Doğu’da masalsı aşklar bitmez

//
11 dakikada okunur

Gazeteci Yazar Samet Doğan’ın üçüncü romanı “Beni Yemen’de İtalyana Benzetirler” Ketebe Yayınları’ndan çıktı. İçinde aşkı, arkadaşlığı ve Doğu’nun gizemini barındırdığı romanıyla ilgili konuştuğumuz Doğan, “Doğu’da masalsı aşk hikâyeleri bitmez. Hikâyelerimizi kimse anlatmayacak. Böyle bir şey Batı’da olsa filmi bile çekilirdi” diyor.  

Gazeteciliğe henüz yirmili yaşlarda Mavi Marmara gemisinde başlayan Samet Doğan, Suriye başta olmak üzere, Libya, Irak, Yemen, Lübnan, Mali, Sudan gibi bölgelerde uzunca bir süre bulundu. İlk romanı “Cuma Günü Uçmayan Kuş”ta Suriye’de yaşadıklarını anlatan yazar, şimdi de okurlarını 2015’te Yemen’de Husilerin yönetime el koymasıyla son bulan iç savaş günlerine götürüyor. Otobiyografik bir roman olan eser, Türk gazeteci Samet’in İtalyanlara benzetildiği için kaçırılması ile başlıyor. Kitapta, Yemenli ve Suudi Arabistanlı iki gencin evlenmek istemesi üzerine patlak veren uluslararası krizin eşlik ettiği olayları okurken hem dünyanın hatırlamadığı bu coğrafyayı tanıyacak hem de kendinizi macera filmlerini aratmayan olayların peşinden koşarken bulacaksınız. 

Yemen’de seni İtalyan’a benzettikleri için kaçırdıkları hikâyen oldukça trajikomik. Batılı bir gazeteciye benzetilmen nasıl bir duygu?  

Yemen’de İtalyan’a benzetilmem zaten kendi içinde bir çelişkiyi barındırıyor. Benzetenler de bu çelişkiyi yaşadılar. Bana soracak olursanız hiçbir Batılı gazeteciye benzetilmek istemem. Kendilerine benziyor olmam daha çok memnun eder beni. Suriye’de görev yaparken, silahlı savaşçılarla dolu bir pikapta tanıdık yüz görmüştüm. Şam’da eğitim gördüğüm süreçte derslerimize giren adam, askeri üniformayla karşımda duruyordu. Beni tanıyınca koşup sarılmıştı. Biz başkası değiliz bu coğrafyanın insanıyız.

Kendimi ait hissettiğim yerde dolaşıyorum

Hep Orta Doğu sınırlarında dolaşmışsın. Doğu’nun senin için özel bir cazibesi var mı? Doğu ile Batı’yı nasıl kıyaslıyorsun?

Kendimi ait hissettiğim yerlerde dolaşmayı daha çok seviyorum. Örneğin tatil için gittiğim Lübnan’da aldığım keyfi hiçbir Batı ülkesinde aldığım söylenemez. Bunda dil bilmenin de belki etkisi vardır, bilemiyorum. Ancak benim ailemin neredeyse yarısı Avrupa’da yaşıyor. Kuzenlerim çocuklarıyla geldiler geçen, Türkçe bilmiyorlardı. Böyle bir şeyin başıma gelmesini istemem. Aslında ben de onlar gibi Fransa’ya ya da Almanya’ya gidebilirdim çünkü babam orada yaşıyordu. Oraya gitseydim inşaat ustası ya da dönerci olurdum, Suriye’de yaşadım gazeteci oldum. 

Kitapta öyle maceralar var ki insan gerçek olduğuna inanamıyor. Bunların hepsi gerçek mi yoksa kurgu da var mı içinde?

Kitapta anlattıklarımın hepsi gerçek yaşanmışlıklar. Yer yer bazı bölgeleri, isimleri kurgu içerisinde değiştiriyorum. Tabii işin içinde edebiyat olunca, bazı anlatılar farklılaşabiliyor. Savaşta bulunmak başlı başına bir macera değil midir? Aslında savaş muhabirleri de bu adrenaline bağımlılar. Sürekli yüksek duygularda, ölümle yaşam arasında gidip gelmenin kendi içinde bir cazibesi var. Dünyada aksiyon filmlerinin bu kadar tutmasının anlamı da bu. 

Hikâyelerin gücünü bir türlü anlayamadık

Peki Yemen’deki aşıklara ne oldu? Onlardan haber alabildin mi bir daha?

Aşıklar muradına erdikten sonra kendi hallerinde olmalılar. Yemen de zaten o eski Yemen değil. İç savaş çok şey değiştirdi. Son durumlarını bilmiyorum. Doğu’da masalsı aşk hikâyeleri bitmez. Çoğunu duymuyoruz elbette ama anlatanların sayısının artması temennilerimden biri. hikâyelerimizi kimse anlatmayacak. Böyle bir şey Batı’da olsa filmi bile çekilirdi. Maalesef hikâyelerin gücünü bir türlü anlayamadık. 

Her zaman böyle midir? Gittiğin yerlerde olaylar seni mi bulur yoksa bunun için özel bir çaba harcıyor musun?

Doğru zamanda doğru yerde olunca olayların da içinde buluyorsun kendini. Ortadoğu ve Afrika bence son bunalımlarını yaşıyor. Bir süre sonra bu denli yüksek şiddet olaylarının olmadığı bir zamana doğru ilerleyecek. Bu bir temenni elbette ancak habercinin işi de olayların tam göbeğinde yer almak. Bugün Türk basını can çekişiyor; çünkü gerçek gazetecilik oturup sadece yorum yapmak değil, olayları da yerinde gözlemleyip anlatabilmek. Maalesef olması gereken bu durum, yerini popülizme bıraktı.  

Haberler sayılarla edebiyat ruhla ilgilidir 

Haber yazmakla yaşadıklarını edebiyata dökmek arasındaki farkı anlatır mısın?
Haber, bir konu ve onun çevresinde dönen olayları resmi bir dille anlatır. İnsanların duygularıyla, ruh halleriyle ilgilenmez. Edebiyata göre barbar sayılabilecek bir soğukkanlılık ister. Oysa edebiyat özgür bir alandır. Hiçbir kuruma baskıya maruz kalmadan, size kelimelerin özgürlüğüyle hareket etme alanı verir. Uzunca bir metinde sokakların sesini, insanların ruh hallerini, karakterlerini irdeleme fırsatı tanır. O yüzden haberler sayılarla, edebiyat ruhla ilgilidir.

Ölümle yaşam arasında bir masal bahçesinde yaşamak nasıl bir duygu?

Hepimiz ölümle yaşam arasında bir düzlükte ilerliyoruz. Sadece çoğumuz bunu unutuyoruz. İnsan kelimesinin nisyandan gelmesi de bu yüzden. Unutmasak halimiz nice olurdu bilmiyorum. Ama yaşadıklarımdan pişman değilim. Bana kaybolan yıllarımı verseler, yine bu coğrafyada bu şekilde harcardım. Psikolojik olarak yorgun olsam da hikâyeleri yaşamak hala güzel. İnsanın anlatacak hikâyeleri olmalı; bu dünyada başka neyimiz var ki? 

Her bölgede dostum var 

Savaş muhabirliğini özlüyor musun? 

Aslında bu meslek bırakılacak bir meslek değil. Şu an sadece yoğun bir şekilde yapmıyorum. Oysa daha geçen ay Tayland’ın güneyinde Patani bölgesindeydim ve orası Asya’nın en yoğun çatışmalarının olduğu bölge. Ben oradayken Müslüman gruplarla Tayland askerleri arasında çıkan çatışmada iki kişi şehit oldu. Bu biraz da yaşam biçimi benim için. Sanıyorum ömrümün sonuna kadar böyle şeyler ilgimi çekmeye devam edecek. 

Kitapta geçen kişilerle irtibatın devam ediyor mu?

Bazılarıyla irtibatım var. Ancak maalesef iç savaşın getirdiği göçler, değişimler irtibatı da koparabiliyor. Ama hemen hemen gittiğim her bölgede dostum bulunuyor. Bir yerde kriz patlak verdi mi onlara ulaşıp olayların göbeğinden bilgi alabiliyorum. Bir gazeteci daha ne ister ki?

Sırada hangi savaş bölgesinin hikâyesi var?

Sırada Irak var. DEAŞ’ın Musul’u ele geçirdiğinde Bağdat’taydım. Fantastik bir hikâye yaşadım. Muhtemelen anılarımdan silinmeden onu da anlatırım. Hikâyelerin ortasında gezince bazen hangisini anlatsam diye bir bocalama da yaşayabiliyor insan. Tabii öncelikli dileğim bu kitabın okurlar tarafından beğenilmesi, okunması…














Önceki Yazı

Bize hiç “Yabancı” değil!

Sonraki Yazı

Filistin’e sahip çıkmak bir vefa borcumuz

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham