Doğumunun 150. yıl dönümünde Mehmed Âkif Ersoy

25 dakikada okunur

Aralık ayı denince birçok kişinin aklına Mehmed Âkif gelir. Çünkü milli şairimiz Âkif’in hem doğum hem de ölüm yıl dönümü aralık ayındadır. Cumhuriyetimizin 100. yılı olarak kutladığımız 2023 aynı zamanda Âkif’in de doğumunun 150. yıl dönümü ve bu vesile ile Türkiye’yi de aşan etkinliklerle milli şairimiz yâd ediliyor. Bu bağlamda Türkiye Yazarlar Birliği öncülüğünde, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Özbekistan Medeniyet Nazırlığı, TİKA, Buhara Devlet Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Mehmet Akif İnan Vakfı, Burdur Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesi, İçişleri Bakanlığı – Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü, Hacettepe Üniversitesi, Yunus Emre Enstitüsü, ADAM Vakfı iş birliği ile Türk dünyası ve Balkanlarda ‘Bilgi Şöleni’ anma programları düzenliyor. Bilgi şöleninin ilki; 22 Kasım’da Âkif’in annesinin memleketi Özbekistan’da Buhara Devlet Üniversitesi’nde ve ikincisi de 26-30 Kasım tarihleri arasında Bakü’de, gerçekleştirildi. 19-24 Aralık tarihleri arasında Âkif’in baba memleketi Kosova’da, 22-24 Aralık tarihleri arasında Burdur’da ve 27-28 Aralık tarihleri arasında Ankara’da yapılacak olan etkinliklerle program devam edecek. Yıllardır, çeşitli meclislerde, akademik buluşmalarda, sanatçılarımıza, değerlerimize, edebiyatçı ve fikir insanlarımıza Batılı toplumlara nazaran çok daha az önem verdiğimizi duyarım. Bu özeleştiri hep yapılır ama faaliyete gelince hep başkasından bekleriz. Mehmet Âkif, Süleyman Nazif, Ziya Osman, Halide Edib, Rıza Tevfik, Ahmet Midhat Efendi yahut diğer binlerce değerimizi daha sık anmalı ve adlarını yaşatmalıyız. Âkif madem milli şairimiz, doğumunun 150. yıl dönümünde daha güçlü yâd edilmeli. Bu vesile ile Mehmed Âkif hakkında kaleme alınmış bazı önemli eserleri sizler için derledim. İyi okumalar dilerim.

Önerdiklerim

Mehmet Akif Ersoy & Hayatı-Seciyesi-Sanatı / Mithat Cemal Kuntay / Alfa 

Ülkemizde edebiyat tarihçiliği adına en parlak örneklerin bir kısmını veren Mithat Cemal’in içten dili ve kıvrak kaleminde otuz beş yılı aşkın bir dostluğun öyküsü…  Mehmet Âkif Ersoy. Ünlü şairimizin çocukluğundan itibaren hayatının her yönüne kelimenin tam anlamıyla hâkim olan Mithat Cemal, kısa kısa dokunuşlarla dindar bir şairin İstanbul’da nasıl gelişip olgunlaştığının tablosunu çiziyor adeta. Hayatı, Seciyesi ve Sanatı adlı üç ana bölümden oluşan bu eseri okumayı bitirdiğinizde İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un şiirini, hakikat uğruna hayatını gözünü kırpmadan veren bir adamın, çevresindeki tüm kalabalığa rağmen yalnızlığını korumayı seçen bir adamın tüm insani yönlerini, acılarını ve düşüncelerini öğreneceksiniz; hem de en yakın dostlarından birinin akıcı satırlarından. “Âkif, benim doğduğum aynı ayın aynı gününde, benim bir zamanlar oturduğum Mısır Apartmanı’nda, benim yatak odamda, benim yattığım noktada ölüyordu…” Milli şairimiz Mehmet Âkif’i en iyi anlatan söz yine onun bir dizesi belki de: Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir!

Çekiç ile Örs Arasında Mehmed Âkif Ersoy / Ahmed Güner Sayar / Ötüken

Ahmed Güner Sayar, Mehmed Âkif Ersoy hakkında birbirinin tekrarı olan ve kendi tabiriyle “sağlıklı bir adese ile tahlil yapılmadığı için mevcut bilgi birikimine katkıları pek görülmeyen” çok sayıda yayın arasında özgün telifin parıltısı ve Âkif’in düşünce iklimini anlamaya dönük bir muzdaribin içine dert olan meseleleri kavramak üzere titizleneceği duyarlılıkların sarkacında kaleme alınmış bu çalışmasıyla mühim ve eski bir davaya hizmet ediyor: Türk münevverinin sorunlarından biri, belki de en çetini olan ve Âkif’in de çözemediği, irrasyonel ile rasyonel arasında kurulması zorunlu dengeye ulaşmak maksadıyla bir ışık tutabilmek. Bu kitap, Neyzen Tevfik’in kardeşi Şefik Kolaylı’nın “Âkif’i anlamak çok zordur. …İnce iştir Âkif’i anlamak.” ifadesinde netleşen, yıllara yayılmış zorlayıcı bir mesainin kalıcı bir ürünü olarak alelade bir biyografi külliyatının değil, bu yüksek çabaların içinde yerini sağlamlaştıracaktır.

Mehmed Akif Ersoy – Hayatı ve Eserleri / Fevziye Abdullah Tansel / Ötüken 

Biyografisinin pek çok satır başı olmakla birlikte Âkif, modernleşme tarihimizin önemli bir figürü olarak serdettiği görüşler ve bu görüşleri dillendirdiği şiirin natıka kudreti dışında bilhassa şahsi meziyetleriyle ön plana çıkan bir his adamıdır. Edebiyat tarihçiliğimizin büyük ve çalışkan siması ve Köprülü okulunun önemli bir mensubu Fevziye Abdullah Tansel’in araştırma-inceleme sahasında ilk telifi olarak 1945’te yayımlanan Mehmed Âkif Ersoy Hayatı ve Eserleri, istiklal şairimiz hakkında kaleme alınan öncü ve değerli monografiler arasında bu şahsiyetli his adamını layıkıyla ortaya koyan bir eser olarak hâlâ kıymetini korumaktadır. Uzun zamandır baskısı bulunmayan kitap, yazarının tabiriyle, o güne kadarki dağınık bilgilerin tertibini, Âkif’in, devrin hadiselerinin şekillendirdiği eserlerinden hareketle, kendisine bir mutaassıp veya mukaddes bir varlık muamelesi yapanlara karşı tarafsız gözle ortaya konulan örnek ve idealist bir insan portresi hâlinde belirmesini sağlamıştır.

1924 & Bir Fotoğrafın Uzun Hikâyesi / Beşir Ayvazoğlu / Kapı

Abdülhak Hamid, Mehmed Akif, Süleyman Nazif, Cenab Şahabeddin, Sami Paşazade Sezai ve Midhat Cemal Kuntay’ı mevsim çiçekleriyle bezeli mükellef bir yemek masasında gösteren ünlü bir fotoğraf vardır. Bu fotoğrafın adeta içine girerek davetin verildiği Mısır Apartmanı’nın kapısından 1924 yılına çıkan Beşir Ayvazoğlu, elinizdeki kitapta, Mehmed Akif’i merkeze alarak, söz konusu davetin sebebini, nerede ve niçin verildiğini, karede yer alan şair ve yazarların birbirleriyle ilişkilerini, o günlerde yaşadıkları dramları, henüz ilan edilmiş olan Cumhuriyet’in hayatlarına nasıl yansıdığını anlatıyor. Karede görünmeseler de, fotoğrafın içine girildiğinde hemen karşılaşılan Faruk Nafiz Çamlıbel, Abbas Halim Paşa ve Fuad Şemsi İnan gibi renkli şahsiyetlerin de yer aldıkları bu kitap, kültür ve edebiyat tarihimizin karanlık noktalarına ışık tutuyor.

Yeni Çıkanlar

Sezai Karakoç’un Hızırla Kırk Saat’i / Osman Bayraktar / Ketebe

Cahit Zarifoğlu, 1967 yılında, Bugün gazetesindeki köşesinde “Hızırla Kırk Saat” için: “Türk şiirinin kendi kaynağına dönme ve kendi olma özgürlüğünü ilan etme ve kendi bayrağını kullanma savaşı ve zaferi,” diyor; “Onda her türlü esaret unsurundan özentisiz ve kendiliğinden ayrı kalmış, fakat kaçınılmaz batıdan gerekli olanları da almayı başarmış bir özgürlük vardır.” diye ekliyor. “Hızırla Kırk Saat” modern Türk şiirinde metafizik yoğunluğu ve etki gücü en yüksek şiirlerden biridir ve Sezai Karakoç’un çizgisi içinde, şiir dilinin düşünce ile kusursuz bütünleşmesini ortaya koyan özgün bir eserdir. Osman Bayraktar, titizlikle hazırladığı çalışmasında, “Hızırla Kırk Saat”in geniş bir tahlilini ortaya koyarken aynı zamanda Karakoç’un sanata bakışını ve poetikasını da irdeliyor. Hem edebiyat dünyasında hem de akademik alanda ilgi odağı olmayı sürdüren “Hızırla Kırk Saat”i, şairin şiirindeki yeri, tarihsel bağlamı, dini-kültürel arka planı, eleştirileri, anlam dünyası, referansları, uyandırdığı etkiler ve daha pek çok bağlamda derinlemesine inceliyor.

Edebiyat ve Cumhuriyet / Kolektif / VakıfBank

Cumhuriyet’i anlamak, bir yönüyle onun edebiyat ve sanatla olan ilişkisini de anlamak demektir. Elinizde tuttuğunuz kitap, bu anlama çabasından yola çıkarak bu geniş alana mütevazı bir katkıda bulunmayı hedefliyor. Cumhuriyet’e edebiyatın ve sanatın perspektifinden bakmayı amaç edinen bu kitap, alanında uzman araştırmacı ve akademisyenlerin makalelerinden oluşuyor. Okurunu Halid Ziya’nın romanlarını sadeleştirme gayretinin arkasında yatan motivasyonlardan Kemal Tahir’in romancılığını da kuşatan Cumhuriyet algısına, dönemin hâkim yayıncılık anlayışından saklı kalmış popüler romanların işlevine değin pek çok farklı konu üzerine düşünmeye sevk ederken Anadolu’nun Cumhuriyet’le kazandığı anlama dikkat çekerek onun farklı yerlerinde mevcut olan Atatürk anıtlarının hikâyesine de kulak vermeye çağırıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. Yılında VakıfBank Kültür Yayınları, Atelye serisinin Edebiyat ve Cumhuriyet odaklı kitabıyla bu asırlık hikâyeyi 100. yılın tanıklarına çeşitli açılardan aktarırken Cumhuriyet’in katmanlı yapısına da vurgu yapıyor.

Deniz Kızı Eftalya / Oğuzhan Murat Öztürk / Ötüken

Hatıratım… Hatıratım… Bir gün, geçici dünyada başımdan esen tatlı bahar rüzgârlarıyla, gürültülü fırtınaların başkalarını alâkadar edecek bir ehemmiyet kazanacağını bilseydim yazardım. Şimdi, geçmiş günlerin birbirine karışmış bir yığın geçirilmiş maceralarını toplayıp, kısa bir zamanda sıraya koymak, bağlayıp anlatmak ne zor ne zor! Deniz Kızı Eftalya Eftalya, yıllarca saz sahnesine hâkim olmuş, halkı teshir etmiş, uzun seneler şanlı, şöhretli bir muganniye olarak maddi ve manevi kazanmış musiki âleminin yalnız şöhret asansörüyle çıkılan irtifalarında sanatkâr payesiyle vaftiz edilmiş bir kadındı. Nusret Safa Coşkun Itri Dede’den Mesud Cemil’e kadar, eski veya yeni bütün musiki üstadları en bülbülleşmiş güfteleriyle Deniz Kızı’nın hançeresinde idiler. Eftalya coştuğu zaman, ortalığı kırar geçirirdi. Bu yüzden adı hovardaya çıkmıştı. Sözün doğrusu, yaşamasını ve yaşatmasını bilen bir kadındı. Boğaziçi, hâlâ onun billur sesinin ürperen hatıralarıyla doludur. Eftalya, sihirli bir asa gibi kullandığı sesiyle İstanbul’u semt semt, dağ dağ, hatta gönül gönül dolaşırdı. Selahaddin Güngör

Ali Şükrü Bey / Necmettin Alkan / Ketebe

Niçin siyasi cinayete kurban gitsin? – Meclis’in en yaman muhaliflerindenmiş de… – Ali Şükrü Bey Meclis’te tek muhalif değil ki… Daha birçok muhalifler var. – Olabilir. Birinci piyango Ali Şükrü Bey’e isabet etmiş olabilir… Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923 günü evinden çıkmış ve bir daha geri dönmemişti. Üç gün sonra bulunan cesedi, büyük tartışmalara yol açmış ve ardında birçok soru işareti doğurmuştu. Öldürülen; Osmanlı Donanması’nda yüksek rütbelere ulaşmış, Mustafa Kemal Paşa’nın davetiyle Milli Mücadele’ye katılmış, başından itibaren İstiklal Harbi içinde yer almış, Birinci Meclis’in en cesur ve muhalif sesi olmuş bir isimdi. Dönemin gazetelerinde cesedinin bulunduğu yer hakkında çeşitli iddialar ortaya atılmıştı. Peki onun bu şüpheli ölümünün ardında yatan gerçek neydi? Bu âdi bir cinayet miydi, siyasî bir suikast miydi yoksa memleketi karıştırmak isteyen ecnebilerin nifak planı mıydı? Elinizdeki kitap, 39 yıllık kısa hayatını asker, muharrir ve mebus kimliğiyle dolu dolu geçiren Ali Şükrü Bey’in öldürülmesiyle ilgili tartışmaları ele almakla birlikte, onun entelektüel ve aksiyoner yönünü de ortaya koyuyor.

İlhan Kurt’tan Tavsiyeler

Yirmi Bir, Ayasofya’nın Gözyaşları, Ârâf, Karınca Nefesi, Kül ve Köz, Dukas, Mesela ve pervane kitaplarının yazarı İlhan Kurt’a “Hangi kitapları okuyalım?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar:

Mehmed Âkif / Süleyman Nazif / Kapı

Mehmed Âkif Ersoy’u yakından tanıyan meşhur şair ve yazar Süleyman Nazif’in, konusuna ilave olarak, yüksek dil ve üslûbuyla da değerli olan önemli eseri. Yazarın, Mehmed Akif’in hayatı, düşünceleri; ahlâkı, şiiri ve san’atı hakkındaki tahlilleri; kendi bildikleri, duygu ve düşünceleri. Mehmed Âkif için yazılmış ilk ve yaşarken yayınlanmış tek kitap. Mehmed Akif’in şiirlerinin, “Necid Çöllerinden Medine’ye” ve “Âsım”ın yüksek san’at ve fikir değerleri hakkında yapılan önemli tesbitler. Yazar Süleyman Nazif’in yine yakından tanıdığı Tevfik Fikret ile Mehmed Akif’i san’at ve dünya görüşleri bakımından çok önemli bir karşılaştırması. Değiştirilmeden, sadeleştirilmeden yeni harflere aynen çevrilen ve asıl metni de karşısına konulan sayfalarda, geniş açıklamalar ekiyle, bir dil, edebiyat ve tarih belgesi.

Akifname / Hasan Basri Çantay / Erguvan

Edebiyat ve sanat tarihimizde Akif’in yeri, derinlikte Yunus’ların ayak ucunda ise de, azametle parlaklıkta Fuzûlî’lerle Si- nan’ların başucundadır. Akif, yalnız yirminci asrın Müslüman-Türk şairi değil, dokuzyüz yıllık tarihimizin en yükseklerde duran terennümcüsüdür. O koca bir tarihin türbedârıdır. Yayını en sona ka- lan (1966), fakat yazımı itibariyle en önce tamamlanan Çantay’ın Akifnâme’si (1937); Eşref Edip’in birinci cildi (aralık 1938) ve ikinci cildi (nisan 1939) ve Midhad Cemal’in Mehmet Akif’i (1939 nisanı civarında)!.. Bu dört büyük cilt, Akif hakkında bugün en temel kaynaklarımız arasında sayılırlar. Dolayısıyla bu dört cilt, Akif konusunda yapılacak her türlü çalışmalar için, sağlam birer hazine değerindedirler. Kaldı ki bu husus, bugünden geriye bakarak çı- kardığımız bir sonuç olmayıp, daha 1939 şartlarında farkına varılmış bir kaziyye hükmündedir.

Mehmed Akif Hayatı Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları / Eşref Edib / Beyan

Eşref Edib tarafından hazırlanan Mehmed Âkif: Hayatı, Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları, Mehmed Âkif üzerine yazılan metinler içinde malzeme açısından en zengin, en önemli arşiv olma vasfını taşımakta ve yapılan inceleme ve araştırmalarda hâlâ ilk kaynak olma özelliğini korumaktadır. Peyami Safa’nın ifadesiyle; Eşref Edibin bu eseri Edebiyat tarihi etüdlerine esas olabilecek bir vesika niteliğindedir. Âbidin Daver tarafından İstiklâl Harbinin manevî cephesi kahramanı olarak nitelenen Üstad Âkifi hakkıyla anlatan Eşref Edibin bu eseri, yayınladığı dönemden günümüze kadar hep birinci kaynak olma özelliğini korumuştur.

 

Âkifçe  / İsmail Lütfi Çakan / Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Milli şairimiz Mehmed Âkif’in, bir kısmı hemen hemen bir asırlık şiirlerindeki tespit ve değerlendirmeleri, hem evrensel ve hem de güncel gerçeklerin apaçık birer teşhis ve ilânıdır. Âkif’in, çıkış ve çözüm yolu olarak ortaya koyduğu önerileri de çoğu konuda geçerliğini aynen korumaktadır. Bu sebeple Âkif merhum, fikir ve düşünceleriyle sanki dün yaşamış kadar günümüze yakın ve canlı durmaktadır. Bize göre onun bu diriliğinin gerçek sebebi, kişiliğini dokuyan inanç, bilgi, yürek, san’at gibi evrensel değerler ve özellikle sahip bulunduğu mümin ferâseti, önsezisidir. Dolayısıyla bu kitapçık, yaşanmakta olan olayları Âkifçe değerlendirmeye ne kadar ihtiyacımızın bulunduğunu gösteren bir dosya niteliğindedir.

 

Önceki Yazı

2023 sinema ajandasında neler oldu?

Sonraki Yazı

Sanatın plastik yansımaları

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde