Dijitalin 12 ayının sultanı: Ramazan

17 dakikada okunur

Ramazan geldiğinde herkes 11 ay üzerine gelen bir program yapar. Okunacak kitaplar, yapılacak ibadetler, gidilecek yerler, misafir edilecekler ve elbette izlenecekler bulunur ajandada. Hepsi çeşitlenir de izlenecekler listesi biraz dar kapsamlıdır. Zira özellikle Ramazan’da izlenecek ve bu ay için üretilmiş izlencelerin sayısı hayli azdır. O kadar azdır ki her Ramazan liste neredeyse aynıdır. 

Söz konusu filmler olunca Ramazan hüzün ayı olur. Çünkü Müslümanların ya da bu alan için üretim yapacak olanların umurunda olduğumuz pek söylenemez. Yılın sadece bir aylık dönemine üretim yapmak kazançlı gelmiyor sanırım. Esasında kapitalist sistem dünyada yüz milyonlarca kişiye hitap edecek bir pazarı kaçırmaz ama nedense bu bakir alanda üretim sorunu kendini gösteriyor. 

Mesela yılbaşı yaklaşmadan onlarca içerik duyurulur. Filmler, diziler, eğlence programları vs. içerikler aylar öncesinden hazırlanır. Elbette bahsettiğim yokluk dijital mecralar için geçerli. Televizyonlar ve sosyal medya kanalları Ramazan için cıvıl cıvıl oluyor. Ancak üretimin en verimli olduğu alan olan dijital mecralar Ramazan ayına kör ve sağır. 

Dijital mecralar kör, sağır, dilsiz!

Hak yemeden yola devam etmek lazım. Başlıca mecralar olan Netflix, Disney, Gain, Exxen, BluTv’de Ramazan’a özel içerik yok. 

Bein Connect’te Ramazan paketi mevcut. Çoğu stok program olan yapımlar Mukabele, Camiler belgeseli, Yunus Emre belgeseli vs… Televizyon programında hallice olan içerikler Ramazan’da kendinizi özel hissetiremez belki ama hiç yoktan iyidir. 

Exxen’in Ramazan Bayramı’nda ücretsiz olmasını bir güzellik sayarsanız kardır. Aksi halde Ramazan’a özel içerik bulmak mümkün değil. 

Yaz, Güz, Kış, Bahar derken hemen her dönem için içerik üreten dijital mecralarda Ramazan için fark olmaması üzerine düşünmek lazım. Netflix’in derdi değil. Disney fantastik alemlerde Ramazan’a özel emare bulamamıştır. Türkiye’nin İnternet Televizyonu mottosunu kullanan BluTV’ye baktığımızda da Ramazan’a dair iz göremiyoruz. Neden? Ramazan, Türkiye’nin kıymeti değil mi? Kime soruyoruz? Cevabı kimden beklemeliyiz? 

“Yeni Nesil İçerik Platformu” sloganıyla yayın yapan Gain’de de durum farklı değil. Ne 10 Bin Adım’da Ramazan’a özel adım sayarsınız, ne de Ayak İşleri’nin sesini 11 Ayın Sultanı’nda dinlersiniz… Ramazan yeni nesili ilgilendirmeyen bir olgu demek ki!

Müslümana içerik yasağı mı var?

Televizyonlardaki iftar ve sahur programları Müslümanlar için yeterli mi geliyor? Dijital mecraların iddiası ne ki Ramazan’da herhangi bir içerik çok görülüyor? Pazar yerinden trafiğe, okullardan sosyal hayata kadar her alanda hayatın bir ay boyunca yeniden şekillendiği bir manzarada bizim göremediğimiz ya da fazla gördüğümüz neyi dijital mecralar hakkıyla değerlendiriyor? Biz derken kastettiğim elbette Müslümanlar. İçerik üretecek olanların Müslüman ya da dindar olmalarına gerek yok. Sonuçta ticari meta şeklinde yorumlamak da geniş Müslüman kitlelerin tüketimine katkı sağlamaya yetmez mi? Müslümanlar yeteri kadar tüketmiyor mu? Bizi tüketim çılgınına çevirme ihtimali de mi kapitalizmin iştahını kabartmıyor? 

Peki, ne yapılabilir?

Böylesi eleştiri üzerine “e ne yapılacaktı” sorusu akıllara gelebilir. Haklı bir soru. Esas mesele ne yapılması ile alakalı… Ramazan, Müslümanlar için bu denli kıymetliyken yapılması gerekenleri konuşmamak ayıp olurdu. Ve elbette kimlerin yapması gerektiğini de atlamamalıyız. 

Öncelikle sinema üzerinden gidelim… İçerik üretiminin iki ana başlığından biri (dizi ile beraber) olan filmler Ramazan’a özel yapılmalı. Zaten yapımlar eskimeyecektir. Her Ramazan’da yeniden gündeme gelip izlenecektir. Kaldı ki dijitalde içerik dediğimiz şey tüketilmek için var. Hoş mu? Değil. Fekat durum bu. 

Dijitalin en belirgin özelliği dünyanın herhangi bir yerinde üretilen içeriğin saatler içinde milyonlarca kişiye ulaşabilmesidir. Büyük bir avantaj bu. Normalde bir film yapıldığında en güçlü dağıtım ağı ile milyonlara ulaşmanız aylar sürebilir. Güçlü dağıtım ağına sunacağınız kazanç payı da cabası. Oysa dijitale içerik ürettiğiniz de dağıtım ağı da sizsiniz, üretici de… İzleyeni belirlemek ya da domine etmek de sizin elinizde. Yapay zeka sağ olsun. Algoritmanın arzu ettiklerini yaptığınız müddetçe sürprize yer yok. Sizden fazla kazanan da olmaz. 

Neyse… Yapılması gerekene dönelim…

Ramazan dendiğinde akla elbette İslam esasları, ibadetler, iyilik, yardımlaşma, muhtaca ulaşma gibi unsurlar geliyor. Bu konuları ele alan filmlerin ilgi göreceği de kesin. Hz. Muhammed başta olmak üzere peygamberlerin hayatı, çevresindeki dostlarının yaşadıklarını konu alan filmler yapılabilir. Yapılmalı. 

Bakın size bir bilgi vereyim. Türk Sinemasında doğrudan Hz. Muhammed’i ve hayatını konu alan film yok. Evet, doğru duydunuz; Yok! Şaşılacak şey değil mi? İslam dünyasının lokomotifi olan ülkelerden biriyiz. Ekonomik, kültürel, sosyolojik olarak her manada önde olan toplumlardanız. Sinema sektörümüz de İslam ülkeleri arasında en başta geliyor. Özellikle dizi sektörümüz bir numara. ABD’den sonra dizi ihracatında dünyada ikinci sıradayız. “Kurtlar Vadisi”, “Diriliş Ertuğrul”, “Gümüş”, vs… Satılan diziler malum. Aralarında neden Ramazan’a özel diyebileceğimiz yapımlar yok? Neden Türk sinema ya da dizi sektörü Hz. Muhammed’i konu alan bir üretim yapmaz? 

Esasında cevap net. Öncelikle Türkiye’de son 15 yıla kadar öyle şeyleri konu alan yapımlar üretmek ‘öcü’ olmaya yeterdi. Toprağıyla, geçmişiyle ve değerleriyle barışan Türkiye artık böyle üretimleri yapabilecek durumda. Ancak yine de kimse Hz. Muhammed’i konu alan bir şey yapmıyor. Neden cesaret edilemiyor? Çünkü konuyu nereden ele alacağınıza göre değişmeyecek şekilde Hz. Peygamber’i savunduğunu iddia eden kitleler eleştirmek ve linç etmek için heyecanla bekleyenler var. İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin “Hz. Muhammed” filminin başına gelenler malum. Filmi izlemeden eleştirenleri mi söyleyelim, “izlerseniz itikadınız sarsılır” diyenleri mi? Müslümanlar olarak nasıl bir itikadımız varsa artık, bir film izleyince sarsılacakmış! Garip!

Hadi diyelim ki Hz. Muhammed’i doğrudan konu alan filmler yapamıyorsunuz. Dostlarını, aile efradını, yakınlarını konu alan filmler neden yapmazsınız? Cevap aramaya korkuyorum!

Filmleri geçelim… Dizi sektöründe bu kadar güçlüyüz ama dini içerikli yapım söz konusu olduğunda “Kızılcık Şerbeti” ya da “Ömer”i aşan şeyler yapamıyoruz. Ki onlar da dindarları dengesiz yorumlarla ele almaktan öteye geçemiyor. 

Diğer taraftan sadece TRT’de yer alan sağlıklı yapımlardan bahsedebiliyoruz. Ama onlar da  Yunus Emre, Veysel Karani gibi önemli şahsiyetleri ele almaktan fazlasını yapmıyor. Sanki Hz. Muhammed’in yakın çevresinde örülü bir çember var ve sinema-dizi üreticilerinin yaklaşması yasak! Garip!

