Edebiyatçılarımızı yâd etmek

21 dakikada okunur

Edebiyat dendiğinde dünyada akla Balzac, Dickens, Tolstoy, Cervantes, London, Twain, Wilde vs. vs. gelir fakat binlerce yıllık bir kültür ve edebiyata sahip milletimiz en az yukarıda saydığım isimler kadar yetkin ve üretken edebiyatçılar çıkarmıştır. Maalesef edebiyatımız ve edebiyatçılarımızı dünyaya tanıtma noktasında bir zaafımız var. Bazı zamanlar bir Türk romanını okurken o eserin Batı’da ortaya çıkmış ve çok ses getirmiş herhangi bir eserden çok daha başarılı olduğunu düşünürüm. Ama bir bakarım ki çok az sayıda dile tercüme edilmiş. Birçok alanda olduğu gibi burada da belli ki üzerimize düşeni yerine getirmiyor ve dersimize iyi çalışmıyoruz. Biraz da rüzgâr tersten esiyor tabii. Çoğu zaman biz dahi ediplerimizi hatırlamıyoruz. Mesela Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi çok yönlü ve kalemi güçlü bir edebiyatçımız, saygıdeğer hocam Prof. Dr. Abdullah Uçman’ın 40 yılı aşkın süredir sürdürdüğü çalışmaları olmasa edebiyat tarihimizde yer etmeyecekti.  Türk edebiyatı çok şükür zengin bir birikime sahip ve nitelikli edebiyatçılarımızın sayısı da çoktur. Takvime bir bakıyorum da nisan ayı içinde vefat eden ve tekrar hatırlanmayı bekleyen ne kadar çok edebiyatçımız var. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Sabahattin Ali, Remzi Oğuz Arık, Feyyaz Kayacan, Vedat Nedim Tör, Şevket Rado, Ümit Kaftancıoğlu, Orhon Murat Arıburnu, Muallim Naci, Abdülhak Hâmid Tarhan, Suut Kemaleddin Yetkin, Ali Oktay Rifat, Sabahattin Kudret Aksal, Kemal Tahir, Sadettin Nüzhet Ergun, Sami Paşazade Sezai ve niceleri… Nasıl yad ederiz? Başta eserlerini okuyarak. Belki kabirlerini ziyaret ederek ya da varsa bu isimleri etrafında hazırlanan panel ve seminerlere katılarak. Esenler Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü olarak Gidenler Ardından (Öğrenci Paneli) ve Önderlerin İzinde (Kabir Ziyareti) programları ile her ay bu düşünceyi gerçekleştirmeye gayret ediyoruz. Devamının gelmesini ve geniş halkalara yayılmasını temenni eder bayramınızı kutlarım. 

Önerdiklerim

Serâb-ı Ömrüm / Rıza Tevfik Bölükbaşı / Kapı Yayınları

Rıza Tevfik Bölükbaşı… Şair, kültür ve siyaset adamı. Estetikçi. Feylesof lakabıyla ünlenmiş belki de ilk aktivistlerimizden. Kişiliği kadar zengin bir hayatı oldu. Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını içeriden yaşadı. Şairdi. Lirizmle atbaşı giden coşkulu duyuşları, Halk ve Tekke Şiiri’nin kaynaklarına kadar uzandı. Spora düşkündü ayrıca. Durulmaz bir zihin yapısı vardı. Ve, Serâb-ı Ömrüm… Rıza Tevfik’in sevilen şiirlerinin toplamı. Yetmedi, hemen hemen yazdığı diğer bütün şiirleri… Şiir ve hasret … Bugün ve geçmiş. Öfke ve hiciv. Zekânın uzak yoklayışlarıyla örülmüş bir şiir evreni. Varlık ve yokluk arayışlarının kalp çarpıntısıyla dile duruşu. Aşk kadar tabiatın da coştuğu çarpıcı bir dil akışkanlığı. Şiirimizin dünden bugüne geçirdiği merhaleleri izlemek için eşsiz bir kaynak. Ömrünü Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın hayat ve eserini anlamaya adamış Abdullah Uçman imzasıyla… “Uçun kuşlar uçun! Doğduğum yere; / Şimdi dağlarında mor sünbül vardır. / Ormanlar koynunda, bir serin dere, / Dikenler içinde sarı gül vardır…”

Devlet Ana / Kemal Tahir / Ketebe Yayınları

Devlet Ana, bütün eserleriyle edebiyatımızda ırmaklar gibi çağlayan Kemal Tahir’in belki de okyanusa kavuştuğu eserinin adıdır. “Köy-şehir-halk, maksat Türk insanının cevherini bulmaktır.” diyen Tahir’in, bir imparatorluğun kuruluş dinamiklerini keşfe çıkarken insanımızın bu coğrafyada tutunmasını sağlayan tabiatını da gerek tarihî kişilikler gerek kurmaca karakterlerle yansıtması, edebiyatımızın en özel romanlarından birini ortaya çıkarır. 1968 yılında Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’ne değer görülen Devlet Ana, Türkçenin çok katmanlı yapısına yaslanırken tarihsel deneyimi zengin bir dilin roman sanatı içinde hangi irtifalara çıkabileceğinin de en önemli örneklerinden biri olmuştur. Kemal Tahir; yarına dair umudu, kuruluş tecrübesinde dirilterek nesiller boyu ilham alınan bir eseri dilimize hediye etmiştir. “Yıllardır konuşuyoruz; görüyorum ki, hâlâ Osmanlı’yı hafife alanlarımız var. Dünyada kurulmuş imparatorluklar -en kabadayı- yüz elli iki yüz yılda paramparça olduğu halde, Osmanlı İmparatorluğu’nun neden altı yüz yıl sürdüğünü hiç düşündünüz mü? Bütün imparatorluklardan gereken tarih dersini almış ve buna göre bir çekirdek model kurmuştur da ondan!”

Sergüzeşt / Samipaşazade Sezai / İletişim Yayınları

Samipaşazade Sezai, Sergüzeşt’te döneminin en büyük toplumsal gerçeklerinden biri olan esirliğin yakıcılığını tüm yönleriyle anlatıyor. Samipaşazade Sezai’nin, Kafkasya’da esir tüccarları tarafından kaçırılan ve memleketinden uzaklara, İstanbul’a getirilen küçük Dilber’in genç bir kadın olma sürecinde yaşadığı acıları, konaklarda çektiği zorlukları, aşka dair hayal kırıklıklarını anlattığı Sergüzeşt, aynı zamanda özgürlükçü fikirlerle tanışmaya başlayan Tanzimat aydınının esaret olgusuna yönelttiği bir eleştiri olarak da öne çıkar Romanın 1888 yılında yapılan ilk baskısını 1924 yılında yayımlanan nüshayla karşılaştırarak hazırlanan eleştirel basımda bu sayede, hem yazarın hem de bahsedilen dönemlerin edebiyat anlayışındaki değişim gösterilirken, aynı zamanda dipnotlarla, günümüz okurunun metni ve metnin geçtiği zamanı daha detaylı bir biçimde anlamasının da imkânı yaratılıyor. “[Samipaşazade Sezai’nin] eserinin en büyük meziyeti tasvirlerinin fevkalade olmasıyla beraber fenn ü hakikat dairesinden çıkmamasıdır.”

