Dublin’den İstanbul’a; Mangan Mangan!

6 dakikada okunur

“Ah, elleri kanlı olan dâima görür

Ama onu pişman eden o görüntüler

Şimdi bana olduğu gibi, ağlatır böylece,

Bütün bir gece boyunca, dizlerimin üstünde,

Dâima: Allah, Allah. Hû! ”

(Mangan / Mohara’nın Uğuldayan Şarkısı)

Şair Âdem Turan’ın Borges/Mangan/Hafız üçlemesi olarak planladığı şiir serisinin ikinci kitabı, geçtiğimiz günlerde Hece/Şiir etiketiyle yayımlandı. Borges Borges adıyla ilk taşı atarak çıktığı yolun ikinci durağında İrlanda’nın Akif’i James Clarence MANGAN’ı merkezine alan Turan, Mangan Mangan / Gün Batarken Gün Doğumu kitabındaki 19 şiirin tamamımda aynı özneye yaslanarak, bu ilginç İrlandalıya doğru söylüyor şiirlerini. Mangan, edebiyat kamusu tarafından keşfedilmiş ancak üzerinde pek durulmamış/hak ettiği ilgiyi görmemiş bir isim malum. Oysa Osmanlı Sarayı’nın ilgisini çekmek için numaralar çeken yerel bir kasaba şairinden değil, Dublin’in meydanına heykeli dikilmiş, İrlanda ulusal marşını yazmış, çağdaşı birçok yazarı etkilemiş, sözgelimi Joyce’nun “İrlanda’nın bütün geçmişini kafasında taşıyan adam” dediği, ortak kabul görmüş büyük bir İrlandalı şairden bahsediyoruz aslında.

James Clarence MANGAN kısa hayatı (1803-1849) boyunca İrlanda’dan dışarı çıkmasa da, Karaman, Erzurum, İstanbul gibi şehirleri görmeden yazdığı, “Karamanian Exile/Karamanlı Sürgün”, “Three Khalenders/Üç Kalender” ve “Meadowy Bosphorous” gibi şiirlerinde yakaladığı/yakalandığı Türkçe ses evreni muazzamdır. Bilhassa İngiliz şiir tekniğinden uzakta, Türk gazel formunu kullanarak yazdığı şiirlerinde, şair olarak dâhil olduğu bu kültürel aidiyete attığı derinlemesine bakış ve tam ortasından seslendiği mesafeye hâkim o duygusal gerilim; inanılacak, akıl alacak ve yorumlanacak gibi değildir gerçekten. Mangan’ın bir vesileyle Farsça, Arapça ve Osmanlıca öğrendiğini varsaysak bile, eriştiği bilgiyle kurduğu şiirin, ruhunun bu topraklara göçmüş olması dışında mantıklı bir izahını yapmak zor. Yönünü, gözünü ve ruhunu bize doğru çevirmiş içimizdeki son İrlandalı Mangan’ın şiirlerine yansıyan Doğu anlatısı, baş eğen değil baş kaldıran ve İngiliz emperyalizmini reddeden şahsiyetli bir bilincin ürettiği bakışların toplamını temsil eder. Doğu’nun bir kavram olarak (egzotik, erotik, acımasız, büyülü) onun zihninde işgal ettiği yer, eski oryantalistlerin (hatta zaman zaman romantik oryantalistlerin) anladığı yanıltıcı biçim’e değil, dönemi için neredeyse bir anti-tez sayılabilecek -kendi ilhamıyla ulaştığı- o saf (bağımsız/etkiye kapalı odak) gerçekliğe dayanır.

Âdem Turan’ın, Türkçe’de derli toplu bir divanı bile bulunmayan İrlandalı Mangan’ın yüzyıllar önce Anadolu’ya göçen o güzel ruhunu selamlayarak, bir şaire yapılacak en güzel karşıla(ş)mayı tertip ettiği 19 şiirden mütevellit -eser miktarda Kelt yalnızlığı da içeren- kitabı, yalnızca bir şair vefasını değil, Türkçe köprüsünün söz veçheleri ve Doğu imgesinin kültürel yolculuğunu da içeren oldukça güçlü bir tarihsel atmosfere sahip.

Âdem Turan’ın bu kitabının Mangan’a giden o dar yolları genişleterek, tamamının olmasa bile, Osmanlı-Türk-Tasavvuf-Gazel başlıklarına sahip 35 şiirinin, yine tüm yazılarını değilse bile 1837-1846 yılları arasında Türk şiirini konu olan en önemli 6 makalesinin kitap olarak yayımlanmasına vesile olmasını canı gönülden diliyorum. Bir Adem’den başka bir ademoğluna doğru kanatlanan bembeyaz bir dizeyle bitirelim; ‘’Bulutların diliyle geldim, size kardeş olmaya / İçinizdeki Türk benim; La İlahe İllallah!’’

Önceki Yazı

Sesin Gül Kokusu İle Dansı: Kayhan Kalhor

Sonraki Yazı

Sanat Bizim En Büyük Silahımız

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.