Dolaşık değil dolanık bir dünya hakikati

5 dakikada okunur

“Tanrım! İşe yaramaz şeyleri görmemize engel ol, Sen’in tüm gerçeğini görmek için her şeyi gören gözler ver.” Soren Kierkegaard böyle demiş. 

Görme biçimleri, duyma biçimleri, sevme biçimleri, nefret biçimleri, savunma biçimleri, yok etme biçimleri, inanma biçimleri…Gerçeğin bin bir yüzü de hakikate dahil.

Her şey, her şeyle hakikatte ne kadar dolanık ama dolaşık değil.Değil çünkü karmaşık değil. Dolaşıklık birbirine temas edildiği hâlde birbiriyle iletişim, alışveriş içinde olmamak demek. Dolanıklık ise birbirinden uzakta, temas yoksa dahi birbiriyle bağlantı, ilişki içinde olma hâli. Kâinat dolaşık değil dolanık hâlde, onun bir parçası olan insanlık da öyle. Bu görme biçimine sahip olanlar bu hakikatten uzak değil.

“Dolanıklık kuantum mekaniğine özgü bir olgudur. İki elektron parçası ışık yılı uzaklıkta olsa dahi birbirlerini etkileyebilirler.”

Her insan en az bir görme biçimini temsil eder. Görme biçimimiz yalnızca kendimizin kurduğu bir yapı değil. Aile, çevre, toplum ve dünya onun zemininde ve gelişiminde yer alır. Yine de tüm bu yapı, yapılar tahakküm kuracak güce sahip değiller. Çünkü bana verilen aklı işletmek, yürütmek gibi bir donanımım, imkânım var ve tüm bu dolaşıklığın üstesinden gelebilirim. 

Akıl, dolaşık olanı yani birbirine değdiği hâlde ilişki içinde olmayanı dolanık hâle yükseltebilir, birbiriyle iletişim hâline sokabilir. Bütün insanlık dolanık hâldeyken, görme, duyma, sevme, inanma biçimi bozukluklarından ötürü dolaşık hâlde yaşıyoruz. Ben insanım ve bir İngiliz de insandır ve bir Filistinli de insandır ve bir Afrikalı da.  O hâlde Bir Filistinliyi, Bir İngiliz’i, bir Afrikalıyı kendimden ayrı ve başka sanırken aslında onunla daha da dolaşık bir ilişki biçimine giriyorum. Birbirimize daha çok değiyoruz, bulanıyoruz, temas ediyoruz ama ilişkimizden bir iletişim, bir birliktelik hasıl olmuyor.

 Kendi kuyumuzdan daha derini kendi güneşimizden daha parlağı yok.

Aklımı işletemezsem, bugün zulme uğrayan kişinin yarın ben olacağını anlayamam.Gerçeği inşa etmek için bütün kötülük biçimlerini kullananlar yarın tasavvurlarında, projelerinde kendilerinden başka insanlara yer vermiyorlar neredeyse. Gücün her şeyi belirlediği bir dünyada ahlaka dair hiçbir erdem onları ilgilendirmiyor. 

Korkmayınız. Kierkegaard’ın duasına talipseniz, mühim olan görmeniz de değil, yalnızca bu görme biçimine talipseniz bize böyle bir yarın inşa edemeyeceklerdir.

Hakikat bin bir yüzlüdür. Bir yüzünü söylerseniz diğer bin yüzü eksik kalır. Onlar hakikatin bir yüzünü dahi inşa edemezler, yalnızca bir gerçeklik kurgularlar fakat bu teknolojik çağda gördük ki o gerçeklikler de kumdan kaleler, içi boş cevizler gibi.

Özü yok, özü olmayan yalnızca kabuktur. Kabuk yeşermez, çürür gider. 

Rüzgâr tenimize değdiğinde göz rüzgârı görmez. Ama görme biçimine sahipsek bunun bir hakikat olduğunu biliriz.

Biz bu duaya talibiz. “Tanrım! İşe yaramaz şeyleri görmemize engel ol, Sen’in tüm gerçeğini görmek için her şeyi gören gözler ver.”

Önceki Yazı

Edebiyat hayat kurtarır mı?

Sonraki Yazı

Öykü Günleri’nde İstanbul rüzgarı esti

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine