Eğitimde dijitalleşme nereye gidiyor?

19 dakikada okunur

Doç. Dr. Nevzat Özel
nevzatozel@gmail.com
Ankara Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü
Dijitalleşme ve eğitim ilişkisi pandemi süreci içerisinde daha da önem kazandı ve görünür oldu. Görünürlüğün sağlıklı olması için online öğreticilerin yetiştirilmesi gerekiyor.

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin sürekli gelişiyor olması tüm sektörleri etkiledi. Dolayısıyla salgın öncesinde de her sektör için ciddî bir dijitalleşme eğiliminden bahsediliyordu. Dijitalleşme kültür alanında faaliyet gösteren kütüphaneleri, arşivleri ve müzeleri ilgilendirdiği gibi eğitimden emlak sektörüne, otomotivden sanayisine kadar aklımıza gelebilecek her alanı ciddî boyutlarda etkiledi. Dolayısıyla bu dijital kültür ve dijitalleşme mevzusu yeni yeni gündemimize giren hususlar değil. Daha öncesinde de var olan bir konuydu ama bugünün ortamında özellikle bu küresel salgın sonrasında çok daha önem kazanmış ve hayatımızdan çıkmayacak derecede düşünmemiz gereken bazı hususları gündeme getiriyor.
Bugün geleneksel yöntemler ile sunulan bilgi kaynakları yerini hızlı bir şekilde elektronik kaynaklara bırakmış durumda ve hâlâ basılı kaynaklar yoğun bir şekilde kullanılıyor. Mesela doğrudan dijital bir kütüphane olarak organize edilen tamamen elektronik olan kütüphanelerden de bahsetmemiz mümkün. Yoğun bir şekilde yayıncılık sektörünün değişimi maliyetler, ekonomik durumlar vs. düşünüldüğünde hızlı bir şekilde özellikle önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde bu sektörün daha fazla dijital olacağı ve elektronik kaynakların ön plana çıkacağı söylenebiliyor. Tabiî ki basılı kaynaklara olan bir tutkumuz var. Yani bir kitapsever birey için elektronikleşmek bazen kitabın kokusundan mahrum kalıyor şeklinde de yorumlanabiliyor. Ama gelecekte kütüphanelerin daha çok sosyalleşme mekânlarına dönüşeceği düşüncesi karşımıza çıkıyor ve elektronik kaynaklarla daha fazla içli dışlı olacağız gibi görünüyor.

Kütüphaneler topluma yön veren kurumlardır
Kütüphaneler toplumun can damarlarıdır. Bilmediğiniz bir şeyi öğrenmek için başvurabildiğimiz en önemli kaynaklardan bir tanesi kütüphanelerdir. Tabiî ki bugün araştırmalar şunu gösteriyor. Bir bilgi ihtiyacı duyduğunuzda ilk olarak Google’a ya da Yandex’e yazıyorsunuz… Ama sonuç olarak, asıl denetimli ve kontrol edilmiş bilimsel içerikleri bulacağınız mekânlar kütüphanelerdir. Dolayısıyla bunlar özellikle oluşturulmuş koleksiyonlardır. Bu kapsamda kütüphaneler topluma yön veren kurumlardır. Aynı şekilde bireylere “e-Devlette HES kodu nasıl alınır?”, “Nüfus örneğini e-devletten nasıl alabilirsiniz?”, “Elektrik aboneliğinizi nasıl yapabilirsiniz?” şeklinde çeşitli dijital becerileri kazandırma eğitimlerini verecek kurumlara dönüşmüş durumda. Sözün kısası hayatın vazgeçilmez bir parçası olmasına yönelik olarak kütüphanelerin eylemleri var. Bu bağlamda bilgi ve belge yönetimi bölümlerinde yetiştirilen öğrencilerimiz de toplumun bu şekilde yönlendirilmesi ve bilgiyle doğru bir şekilde buluşturulması anlamında önemli profesyoneller olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada dijital kültürün topluma kazandırılmasında kütüphanelerin, kütüphanecilerin, bilgi ve belge yöneticilerinin oldukça önemli olacağını söyleyebiliriz.
Bugün eğitimin dijitalleşmesi ile bilgi ve iletişim teknolojileri bağlamında olayı değerlendirdiğimizde dijital kültür, dijitalleşme hususları, eğitim kaynakları ve bilgi kaynaklarının hepsinin artık dijital ortamda sunulduğunu görüyoruz. Peki, bunları nasıl kullanmamız gerekiyor? Bununla ilgili olarak, bu süreç bizi nasıl etkiledi? Elbette bunun öncesinde hasbelkader bu konuya ilgi duyan sektörler, alanlar bununla ilgili düzenlemelerini yapıp kullanımlarına sunuyorlardı. Ama Covid-19 krizi herkesi bir anda bu dijital kültürün içerisine olduğu gibi attı.
Burada şunu iyi ayırt etmek gerekiyor. Teknoloji bir araçtır. Yani amacımız teknolojiye sahip olmak değil. Önemli olan sahip olduğumuz teknolojiyi hizmet, iş ve eğitim sektörlerinde doğru bir şekilde kullanabiliyor olmak. Dolayısıyla burada tüm bireylerin bu teknolojiyi işleri bağlamında doğru bir şekilde kullanıyor olması önem taşıyor. Bireylerin bu davranışları ve uygulama biçimleri ilerleyen süreçlerde devam edecek. Bunlar dijital araçları kullanıyor olmak noktasında devam edecek.
Çevrim içi öğreticiler yetiştirmemiz gerekiyor
Eğitimde yaşanan dijitalleşme sürecinde önemli olan bireylerin dijital kültürü doğru kullanabiliyor olmalarıdır. Çevrim içi öğreticiler yetiştirmemiz gerekiyor. Gerçekten öğretmenlerimiz hasbelkader bu süreci kurtardılar ve bir şekilde sistemlere adapte oldular. Bu süreçte kamerasını ve sesini açtılar. Slaytlarını paylaşarak derslerini verdiler ama bu bir uzaktan eğitim değildi. Diğer bir deyişle uzaktan eğitim bireylere çok daha fazla imkânlar sağlıyor. Uzaktan eğitim çeşitli ölçme ve değerlendirme araçlarıyla öğrenmeyi çok daha fazla kolaylaştırıcı hususları bünyesinde barındırıyor. Dolayısıyla bu süreçte dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan bir tanesi kütüphanelere hem dijital eğitim hem de dijital bilgi kaynakları ile eğitimi buluşturma hususunda önemli görevler düşüyor. Bir diğer nokta da dijital ortamdaki bilgilere doğru erişebilmek, doğru kullanabilmek ve değerlendirebilmek. Bunların eğitimlerinin de kütüphaneler tarafından verilmesi dijital kültürün bu denli arttığı bir ortamda mutlaka atlanmaması gereken önemli hususlardan bir tanesidir. Bu süreçte eğitim dijitalleşiyor ve gelecek dönemde kütüphaneler daha fazla dijital kaynakla eğitimi destekliyor olacaklar.
Dijital kültürün farklı ülkelerde bulunan bireyleri bir araya getirmek gibi bir avantajı da var. Örneğin bu süreçte üniversitelerde webinarlar gelişti. Uluslararası webinarlar yapıldı. Japonya’dan, Amerika’dan ve diğer ülkelerden bireyleri toplantılara bağlanarak bir araya geldi. Bu elbette dünyadaki uluslararası çalışmaların daha da önem kazanmasına vesile olacak. Bu tip olanaklar çok daha kolaylaşacak. Dolayısıyla dijital kültür bizlere daha fazla iş olanağını kazandırmış olacak.
Kütüphaneler eğitimin vazgeçilmez bir parçası
Bireylerin kütüphaneye gitme davranış biçimi değişmiş durumda. Uluslararası araştırmalar şunu gösteriyor ki “eğer bir kitap kütüphanede var veya o bilgi sadece kütüphanede var.” diye bunu biliyorsan o zaman kütüphaneye gidiliyor. Aradığınız kitap ya da bilgi kütüphanede yoksa normalde kütüphaneye gidilmiyor. Yani kütüphaneleri dolu olarak görüyoruz, ama daha çok çalışma salonları haline dönüştü. Görüyoruz ki öğrencilerimiz burada test çözüyorlar yani sınavlara ve üniversiteye hazırlanıyorlar. Daha sessiz, sakin bir ortam olması ve motive ediyor olması nedeniyle kütüphaneleri tercih ediyorlar. Tabiî ki biz bunu önemsiz görmüyoruz. Burada önemli bir şey çünkü orada o çalışmayı yaparken gözüne takılacak bir kitap belki hayatını değiştirecek.
