Edebiyatın ‘film şeridi’

5 dakikada okunur

 

Başlangıcı neredeyse yazının bulunmasına tarihlenebilecek edebiyat ile 1800’lerden itibaren  “boy gösteren” sinema arasındaki ilişki sanattaki en eski, en güçlü diyaloglardan biri. Sinemanın bir sanat dalı olarak varlığını hissettirmesinden itibaren de yavaş yavaş roman uyarlamalarının tercih edildiğini göz önüne aldığımız bu ilişkinin meşruluğunu da kabul etmiş oluyoruz.

Heyecanı bir an düşmeyen, hikâyesiyle sizi sarıp sarmalayan romanları okuduğunuzda “Bu kitaptan ne güzel bir film olur” demiyor musunuz? Sinema bunun örnekleriyle dolu. Öyle ki bazı filmler, kaynağı olan kitapları bile -etkileyiciliği açısından- gölgede bırakıyor.  Türk edebiyatının macera dolu romanları, hayattan kesitler sunan hikâyeleri, dramları Türk sinemasının inşasına katkı sunmadı mı dersiniz?

Bu uyarlamalara “kısa bir film şeridi” yapıp göz atalım…  Memduh Ün’ün yönetmenliğini yaptığı, Güzin Özipek, Semiramis Pekkan, Cüneyt Gökçer, Fatma Girik ve Ediz Hun’un başrolünde olduğu 1967 yapımı “Yaprak Dökümü” öyle zannediyorum ki hikâyesiyle, karakterleri ve olay örgüsüyle, görsel olarak anlatılmaya en iştah açan eserlerden… Orhan Kemal’in buram buram Çukurova kokan, para kazanmak, daha iyi şartlarda yaşamak için köyden göçen üç arkadaşın serüvenini anlattığı romanı “Bereketli Topraklar Üzerine” 1979 yılında Tuncel Kurtiz tarafından filme uyarlanmıştı. Senaryo ise Tuncel Kurtiz’e aitti. Film amacına ulaşmıştı ki bu toprakların öyküsünü sinemanın diliyle dünyaya duyurdu ve 1981 yılında Strazburg Avrupa Film Festivali’nde büyük ödülün sahibi oldu. Sayfalar dolusu yazsak, yerini, önemini anlatamayız; Rıfat Ilgaz’ın kaleme aldığı “Hababam Sınıfı” edebiyat-sinema ilişkisinin Türkiye’deki zirvesi.

Ilgaz’ın 1957’de yayımlanan romanı Yeşilçam’ın da dönüm noktalarından biri oldu. 1975’te Ertem Eğilmez’in yorumuyla, oyuncuların performansıyla bir efsane olan film, hem Türk edebiyatının hem Türk sinemasının mihenk taşlarından.

Başarılı uyarlamaları sayfalara sığdırmak elbette imkânsız. “Vurun Kahpeye”, “Bir Dağ Masalı”, “Hıçkırık”, “Minyeli Abdullah”, “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu “, “Kuyucaklı Yusuf” akla ilk gelen diğer filmler arasında. Son olarak; günümüz şartları ve sinema anlayışıyla edebi uyarlamalar bugün aynı çıtaya yakalayabilir mi, tartışılır. Özellikle edebiyat severler iyi bir uyarlamaya yıllardır hasret.

Sadece Türk edebiyatı değil, elbette dünya edebiyatından uyarlanan romanların sayısı da sınırsız. Son yıllarda polisiye romanlar daha sık tercih edilir olsa da, baş yapıtlar tekrar tekrar beyaz perdede izleyiciyle buluşuyor. Bunun lezzeti ise her coğrafyanın, her kültürün, her yönetmenin klasiği kendi gözüyle, kendi değerleriyle yorumlaması.  Kısacası “Herkesin klasiği kendine.” Fakat bununla beraber bazı eserler var ki, yönetmene istediği kadar alan açsa da dramaturjik açıdan kendi koyduğu sınırların dışına çıkmasına izin vermiyor. Bu da sanatın sonsuz döngüsüne karşın, klasiklerin ve köklerin ne kadar güçlü olduğunun bir tezahürü.

Önceki Yazı

Sinemanın büyüsü

Sonraki Yazı

Bağlılık Hasan’da rüzgar başrolde

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de