Eğri oturup, doğru konuşalım. Kolay değil bahsettiğimiz şey. Ama zor da değil. Dijital mecraların öncelikli hedefi gençler. Gençlere ulaşmak isterseniz üretim yapacağınız alan belli. Acaba dijital üreticiler gençlerin Ramazan ve bağlantılı alanlara ilgi duymadığını mı düşünüyor? Haksızlar mı? Gençler, haklılar mı? Bunu kendinize sorun. Peki, ne yapmalısınız?

Gençler, Ramazan’a özel içerik arzu ediyorlarsa ses çıkarmalılar. Üretim olduğunda takip etmeli, izlemeli, bahsetmeliler… Olmadığında da neden olmadığını sorgulamalılar. Gerektiğinde hesap sormalılar. Hani şu yapay zeka, algoritma var ya. Ona yenilmemeli, yönlendirmeliler.

Gelelim içerik örneklerine…

İvedi şekilde Hz. Muhammed’in hayatını, ailesini, sevdiklerini konu alan filmler ve diziler üretilmeli. Her Ramazan’da resmi yayın içeriği olarak “Çağrı”yı izlemek zorunda kalmayız. Yanlış anlaşılmasın. “Çağrı” kıymetlimiz. Benzeri zor yapılır. Mustafa Akkad’ın yarım asır önce yaptığı filmin benzeri hala yapılamadı. Belki yapılamayacak da… Fakat çokça yapılmalı. Bazıları kötü olacak. Olsun. İyilerinin sadakası olur. 

Epik yapımların yanı sıra farklı türlerde Ramazan’a özel yapımlar üretilmeli. Mesela animasyon diziler yapılmalı. Müslüman’ın hayal dünyasını resmeden, sonsuzluğu arayan, her yaştan izleyiciye hitap eden ama özellikle de gençlerin ayran gönüllerini çelecek şeyler yapılmalı. 

Yarışmalar olmalı… “Survivor” ya da “Yetenek Sizsiniz” değil belki ama geniş kitleleri etkileyecek, heyecanı diri tutacak, öğretecek ama daha çok kalıcılık peşinde koşan yarışma formatları kurgulanmalı. 

Hayatı, ölümü ve insanı anlatan diziler olmalı. Allah’ı sorgulayan bir genci, Peygamberini anlamaya çalışan çocuğu, Müslümanların derdiyle dertlenen ebeveyni, yaşadıklarından ders çıkaran ama hayatta çok şeye geç kalan ihtiyarı anlatan diziler olmalı. Kadın dizilerinin âlâsı yapılmalı. Kadın hakkı neymiş, gösterilmeli. Gençlik de İslam’ın hassas noktası. Sadece Ramazan’a özel değil bütün zamanlarda elden ele, dilden dile dolaşacak gençlik dizileri yapılmalı. 

Eğlenmek Müslüman’ın da hakkı. Komedi türünün tek sahibi ‘onlar’ mı? Olmamalı! Komedinin hakkını da vermeli. Hayatın içinden, bel üstünden, göz hizasından küçük mümin latifeleri ile neler yapılmaz ki? Ne gibi? Gibi? Dahası? Kiminin “Ayak İşleri”, “Leyla ile Mecnun”un absürt aşkı ve olmayanları… Neden olmasındı? 

“Dekalog” isimli televizyon dizisi vardır. Krzysztof Kieślowski’nin yönettiği ve Hristiyan öğretisindeki 10 Emir’den yola çıkılarak yapılan dizi sinema tarihine geçer. Sinemanın en önemli isimlerinden olan Kieślowski’nin mirası sayılabilecek Dekalog’un benzeri neden İslam öğretilerine göre yapılmasın? 1988’de yapılmasına rağmen hala her sinema öğrencisinin ya da sinefilin veya dine dayalı bir şeyler izlemek isteyenlerin başucu eserlerinden olan dizi kıymetinde üretimler yapılması geri dönülmez bir yola girilmesine sebep olur. Neden olmasın? 

Unutulmaması gereken bir şey var. Hayallerin büyük olması bizi yolumuzdan alıkoymamalı. Bir yerlerden başlamak gerek. Bir yer. Mesela Ramazan’dan başlamalı. Varılacak nokta çok çok uzaklar olabilir. Uzaklaştığı kadar bizi kendimize yaklaştıracak kıtalar… Başlanacak nokta da varılacak yer de Ramazan olabilir. 

Önceki Yazı

Oruç mevsimiyle gelen…

Sonraki Yazı

Gurbet Edebiyatı

Son Yazılar

Sahnede kör oluyorum

Özellikle komedi yapımlarından tanıdığımız ama ters köşe yapan işlerle de seyircilerinin karşısına çıkmayı seven oyuncu Gökhan