadıklarını bu sefer kızı Maddie yaşamaya başlar. Uzun soluklu ve sürükleyici bir polisiye dizi arıyorsanız Bosch size göre.

Beraber yaşadığımız hayaletler
Her defasında sinemamızda ilgili dediğimiz şey; farklı hikâyelerin anlatılmasına dair duyduğumuz ihtiyaç. 28. Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan “Koridor” onlardan birini yapıyor. Mubi’nin kütüphanesine eklenen film, iki yaşlı kız kardeşin hikâyesini tek mekanda anlatıyor. Zıt karakterli kardeşler birbirleriyle anlaşamasalar da birbirlerinden başka kimseleri yok. Abla ve kardeş arasındaki denge çocukluklarında, gençliklerinde nasılsa aynı şekilde devam ediyor. Yönetmen Erkan Tanhuşoğlu bir konuyu değil bir durumu anlatmayı seçiyor. Müyesser babasının hayaleti ile Zeliha ise annesinin hayaletiyle yaşıyor. Aile geçmişi ise yaşları kaç olursa olsun kapanmayan bir defter gibi karşılarına çıkıyor. Durum anlatısını tek mekanla besleyen yönetmen aradaki rüya ile gerçeğin karışması noktasında da gerilimi oluşturuyor. Süresiyle ise seyirciyi yormadan ve sıkmadan bitirmeyi tercih ediyor. Bizlere de yaşlılık, aile olmak, travmalarımız üzerine düşünmek kalıyor.

Önceki Yazı

Yazının estetik hali: kaligrafi

Sonraki Yazı

Muaz, umutları yeniden yeşertecek

Son Yazılar

Sessizlik olarak görünen şey

Friedrich Nietzsche, “Bir sanatçının işi konuşmaya başladığı zaman kendisi susmalıdır.” der. Bunun ülkemizde en seçkin örneği