Aynı zamanda bireylerin bilgiye ulaşmaları daha çok elektronik ortam üzerinden erişimle gerçekleşiyor. Tüm dünyada insanların bir şeyi ararken yaptığı ilk davranış “Ben bunu internetten arayayım.” oluyor. Dolayısıyla kütüphanelerin internete taşınıyor olması önem taşıyor. Daha çok kaynakların dijitalleşiyor olması da önem arz ediyor. Bireylerin dijital içeriklere erişme istekleri daha da arttıyor. Süreli yayınları dijital olarak görmek istiyorlar. Ödünç verme işlemlerini de elektronik olarak gerçekleştiriyorlar. Dijital hizmetlerin verildiği kütüphaneler daha fazla görünür hale geliyorlar. Bu ortamda kendi kütüphanenizde fizikî olarak yaptığınız bir toplantıyı düşünün. Bu toplantıda çayınızı, kahvenizi aldınız ve 20 tane kullanıcı gelerek bunlar da o sohbete dahil oldular. Şu an belki 20’ye yakın kişi var ama sonrasında bu katlana katlana 100, 200, 300, 400, 500 ve yıllar içerisinde binlerce kişiye bu video ulaşacaktır. Bu yüzden dijital ortama aktardığınız da kalıcılığı ve kitlelere ulaşma şansı daha fazla artmış oluyor diyebiliriz.
Daha fazla görünür olması bağlamında farklı disiplinler ile işbirliği içerisinde çalışıyor olmaları oldukça önemlidir. Kütüphaneler eğitimin vazgeçilmez bir parçasıdır. Dolayısıyla dijital eğitim düşünüyorsak dijital bilgi kaynakları ile bu eğitimi desteklemek oldukça önem taşıyor diyebiliriz.
Covid, dijitalleşme ve üniversiteler…
Dünyada uluslararası üniversitelerin Covid-19 krizinin daha öncesinde planladıkları bir süreç vardı. Hem eğitimin dijital hale getirilmesi hem de bu içeriklerin tüm dünya ile paylaşılıyor olması için çalışıyorlardı ve şöyle bir düzen kuruluyordu. Örnek olarak, Harvard Üniversitesi’nden aldığınız bir kursu Stanford Üniversitesi’nde transkriptinize saydırabiliyorsunuz. Orada aldığınız bir dersi başka bir üniversitede, “ben bu dersi aldım.” diye saydırıp mezuniyetinizde rol oynamasını sağlayabiliyorsunuz. O zamanlar bu durum Türkiye için çok yeni kavramlardı.
Covid süreci ile birlikte açık ders malzemelerinin sunulduğu özellikle Coursera ve edX gibi iki en büyük sistemde büyük üniversitelerin dersleri ücretsiz olarak sunuldu. Bunlar San Diego Üniversitesi, Harvard, MIT Üniversitesi, Cambridge, Oxford gibi aklınıza gelebilecek dünyanın ilk 100’de yer alan büyük üniversiteler olduğu söylenebilir. Normalde bunu daha önce de sunuyorlardı ve o kurslardan sertifika almak istediğinizde 39 dolardan 500-1000 dolarlara varan ücretler alıyorlardı. Ama bu süreçte, “Bu Covid krizi nedeniyle biz bu ücretleri almayacağız. Herkes buradan aldığı kursları sertifikayla alabilir.” gibi bir yaklaşıma gittiler. Dolayısıyla kurumsal anlaşmalar ile bu eğilim çok fazla ön plana çıktı.
Doğrusu bugün çok şey kabul olabilir, ama imkânsız gibi gözüken birçok şey de çok yakın bir zamanda mümkün gözüktü. YÖK’ün bu kapsamda 16 üniversitede başlattığı bir dijital dönüşüm projesi var. Dolayısıyla bugün kendi mesela, “başka üniversitelerden aldığım dersleri saydıracağım.” uygulaması bulunuyor. Yani üniversitemizin “en azından 2 tane seçmeli dersini bu tip edX ve Coursera gibi iki büyük açık ders malzemelerinin sunulduğu sistemde sertifikalandırdıkları dersleri sayacağımız” yönünde bir düşüncesi var. Cambridge, Harvard gibi büyük üniversiteler pandemi sürecinde eğitimlerine online olarak devam etti. YÖK vakıf üniversitelerini Uzaktan Eğitim Merkezleri kurma konusunda bilgilendirdi ve onların dijital dünyaya hazırlamak üzere bir yatırım yaptı.
Eğitim sektörü ciddi bir atılım içerisinde
Aynı bağlamda Millî Eğitim Bakanlığı’nın yanı sıra eğitimle alakalı tüm kurum ve kuruluşlar online eğitime yatırım yaptıklarını söylemek mümkündür. Bu anlamda eğitim sektörünün ciddî bir atılım ve gelişim içerisinde olduğu söylenebilir. Kütüphaneler mutlaka bu gelişime entegre olmak zorunda ve bu noktanın kaçırılmaması gerekiyor.
Tüm toplumun dijital kaynaklara erişebilmesini ve yaşam boyu öğrenmeyi önemseniyor. Bu bağlamda hayat sadece Millî Eğitim Bakanlığı ya da üniversitelerdeki eğitimle sınırlı değildir. Tüm toplum bu eğitim sürecine devam ederken belediyelerimizin bu bağlamda sunduğu kütüphane hizmetlerinden faydalanmaya devam edecekler. Rize’deki bir belediyenin dijital kaynaklar sunuyor olması açıkçası o bölgenin vatandaşlarına o hizmeti veriyor olması önem arz ediyor.
Dijital kültür, dijital beceriler ve dijital alışkanlıklar arttıkça kullanıcılarımız da kütüphanelerden dijital kaynak talep etmeye başlıyor olacaklar. Görmeyen bireyler için daha önce sesli kitaplar varken bugün gören bireyler için de sesli kitaplar oldukça önem taşıyor. Sadece dezavantajlı bireyler için değil aynı zamanda tüm toplum için bu tip multimedya yani çoklu ortam kaynakları artacak ve önem kazanacak.

Önceki Yazı

Kütüphane şehri çocukları

Sonraki Yazı

Halk kütüphanelerine açılan yeni kapı “AVM kütüphaneleri”

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye