Efsanelerin ötesinde bizden biri “Eftalya”

//
18 dakikada okunur

Doç. Dr. Bilen Işıktaş: “Eftalya efsanesi, küçük bir kız çocuğunun öyküsü olarak Boğaziçi’nde başladı ve Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin sahnelerindeki ilk kadın assolist, önemli bir yıldızın yaşamı burada sonlandı. 1936 Ağustos’undaki saatlerce süren, Şirket-i Hayriye etkinliğindeki o konserin ardından ciddi sağlık problemleri yaşadı ve sahnelerden çekildi. Efsanevi kadın yıldızlar için çok kullanılan bir şeydir aslında bu. Edith Piaf için Paris’in sesi denir, Ümmü Gülsüm’e Nil’in sesi yakıştırması yapılır. Ben de Eftalya’nın Boğaziçi’ne ait büyülü bir ses olduğunu düşünüyorum.”

Bilen Hoca’nın kitabının çıktığını duyup da Denizkızı Eftalya’yla karşılaşınca kulaklarımda, “Kadıköylü” şarkısı çalmaya başlamıştı bile. Bazen babasıyla bazen tek başına denize açılır, bu sandal sefalarına Denizkızı’nın büyüleyici sesiyle mest olan bazen 10 bazen 20 sandal eşlik edermiş. Derler ki o şarkıyı söylemeye başlayınca her şey susar hayat dururmuş. İşte böyle bir ses böyle bir güzellik Denizkızı Eftalya. 20. yüzyılın başlarında İstanbul’da yaşayan ve Türk müziği icra eden ilk kadın Eftalya’nın portresinin geniş çaplı incelendiği Boğaziçi’nin Büyülü Sesi “Denizkızı Eftalya” kitabını Doç. Dr. Bilen Işıktaş ile konuştuk. Türkiye’nin ilk assolistinin yaşam öyküsü, dönemi, yaşamı ve çevresine ışık tutan kitap çalışmasına dair detaylar röportajımızda. Ha unutmadan, Denizkızı’nın sesinden “Biz Heybeli’de her gece” şarkısı eşliğinde röportajı okumaya başlayabilirsiniz. Keyifli dinlemeler. 🙂

Daha önce bir efsane olan Şerif Muhiddin ile ilgili bir kitap çalışmanız olmuştu. Şimdi ise farklı bir sosyal sınıf ve kültürel dokudan gelen Boğaziçi’nin sesi Eftalya’yı konu ediniyorsunuz. Kitabın oluşum sürecinden bahseder misiniz?

Galiba müzik tarihinin üzerinde çok çalışılmamış önemli karakterleri bana araştırma konusu olarak daha cazip geliyor. Bunun birkaç nedeni var. Yalnızca bir sanatçının müziği ve yaşamını değil, aynı zamanda dönemi, toplumsal ve kültürel dinamikleriyle tahlil etme imkânını da veriyor. Benim için hiçbir zaman sadece belge yayıncılığı tatmin edici gelmemiştir. Günümüz teknolojisi ve koşulları içinde artık belgesine ulaşmak, basın taramak eskisi kadar zor değil. Oturduğunuz yerden dünyanın herhangi bir köşesindeki kütüphaneye hızlıca erişebiliyorsunuz. Mesele belgeyi/veriyi müzik bilimi ve sosyal bilimlerle ilişkili biçimde kullanabilmekte gizli. Disiplinler arası çalışma, özellikle sosyoloji ve tarihin teorik araçlarını bir arada değerlendirmek daha zengin bir bakış açısı getiriyor bizlere. Eftalya konusu tüm bunların kullanılacağı bir çerçeve sunuyor. İşin içinde bir müzikal portrenin etrafında şekillenen değişim olgusu, erken Cumhuriyet döneminin müzik yaşamı ve eğlence kültürü, toplumsal cinsiyet bağlamı, politikası ve daha pek çok çekici başlık var. Eftalya, 1930’ların müzik yaşamı hakkındaki çalışmalarımın aslında öznelerinden sadece biriydi. Bunun devamı da gelecek.

Denizkızı Eftalya ile ilgili arşiv çalışması yapmanızın özel bir sebebi oldu mu

  1. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk yarısına uzanan dönemde sazendeler ve hanendeler, onların müzik algısı özellikle ilgimi çeken bir konudur. Yıllar içerisinde bir hayli arşiv malzemesi biriktirdim. Böylelikle başta Şerif Muhiddin olmak üzere, Lemi Atlı, Safiye Ayla veya Dârülelhân gibi kişi ve kurumlar üzerine çalışmalar yaptım. Bu birikimin sonucunda yayımlanmak üzere çeşitli dosyalar hazırladım. Eftalya’nın Türk müziği tarihindeki özgül konumu, birçok ilke imza atması, çevresindeki müzik yoldaşlarıyla kurduğu ilişki hem bir hanendeyi hem de Yorgo Bacanos, Aleko Bacanos, Sadi Işılay, Refik Fersan, Tamburacı Osman Pehlivan ve Selanikli Ahmet gibi devrin önde gelen bestekâr ve sazendelerini çalışmak aynı zamanda bir udî olarak bana cazip geldi.

Bu kitap çalışması sırasında Eftalya ile ilgili şaşırdığınız ya da özel bulduğunuz bir anekdot var mı?

Maceracı ruhu beni oldukça etkiledi. Planlı, programlı olmayıp içinden geldiği gibi kendini yaşamın akışına bırakması, döneminin en ünlü yıldızı olmasına rağmen Boğaziçili küçük kızın sevecenliğini yitirmemesi, ihtiyaç sahiplerine her şartta yardımcı olması hayranlık verici. Dahası sınıf, etnisite, din ve milliyet ayrımı yapmaksızın müziğiyle toplumu kucaklayabilmesi ve aynı şekilde sevgiyle karşılanması son yıllarda bize daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir ruh hâlini hatırlattı. Çocuksu bir muzipliğe sahip olması, maske takarak âdeta karnaval havasında İstanbul’un çeşitli muhitlerinde, gazinolarda arkadaşlarıyla serüven peşinde koşması onu egolarını aşmış, halktan biri olarak görmemi de sağladı.

Bu defa Boğaziçi parlak bir kariyerin son sahnesi oldu

Eftalya Hanım’la beraber anılan “Boğaziçi’nin Büyülü Sesi” tanımını biraz daha açalım. Eftalya Hanım neden Boğaziçi’yle beraber anılıyor?

Her şeyden önce Eftalya’nın yaşamı Boğaziçi’nde Büyükdere’de başlıyor. Jandarma Yüzbaşısı Yorgaki Efendi’nin kızı asıl ismiyle Atanasia Yeorgiadu (1891-1939) güzel sesini ilk defa burada dinleyicisine duyurmuştur. 20. yüzyılın başında Boğaziçi’ne damga vurmuş olan mehtap âlemleri, sandal gezileri eski görkeminden uzaklaşsa bile hâlâ varlığı sürdürmektedir. İki kıyıya konumlanan yalılar, Boğazı çın çın çınlatan bu kız çocuğunun büyülü sesiyle yaz akşamlarını renklendirmişlerdir. Sonraki yıllarda plaklara ve gazino sahnelerine iz bırakacak Eftalya efsanesi böyle başlamıştır. 1930’ların ortasında sosyal ve kültürel bir etkinlik olarak yeniden canlandırılmaya çalışılan mehtap eğlencelerinin ilk yıldızı yine Denizkızı Eftalya’dır. Yalnız bu defa Boğaziçi parlak bir kariyerin son sahnesi olacaktır.

Kitabın girişinde “Bu çalışma bir denizin iki yakasını paylaşan Türk ve Yunan halklarının birbirlerine uzatacakları dost elinin Eftalya’nın sesiyle kavuşmasına vesile olur.” ifadelerini kullanmışsınız. Eftalya, Türk ve Yunan halkı için ortak paydada ne ifade ediyor?

Birbirlerine çok yakın iki kültürün, ortak bir müzik geleneğinin, yüzyıllarca birlikte yaşamanın verdiği toplumsal etkileşim ve birikimin merkezinde önemli bir müzisyendir Eftalya. Siyasetin ayırdığı, kutuplaştırdığı, ötekileştirdiği hattâ kimi zaman düşmanlaştırmaya çalıştığı iki halkın ne kadar fazla benzerliklerinin olduğunu bize hatırlatıyor. Bu yüzden kitabımı iki halkın kardeşliğine ve barışa ithaf ettim. Arka kapakta kitapla ilgili düşüncelerini kaleme alma lütfunda bulunan kıymetli Hocam Prof. Dr. Fatmagül Berktay’ın da benzer şekildeki barışçıl ifadeleri daha iyi bir dünya özleminde ortak paydamız oldu.

Efsanelerin ötesinde gerçek bir hayat hikâyesi bulacaklar

Bu kitabı okuyanları Denizkızı Eftalya’yla ilgili ne bekliyor?

Okurlar, genellikle uzman olmayan ve müzik birikimi zayıf araştırmacıların çok defa yanlışlarla anlattığı bir portreyi dönemin sosyal panoraması içinde ve geniş bir perspektifle tanımış olacaklar. Efsanelerin ötesinde gerçek bir hayat hikâyesi bulacaklar. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Türkiye’nin kültür tarihini bir kadın solistin yaşamı üzerinden öğrenme fırsatı yakalayacaklar. Kendisinden çok şey öğrendiğim kıymetli Hocam Prof. Dr. Ali Ergur, kitabımla ilgili yazdığı yazıda Charles Wright Mills’den yola çıkarak biyografinin, yalnızca tek bir bireyin tekil öyküsü olmayıp, bir dönemin ruhunun, çevresel koşullarının, toplum tasavvurunun izdüşümü olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Benim yapmak istediğim bütün çalışmalarımda işte budur. Okurlardan gelen ilk tepkiler son derece olumlu, kitabım çıktıktan bir ay sonra 2. baskıyı yapması beni çok mutlu etti. Umarım bu ilgi ve teveccühü sonraki çalışmalarımda da kazanabilirim.

Daha fazlasını hak eden bir sanatçı

Eftalya Hanım’ın yaşamına ışık tutan, günümüze kadar yapılmış geniş çaplı ilk kitap örneği bu kitap diyebiliriz sanırım. Böyle bir çalışmaya öncülük etmek konusunda duygu ve düşünceleriniz nelerdir?

Eftalya için yazılmış makaleler, hazırlanmış albümler var. Bilhassa Gökhan Akçura’nın çalışmalarının önemini burada anmak gerekir. Ayrıca Denizkızı Eftalya’nın Anıları da küçük bir kitap şeklinde yayımlanmıştır. Benim çalışmam ise sizin de söylediğiniz gibi bu konuda yapılmış ilk geniş çaplı araştırmadır. Umarım konservatuvarlarımızda tıpkı Safiye Ayla ya da Hamiyet Yüceses gibi ses yıldızlarımızdan biri olan Eftalya hakkında lisansüstü tezler yapılır ve konunun başka yönlerine de ışık tutulmuş olur. Onun icrası, şarkı söyleme tekniği, makam müziği içindeki yerini bir müzikolog olarak inceliyorum ama daha fazlasını da hak eden bir sanatçıyla karşı karşıyayız.

Son olarak Boğaziçi’nin Büyülü Sesi “Denizkızı Eftalya” kitabı ile ilgili eklemek istediğiniz bir başlık, değinmek istediğiniz bir konu var mı?

Böyle bir başlık koyarken aslında o dönemin yaşanmış acılarını, Eftalya’nın var olma mücadelesini, bir geçiş döneminin zorlu aşamalarını gölgede bırakmak, bunları yok saymak ve meseleyi romantize etmek değildi amacım, ama kabul etmek gerekir ki Eftalya efsanesi, küçük bir kız çocuğunun öyküsü olarak Boğaziçi’nde başladı ve Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin sahnelerindeki ilk kadın assolist, önemli bir yıldızın yaşamı burada sonlandı. 1936 Ağustos’undaki saatlerce süren, Şirket-i Hayriye etkinliğindeki o konserin ardından ciddi sağlık problemleri yaşadı ve sahnelerden çekildi. Efsanevi kadın yıldızlar için çok kullanılan bir şeydir aslında bu. Edith Piaf için Paris’in sesi denir, Ümmü Gülsüm’e Nil’in sesi yakıştırması yapılır. Ben de Eftalya’nın Boğaziçi’ne ait büyülü bir ses olduğunu düşünüyorum. Bu amaçla böyle bir başlık seçtim kitabıma.

Önceki Yazı

Edebiyat yeni rüyalara ihtiyaç duyuyor

Sonraki Yazı

Beyaz tavşanın peşinde bir ressam: Paulo Rego

Son Yazılar

Sahnede kör oluyorum

Özellikle komedi yapımlarından tanıdığımız ama ters köşe yapan işlerle de seyircilerinin karşısına çıkmayı seven oyuncu Gökhan