Ömer’in Çocukluğu / Muallim Naci / Büyüyenay Yayınları

Muallim Naci’nin hacim bakımından küçük olmakla birlikte ismini günümüze kadar taşıyan, çocuklara olduğu kadar yetişkinlere de hitap eden tek bir eseri vardır: Ömer’in Çocukluğu. Muallim Naci’nin asıl ismi, bu kitabın başlığında yer alıyor; kendisi ise küçük bir çocuk olarak bu hatırat kitabında yaşıyor. Ömer’in Çocukluğu Türk edebiyatında hatırat türünün, çocukluk ve gençlik hatıralarını ihtiva eden ilk örneklerinden biridir. Muallim Naci, Ömer’in Çocukluğu’nda ilk çocukluk yıllarını, çocukluğunun geçtiği ortamı, Fatih’teki evlerini, ailesi ve çevresini, okuduğu mektebi, ilkokul yıllarını yani çocukluğu ile ilgili hatırında kalan birçok hatırayı; sade ve samimi bir üslûpla, bir çocuğun bakışı açısıyla okuyucuya aktarmıştır. Bütün bu çocukluk hatıraları; Muallim Naci’nin ilk çocukluğunu yaşadığı 1850’li yıllardaki cemiyet ve aile hayatını, sokak ve mahallenin kendine mahsus dünyasını, babasının saraç olması münasebetiyle esnaf ve zanaatkârların yaşantısını, ilk mektep tahsilinin halini ortaya koymaktadır.

Yeni Çıkanlar

Türk Müziği Klasikleri / M. Fatih Salgar / Ötüken Neşriyat

Hiç şüphe yok ki klasik musikimiz, medeniyetimizin önemli sanat dallarından biri, belki de en önde gelenidir. “Makam ve usul” temeline dayalı musikimizin, “üslup, tavır ve aralık” gibi hayati sayabileceğimiz bu üç özelliğini kâğıt üzerine aksettirmenin zorlukları bilinmektedir. Bu nedenle de musikimiz çok eskiden beri çeşitli nota yazımına sahip olmasına rağmen “meşk” sistemini en sağlıklı yol olarak benimsemiş ve uzun yıllar devamlılığını bu yol ile sağlamıştır. Dolayısıyla meşk için sağlam bir kaynak olarak bilinen (Fem-i Muhsin) bir üstattan eserleri geçmiş olmak, önemli bir ayrıcalık kabul edilmiştir. Günümüzün teknolojisi, sahip olduğumuz ses kayıtlarıyla bize bu imkânı sunmaktadır. Bu yoldan hareketle 74 makamdan peşrev, kâr, kârçe, kâr-ı nâtık, beste, ağır semai, yürük semai ve saz semai’si gibi yüksek san’at değerine sahip 461 klasik formdaki eser, yetkin kurum ve solistlerin icrasına göre bire bir notaya alındı. 

Teşkilat-ı Mahsûsa’nın Doğu Afrika Faaliyetleri / Tuğrul Oğuzhan Yılmaz / Ötüken Neşriyat

Teşkilât-ı Mahsûsa’nın örtülü olarak faaliyet gösterdiği bölgelerden bir tanesi de Doğu Afrika’ydı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Sudan, Habeşistan ve Somali’de yerel unsurlarla kurduğu ilişkiler sayesinde bölgedeki etki ve nüfuz mücadelesine Afrika Grupları Komutanlığı ve Habeşistan Başşehbenderliği üzerinden dahil olan Teşkilât-ı Mahsûsa, Doğu Afrika Müslümanlarını İtilâf Devletleri’ne karşı ayaklandırmaya çalışacaktı. Nitekim Enver Paşa, 5 Ekim 1915 tarihli bir nutkunda bu durumu şu şekilde dile getiriyordu: “Mısır aleyhine yapılacak bir sefer muvaffak olacak… Trablus’a bir ruh nefha edeceğiz ve böylece İtalyanların başına yeni bir Habeşistan çıkaracağız… Sudan’ı ayaklandırmak için Hartum’da görünmek kâfidir”. Bu kitapta bugüne kadar hiç anlatılmayan hikâyeleri bulacaksınız. Ülkelerini ayakta tutabilmek için mücadele eden direnişçilerin unutulduğu dört yıl süren savaş sırasında “hasta adam”ın canlı canlı mezara girmesini kabul etmeyen bu idealist kuşak, işte bu coğrafyada kurulan devletlerin de temelini atacaktı.

Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri / François Georgeon / İletişim Yayınları

François Georgeon, Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri-Yusuf Akçura’da yalnızca bir biyografi sunmuyor, Türk Derneği’nin kurucuları arasında yer alan, Türk Yurdu dergisinin de yöneticiliğini yapmış Akçura’nın düşünce dünyasının izlerini çocukluğundan başlayarak sürüyor, Birinci Dünya Savaşı’ndaki çabalarından, Cumhuriyet kurulduktan sonra Meclis’te yürüttüğü çalışmalara dek bu izlerin eyleme nasıl dönüştüklerini inceliyor. Akçura’nın düşünce hayatına katkılarının, özgün fikirlerinin altını çiziyor. Döneminin diğer Türkçü düşünürlerinden farkını ortaya koyarak pantürkizmin mucidi Yusuf Akçura’yı, kendi eserleri ve düşünce hattı üzerinden değerlendirerek ihmal edilmiş eleştirel, modern ve yenilikçi yönünü ortaya çıkarıyor. “İslâm ülkelerinde yüzyıllardan beri egemen olan fikrî tutum geleneklere saygı gösterme ve tefsir anlayışıydı. Geleneğin ve tefsirin iktidarının yerine, tarihin ve eleştirinin egemenliğini getirmeye çalışmak; şüphesiz ki bu bir düşünsel devrim niteliğindedir. Akçura, bu, tarihe ‘dönüş’ olgusunda ön planda yer alanlardan biriydi; tarih onu açık düşünceli, yaşadığı dünyayı en iyi anlayan aydınlardan biri kılmıştı. Akçura, dünya sahnesine yeni toplumsal, ekonomik ve siyasal güçlerin çıktığını kavramıştı. Türk toplumu er geç bu güçlerle karşı karşıya gelecekti.”

Rusya / Antony Beevor / Kronik Yayınları

1917’nin Şubat ve Ekim Devrimleriyle Çar II. Nikolay önce tahttan inmiş, ardından iki meclis ortaya çıkmış ve neticede Bolşeviklerin iktidar yürüyüşü başlamıştı. Ekim Devrimi’nden hemen sonra patlak veren iç savaş, imparatorluğun dört bir yanının barut kokmasına ve amansız bir mücadeleye yol açacaktı. Çarlık Rusyası nasıl çöktü? Osmanlı İmparatorluğu Çarlık Rusyası’nın çöküşünde nasıl bir rol oynadı? Bolşevikler nasıl güçlendi? Lenin, Troçki ve Stalin gibi isimler nasıl ön plana çıktı? Kanlı iç savaştan Bolşevikler nasıl galip çıktı? Ünlü tarihçi Antony Beevor Rusya: Devrim ve İç Savaş 1917-1921’de bu ve benzeri pek çok soruyu ustalıkla yanıtlıyor. Bu döneme ilişkin çalışmalar genellikle siyaset ve ideolojiye odaklansa da Beevor, Rus arşivlerinden elde ettiği yeni materyallerle desteklediği savaşın ham gerçekliğini bir askeri tarihçi becerisiyle tasvir ediyor. Rusya: Devrim ve İç Savaş 1917-1921, Rusya’da başlayan işçi hareketlerinin ve nihayetinde yol açtığı iç savaşın dünyayı nasıl değiştirdiğini merak edenler için vazgeçilmez bir kaynak. 

 

Önceki Yazı

Sinemada bahar havasi: İlk cemre düştü

Sonraki Yazı

Bir tereddütün fakat kusursuz güzelliğin baharı

Son Yazılar

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileriyle yazar Sait Faik’in vefatının 70. yılında Burgazada’da birlikteydik. Burgazada

Şiir daima bir fazladır

Şair İhsan Deniz: “Şiir kendi başına vardır, olduğu yerde durur, orda, ancak orada vardır. Tanımlar ne